BEDDİUZZAMAN'IN ALLAH'A OLAN GÜVENİ

Allah'ı seven ve Allah'ı birleyen müminlerin yalnızca kendilerine has ve onları diğer insanlardan ayırt etmeye vesile olan bir çok alameti vardır. Bunlardan biri de aksilik gibi görünen zor olaylar karşısında hiçbir zaman itidallerini kaybetmemeleri, hüzne kapılmamaları ve ümitsizliğe düşmemeleridir. Bu, iman edenlerin Allah'a duydukları güvenin, Allah'ın sonsuz akıl sahibi olduğunu bilmelerinin bir neticesidir.

İnkarcılarla kıyas yapıldığında müminlerin bu özelliği çok belirgin olarak ortaya çıkar. Çünkü insanların bir çoğu olaylar istedikleri gibi gitmediğinde, bir zorlukla karşılaştıklarında, maddi bir kayba uğradıklarında bu durum onların bütün dünyasını alt üst eder. Neşeleri kaçar, sinirlenir ve saldırganlaşırlar. Genel tavırları yokolur ve yerine bambaşka bir insan haline gelirler. Çoğu kargaşa, kavga, cinayet, yaralama olayları insanların böyle sıkışık anlarında meydana gelir. Bu, Allah'ı tanımamanın ve Allah'a güvenip dayanmamanın sonucudur. Eğer bir insan iyi ve kötü görünen tüm olayların, dünya üzerindeki bütün insanların Allah'ın kontrolünde olduğunu bilmezse, Allah'ı gereği gibi tanıyıp takdir edemezse o zaman olaylardaki güzellikleri ve hayırları da göremez. Bir aksiklik karşısında korkar, işlerin kötüye gittiğini düşünür, panik olur ve ümitsizliğe kapılır. Halbuki iman edenler yaratıcıları olan Allah'ı çok iyi tanır ve bilirler. Dünyadaki bütün güzellikleri yaratan bizim için Allah'tır.

Hoşumuza giden herşeyi, kokladığımız güzel kokuları, yediğimiz lezzetli yiyecekleri, yağmuru, güneşi, ayı, ormanları, ağaçları, gülleri, menekşeleri, renkleri, kıyafetleri, ışığı, okuduğumuz kitapları, teknolojiyi, ve insanlara kolaylık olan tüm nimetleri bizim için yaratan Allah'tır. Allah kullarına olan merhametinin ve sevgisinin bir işareti olarak bizlere bu nimetleri vermiştir. Hoşumuza giden, sevdiğimiz, nefsimizi tatmin eden herşeyi şöyle bir aklımızdan geçirelim. Bize kolaylık olan ve olmadığında zor durumda kalacağımız nimetleri hatırlayalım. Örneğin günlük hayatımıza girmiş olan telefon, buzdolabı, arabamız, evimiz, televizyon, radyo ve bunlar gibi binlercesi... Bütün bunları bize veren Allah'tır. Bize fayda ve kolaylık getiren tüm imkanlar bize Yaratıcımız tarafından sunulmuştur. Bu, Allah'ın sonsuz sevgisinin, sonsuz merhametinin, aklının ve sanatının eseridir.

Müminler Allah'ın bu sonsuz sevgi ve merhametini bildikleri için her ne şart altında olursa olsun her zaman herşeyde bir hayır olduğunu bilir ve Allah'a güvenirler. Zorluklar karşısında hiçbir zaman neşelerini kaybetmez ve morallerini bozmazlar. Ancak önemli olan insanın bu konu için kendisine hiçbir sınır koymamasıdır. Belirli şartlarda Allah'a güvenip çok zor altında kalındığında bu güvende bir azalma olması veya herhangi bir şekilde kalpte tereddüt oluşması iman zaafiyetinden kaynaklanır. Ama Allah'a güçlü bir bağlılıkta insan ölüm tehlikesi altında bile olsa ya da dünya hayatında olabilecek bütün nimetler elinden alınmış da olsa Allah'a olan sevgi ve vefası hep baki kalır.

Takva konusunda müminlere örnek olan Bediüzzaman Sadi Nursi'nin yaşamı, zor şartlardaki hal ve tavrı müminler için çok güzel bir örnektir. Bediüzzaman çok kez hiçbir suçu olmadığı halde bütün dost ve arkadaşlarından tecrit edilerek bir hücrenin içine hapsedilmiş ve bütün hakları elinden alınmıştır. Katillerin ve en azılı suçluların affedildiği bir dönemde Bediüzzaman için hiçbir kolaylık oluşturulmamış ve içinde bulunduğu koşullarda iyileştirme dahi yapılmamıştır. Zaman zaman insanlarla gözgöze gelmesini bile engellemek için bulunduğu yerde tüm kapı ve pencereler kapatılarak hiç kimseyle görüştürülmemiştir. İnsan kendisini Üstad'ın yerine koyup öyle bir ortamın içinde hayal ettiğindekoşulların ne kadar zor olduğunu biraz olsun anlayabilme imkanı elde edebilir.. İnsanlar için tek bir günü bile hiçbir ses duymadan hiçkimseyi görmeden geçirmek son derece büyük bir sıkıntıyken, haftalar, aylar, yıllar boyu hapishanelerde ve sürgünlerde binbir zorluk ve sıkıntı içinde bir yaşam sürmek ve bir an bile olsun hiçbir şikayette bulunmamak çok üstün bir ahlakın göstergesidir.Bediüzzaman tüm bu koşullar altındayken bile, başına gelen olayların güzel yönlerini ve hikmetlerini anlatarak her zaman Rabbine olan güven ve sevgisini dile getirmiştir. Bediüzzaman'ın Allah'a olan bağlılığını ve olaylardaki hikmetli yönleri görebilme yeteneğini şu satırlardan açıkça anlamak mümkündür:

"Siyaseti terk ve dünyadan tecerrüt ederek bir dağın mağarasında ahireti düşünmekte iken, ehl-i dünya zulmen beni oradan çıkarıp nefyettiler. Halık-ı Rahim ve Hakim o nefyi bana bir rahmete çevirdi. Emniyetsiz ve ihlası bozacak sebeplere haruz o dağdaki inzivayı; emniyetli, ihlaslı Barla dağlarındaki halvete çevirdi. Rusya'da esarette iken niyet ettim ve niyaz ettim ki, ahir ömrümde bir mağaraya çekileyim. Erhamürrahimin bana Barla'yı o mağara yaptı, mağara faidesini verdi. Fakat sıkıntılı mağara zahmetini, zayıf vücuduma yüklemedi... Hem ehli dünya bütün kötülere vesika verdiği ve canileri hapisten çıkarıp affettikleri halde, bana zulüm olarak vermediler. Benim Rabb-ı Rahimim , beni Kur'an hizmetinde ziyade istihdam etmek ve Sözler namıyla envar-ı Kur'aniyeyi bana fazla yazdırmak için, dağdasız bir surette beni şu gurbette bırakıp, bir büyük merhamete çevirdi..."(Onüçünçü mektup, s. 46-47)