|
BEDİÜZZAMAN'DAN
GÜNÜMÜZE HATIRLATMALAR - 10
HERŞEYDE ALLAH'A DAYANIP GÜVENMENİN ÖNEMİ
İnsanların
yaşadıkları tüm sıkıntılar, endişeler, korkular, sonsuz kudret sahibi
olan Allah'a tevekkül etmemekten, O'na dayanıp güvenmemekten dolayı
içine düştükleri çaresizlikten kaynaklanır. Halbuki insan farkında
olsun ya da olmasın, kabul etsin ya da etmesin Allah'a teslim olmuş
şekilde yaşamaktadır. Kimse Allah'ın izni olmaksızın hiçbir şey
yapmaya muktedir değildir ve Allah'tan gelecek her hayra muhtaçtır.
Bu gerçekleri gözardı ederek, zorluklar karşısında direndiğini,
olaylara hakim olabileceğini düşünen bir kimse ise çok büyük bir
gaflet ve akılsızlık içindedir ve bu beyhude çabası sonucunda bir
çözüme kavuşamadan bitap düşecektir. Bediüzzaman Said Nursi tevekkül
etmeyen bir kimsenin içine düşeceği sıkıntılı ruh halini şu şekilde
ifade etmiştir:
"İnsan
zaîftir, belaları çok. Fakirdir, ihtiyacı pek ziyade. Acizdir,
hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelal'e dayanıp tevekkül
etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azab içinde
kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar. Ya
sarhoş veya canavar eder." (Sözler, 28)
İnsanın
hayatı boyunca karşılaştığı her zorluk, yaşadığı her sıkıntı kaderinde
ne zaman, nasıl, ne olacağı en ince ayrıntısına kadar belirli olan
ve Cenab-ı Allah'ın takdiriyle gelişen olaylardır. İman şuuru olmayan
kimseler, zahiren yaşadıkları veya olması muhtemel bu olumsuzlukların
sorumluluğunu ya kendi üzerlerinde hissederler ya da bir başkasında
aramaya kalkarlar. Ve yaşadıkları bu sorunlara çözümü kendilerinin
bulmaları gerektiğini düşünerek, gelecekleriyle ilgili endişelere
kapılır, başlarına gelebilecek şeyler için önceden korku duyarlar.
Oysa tevekkül, insanı tüm bu korkulardan, endişelerden bağımsızlaştırır.
Bediüzzaman'ın da bizlere sıkça hatırlattığı bu hayati konu, tevekkülü
yaşamayan kimselere tarifi pek mümkün olmayan çok büyük bir rahatlık
ve konfordur. Tevekkül aynı zamanda insanın altına girdiği ağır
yükü üzerinden kaldıran bir nimet, bir rahmettir. Aksi bir anlayıştaki
kişi ise gücünün yetmeyeceği bir konunun vebalini üstlenmiş olmaktadır.
Bediüzzaman insanın tevekkül ve teslimiyeti ile yaşacağı saadetten
şöyle bahsetmektedir:
"Evet
insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde...
Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde
bir şey... Adeta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse
o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları ise;
dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir.
Bu derece âciz ve zaîf, fakir ve muhtaç olan ruh-u beşere ibadet,
tevekkül, tevhid, teslim; ne kadar azîm bir kâr, bir saadet, bir
nimet olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder."
(İman ve Küfür Müvazeneleri, 21)
Bu
konuyla ilgili hatırda tutulması gereken diğer bir husus da, Allah'ın
yarattığı sebeplere sarılmanın gerekliliğidir. Tevekkül etmek sebepleri
tümden reddetmek kesinlikle değildir. Önemli olan tüm bunları vesile
edecek olanın Cenab-ı Allah olduğunu bilmek, sebeplere fiili dua
mahiyetinde sarılmak ve netice ne olursa olsun güzel bir teslimiyetle
karşılamaktır. Samimi olarak iman etmemiş kimseler, kendilerine
Allah'a tevekkül etmeleri hatırlatıldığında, bu konuyu sebeplerden
tümüyle vazgeçmek olarak değerlendirirler ki, çıkardıkları bu sonuç
yine akılsızlıklarının, içinde bulundukları gaflet halinin bir göstergesidir.
Ayrıca bu tür çarpıtmalarla anlamazlıktan gelen, durumu çıkmaza
sokmaya çalışan kimseler Allah'a teslim olmamalarının sonuçlarını
yine kendileri çekmektedirler. Nitekim altına girdikleri ağır yük
onların çabuk yıpranmasına, yaşlanmasına, mutsuz bir hayat sürmesine
sebep olurken; müminler Allah'ın vaadiyle en zor olanda başarılı
olmakta ve en güzel hayatla yaşamaktadırlar.
Sonuç olarak tevekkül, yeryüzündeki herşeyi evirip çeviren, her
canlıyı alnından tutup denetleyen, her şeye muktedir olan Cenab-ı
Hakkın bizlere büyük bir nimetidir. Yaşadığımız zorluk, sıkıntı
gibi görünen anlar da, şüphesiz bizlerin ne kadar aciz birer varlık
olduğumuzu tefekkür ederek herşeyde içten Allah'a dayanıp yönelmemiz
için bir vesile olmaktadır. Bu nimetin şuurunda yaşayan Bediüzzaman
Said Nursi de tevekkülün kıymetini "...öyle bir hazine ve
bir servettir ki, hiçbir şey ile değişilmez." sözleriyle
en hikmetli şekilde ifade etmiştir.
|