|
BEDİÜZZAMAN'DAN
GÜNÜMÜZE HATIRLATMALAR - 2
"AKLI GÖZÜNDE OLAN MANEVİYATTA KÖRDÜR"
İnsanın
sadece çevresinde gördüğü canlılar ve ortam üzerinde düşünmesi bile
tüm evrenin üstün bir Yaratıcı'nın eseri olduğunu kavrayabilmesi
için yeterlidir. Kuşların, atların, balıkların, güllerin, ağaçların,
gökyüzünün, yıldızların, Dünya atmosferinin, içtiği suyun, Güneş
Sistemi'nin kısacası herşeyin sonsuz güç sahibi Allah tarafından
yaratıldığını, aklını ve vicdanını kullanarak düşünen herkes kavrayabilir.
Risale-i Nur Külliyatı'nın hemen her satırında son derece hikmetli
bir şekilde Allah'ın varlığını ve kudretini anlatan Bediüzzaman
Said Nursi, herkesin anlayabileceği bir mantık yürütmeyle bu apaçık
gerçeğin görülebileceğini şöyle hatırlatmıştır:
"Bir
köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz; sahipsiz olamaz.
Bir harf katipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet
derecede muntazam şu memleket Hakimsiz olsun?" (Muhakemat,
s.104)
Görüldüğü
gibi Allah'ın varlığı apaçıktır ancak buna rağmen Allah'ın varlığına
iman eden, O'nun kudretini takdir edebilen insan sayısı çok azdır.
İnsanların bu apaçık gerçeği kavrayamamalarındaki en büyük etkenlerden
biri ise kuşkusuz yaşamlarının yalnızca dünya hayatından ibaret
olduğunu düşünmeleri ve yalnızca dünyaya yönelik idealler edinmeleridir.
Bundan dolayı da herkes gibi bir gün öleceklerini, öldükten sonra
karşılaşacakları olayları, onları bekleyen sonsuz bir yaşamın olduğunu
ve bu yaşamın dünyada yaptıklarına göre şekilleneceğini düşünmemeleridir.
Bediüzzaman Said Nursi inkar edenlerin bu kayıtsızlığına ve anlayışsızlığına
olan hayretini şöyle dile getirmektedir:
"Dünyada
en hayret edilecek birşey varsa, o da bu inkardır. Çünkü kainatın
mevcudatındaki hadsiz intizamat ve hikmetleriyle, vücud ve vahdetine
şahitler bulunduğu halde, O'nu görmemek, bilmemek ne derece körlük
ve cehalet olduğunu, en cahil de anlar." (Lem'alar, s. 299)
Bediüzzaman
tarafından "körlük ve cehalet" olarak nitelendirilmiş
olan bu durum Kuran'ın bir ayetinde "Onlar, dünya hayatından
(yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır."
(Rum Suresi, 7) şeklinde tarif edilmektedir. Gerçekten de inkar
edenler dünyayı sadece bir madde yığınından ibaret olarak görürler,
yani sadece gözleriyle gördükleri, kulaklarıyla duydukları şeylerin
varlığına inanırlar. İşte bu, onların dünya hayatının yalnızca dışta
olanını bilmeleri anlamına gelmektedir. Onun dışında yani duyularıyla
algılayamadıkları şeyleri ise inkarcılar kabul etmek istemezler.
Bediüzzaman; "Herşeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir.
Göz ise maneviyatta kördür." (Mektubat, s. 523; Muhakemat,
s.15) sözleriyle inkar edenlerin gerçekleri anlamama sebebini
açıklamıştır.
Üstad'ın tanımlamasıyla, "akılları sadece gözlerinde olan"
ateistlerin ve materyalist zihniyetteki kimselerin iddiaları, tek
gerçek varlığın madde olduğu ve bu maddenin de ezelden beri var
olduğudur. İnkar eden bu kimseler kendi zanlarınca maddenin hiç
yok olmayacak, sonsuza kadar varlığını sürdürecektir. Kuşkusuz bunlar
günümüzde bilimsel olarak da geçersizliği ortaya konmuş fikirlerdir.
Modern bilimin bugün ulaştığı nokta, evrenin bir başlangıcı olduğunu
ve sonu da olacağını söylemektedir. (Detaylı bilgi için bkz. Harun
Yahya'nın Allah Akılla Bilinir ve Kuran Bilime Yol Gösterir isimli
kitapları)
Tüm bunlar ortada olduğu halde yukarıda tarif ettiğimiz zihniyetteki
kişilerin bu konularda büyük bir fikri saplantı içinde olmalarının
gerçek nedeni şudur: Hesap verecekleri, sonsuz kudret sahibi bir
Yaratıcı'nın varlığını reddetmek ve dolayısıyla inancın gereği olan
sorumluluklardan kaçmak… Oysa bu çabalarının hiçbir anlamı yoktur;
çünkü insan tüm alemlerin Rabbi olan Allah'ın karşısında son derece
acizdir. Bu nedenle gerçekleri görmezden gelmek inkar edenler için
asla bir kurtuluş değildir. Aksine onları dünyada Allah'ın rahmetinden
uzak, sıkıntılı bir hayat; ahirette ise şiddetli bir azap beklemektedir.
Şunu da belirtmeliyim ki, söz konusu kişiler maddeye olan körü körüne
inançlarından ötürü, sadece kendilerine zarar vermekle kalmazlar;
bu kimseler aynı zamanda çevreleri için de bir huzursuzluk kaynağıdırlar.
Çünkü insanları sadece bir madde yığını olarak değerlendiren bir
kimseden çevresine karşı insaniyetli olmasını -şefkat, merhamet,
sevgi, saygı göstermesini- beklemek mümkün değildir. Maddiyata verdiği
önem, kişinin gün geçtikçe manevi duygularını kaybetmesine ve yozlaşmasına
neden olacaktır. Bediüzzaman Said Nursi maddiyata verilen önemin
maneviyatı nasıl körelttiğine bir ifadesinde şöyle dikkat çekmiştir:
"Maddiyata
çok tevaggul eden (uğraşan) ve gittikçe maneviyattan tebaud eden
(uzaklaşan) ve nura karşı gabileşen (anlayışsız olan) ve kabalaşan
ve aklı gözüne inen ve büyük bir feylesofun münkirane sözü maneviyatta
nazara alınmaz ve kıymetsizdir." (Şualar, s. 85)
Maddiyata
yönelip, sadece maddiyata değer verenler her yönden son derece büyük
bir kayıp içindedirler. Bediüzzaman da; "Kim bir şeyde çok
tevaggul etse (uğraşsa), galiben başkasında gabileşmesine (anlayışsızlaşmasına)
sebebiyet verir. Bu sırra binaendir ki: maddiyatta tevaggul eden
(uğraşan) maneviyatta gabileşir (anlayışsızlaşır) ve sathi olur."
(Muhakemat, s.15) sözleriyle bu sırra dikkat çekmiştir:
İnsanın
maneviyatı köreldiğinde, vicdanı da devre dışı kalmış demektir.
Üstad'ın dikkat çektiği sathilik, artık o kişinin düşünce tarzına,
insaniyetine, olaylara bakış açısına kısacası yaşamının her anına
yansır. Bir sonraki yazımda Bediüzzaman'ın insanlardaki manevi sathileşme
konusunu nasıl değerlendiğiyle birlikte, bunun zararlarına da değineceğim.
|