|
SAİD
NURSİ'Yİ DOĞRU ANLAMAK
KÖTÜLÜĞE RAĞMEN AFFEDİCİ OLABİLMEK
Affetmek
üstelik de haklı olduğu halde tüm haklarından feragat ederek bağışlayıcı
olmak Kuran ahlakının bir gereğidir. Bu nedenle müminler affetmeyi
bir ibadet olarak değerlendirirler. İslam tarihine baktığımızda
sahabelerin, İslam alimlerinin kısacası tüm inananların yaşamlarının
da, çektikleri sıkıntılara rağmen, üstün ahlaklarının bir göstergesi
olan affedicilik örnekleriyle dolu olduğunu görürüz.
Örneğin Bediüzzaman Said Nursi samimiyeti, sabrı ve ihlası ile tüm
müslümanlara örnek olmuş değerli bir insandır. Tüm yaşamını Allah'ın
rızasını kazanmak için çalışarak geçirmiştir. Hayatı boyunca karşılaştığı
tüm kötü insanlara, başına gelen tüm kötülüklere karşı hep affedici
olmuş, yapılan haksızlıklara sabırla ve hoşgörüyle karşılık vererek
başına gelen bütün zorluklara güçlü imanı sayesinde en güzel tavrı
göstermiştir. Sadece insanların dünya-ahiret iyiliğini gözeten Bediüzzaman,
görüşlerini yaymak için yaptığı her çalışmada bir baskı ile karşı
karşıya kalmıştır. Bediüzzaman'ın fikirlerinden rahatsız olan bazı
odaklar onu tehlikeli gördükleri için etkisizleştirmek istemişler
ve rüşvet olarak altın teklif etmişlerdir. Bunun üzerine "Maarifi
tehir, maaşı tacil nedendir?" diye sorup bunu kesinlikle kabul
etmeyen zamanın en hayırlı insanını akıl hastanesine kapatmışlardır.
Kendisine yapılan bu kötülük karşısında dahi affedici ve uzlaşmacı
bir tutum izleyen Said Nursi doktorlardan aklî melekelerinin sapasağlam
olduğuna dair bir rapor alarak sabırla ve tevekkülle görüşlerini
açıklamaya devam etmiştir.
Genellikle inanç farklılıklarından kaynaklanan ve iyilerle kötülerin
mücadelesi olarak özetlenebilecek bu mücadelede önemli olan; kötülüğü
iyilikle savmak, var olan husumeti ortadan kaldırabilecek kadar
güzel bir ahlak göstermek ve gerektiğinde de düşmanca hareketleri
kolaylıkla affedebilmektir. Allah ayetinde haklarına bir saldırı
olduğunda müminlerin birlik olmalarından bahsederken affedici olmayı
da şöyle teşvik etmektedir:
Ve
haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.
Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama
kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun
ecri Allah'a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez. (Şura Suresi,
39-40)
Ayette
haber verilen bu Kuran ahlakına uygun yaklaşımı Bediüzzaman'ın hayatının
her aşamasında görürüz. Toplumda iyilikten çok kötülüğün yaygınlaşmasını
isteyenlerin kendisine karşı kurduğu düşmanca tuzaklara rağmen,
o sadece Allah'a yönelerek hareket etmiştir. Dünyadan hiçbir şey
beklemeden geçirdiği hayatında Allah'a yakınlaşacak yollar aramış
ve türlü sıkıntılarla karşılaşmış olmasına rağmen yol olarak affedicilik
yolunu benimsemiştir: Rusya'da esir düşerek yaklaşık üç yıl süren
esaret hayatının, Burdur'a, ardından Barla'ya sürülmesinin, kendisi
için bir imtihan olduğunu bilen Bediüzzaman Said Nursi, bu olaylarda
rolü olan insanların zahiren bir kötülüğü dokunuyormuş gibi görünseler
de hepsinin Allah'ın kontrolünde olan aciz varlıklar olduğunu, dünyadaki
imtihanın bir gereği olarak bu şekilde hareket ettiklerini bildiği
için yine Allah rızasını gözeterek affedici davranmıştır.
Bediüzzaman'ın göğüs gerdiği bu sıkıntılar karşısındaki tavrı hapishanede
geçirdiği yıllarda yazdığı risalelerde de görülmektedir. İçinde
bulunduğu şartların zorluğuna rağmen mücadelesine devam ederek böyle
bir durumda da yapılması gerekenin ne olduğunu yine kendisi güzel
ahlakıyla örnek olarak göstermiştir. Kendisine zorluk çıkaran ve
hapishanede kalmak durumunda bırakan kişilere Bediüzzaman her zaman
"hakkımı helal ettim" şeklinde cevap vermiştir.
Her tutum ve davranışında yalnızca Rabbine yönelen Bediüzzaman kendisi
ile ilgili her türlü haktan peşin olarak vazgeçmiş mübarek bir insandır.
Dünya hayatına hakettiği gerçek değeri vererek, yalnızca ahireti,
Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini umarak müslümanlara hizmete
kendini adanmıştır. Hangi şart ve koşulda olursa olsun kendinden
ziyade müslümanlara hizmete öncelik vermiştir. Üstün ahlakıyla İslam'ın
menfaat ve çıkarlarını koruyarak, her zaman için Allah'a gönülden
teslim olmuş bir ahlakla olayları değerlendirmiştir. Her olaya hayır
ve hikmet gözüyle bakmayı bilen Bediüzzaman, dünya hayatının yalnızca
bir hizmet yeri ve sıkıntılarla ya da güzelliklerle denemeden geçirildiğimiz
bir yer olduğunu bildirerek, Allah'ın yazdığı kaderin güzelliğini
yaşarken, bu teslimiyetin mükafaatını şöyle ifade etmektedir:
…Eğer
sabretse, musibetin mükafatını düşünse, şükretse, o vakit her
bir saati bir gün hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur.
Hatta bir kısmı var ki bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer.
(Risale-i Nur Külliyatı, Lemalar, s.10)
87
yıllık ömrü boyunca şahsının değil sadece dinin menfaatlerini gözetip
koruyan Bediüzzaman türlü sıkıntı karşısında affedici bir tavır
göstererek Kuran ahlakının yaşanmasında öncülük etmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi'nin başına gelenler günümüzde de Kuran ahlakını
yaşamak ve yaymaya çalışmak isteyenlerin başına gelebilir. Fakat
onlar da geçmiş dönemde yaşayan salih müminler gibi olayların gerçek
mahiyetini bilerek hareket eder, kötülüğü örgütleyip düzenleyenlerin
aslında müstakil gücünün olmadığını, Allah'ın müminlerin samimiyetlerini
denemek için onları vesile kıldığını bilirler. Kendilerinden önce
yaşamış samimi müslümanların başına geldiği gibi Allah'ın sünneti
olarak kendilerinin de böyle olaylar yaşayacağının bilincinde olan
müminler kendilerine haksız ithamlarda bulunanlara, kötülük yapanlara
karşı affedici olarak Kuran'da tarif edilen üstün ahlakın kendi
üzerlerinde tecelli etmesini isterler.
|