SAİD NURSİ'Yİ DOĞRU ANLAMAK

BEDDİUZZAMAN'IN DİKKAT ÇEKTİĞİ DÖRT ÖNEMLİ HASTALIK - 1

İnsanların kamil imana erişmelerini engelleyen, onları Allah'tan ve dinin bildirdiği gerçeklerden uzaklaştıran, şeytanın telkinleri ile insanlara musallat olan manevi hastalıklar vardır. Kibir, kıskançlık, müstağniyet, ümitsizlik, karamsarlık, cimrilik, bu hastalıklardan bazılarıdır. Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur'da sık sık bu manevi hastalıklara yer vermiş, aynı zamanda çarelerini de belirterek, müslümanlara yol göstermiştir. Bediüzzaman Mesnevi-i Nuriye'de ise özellikle dört hastalığın üzerinde durmuş ve bu hastalıkların tedavi çarelerini de açıklamıştır. Bu manevi hastalıklar; ye's, ucb (yaptıklarını yeterli görmek), gurur ve su'-i zandır.

Birinci Hastalık: "Ye's"tir
Kamil imana sahip bir mümin için üzülecek, ümitsizliğe kapılacak bir hadise asla olamaz. Çünkü tüm varlıkların ve tüm olayların Allah'ın kontrolü altında olduğunu, ve Allah'ın yarattığı herşeyin en güzeli ve en hayırlısı olduğunu bilir. Bu nedenle daima Allah'tan razıdır ve hiçbir zaman Allah'ın yardımından ümidini kesmez. Ye's oluştuğu durumlarda ise insanın bu inancında önemli bir zayıflık var demektir. Bediüzzaman ye's hastalığı için şöyle der:

"Arkadaş! Amele ve taate muvaffak olamayan azaptan korkar, yeise düşer. Böyle bir me'yusun gözüne, dinî mes'elelere münafî edna ve zayıf bir emare, kocaman bir bürhan görünür. Böyle birkaç emareyi elde eder etmez, diğer emarelerin saikasıyla ilân-ı isyan ederek İslâm dairesinden çıkar, şeytanın ordusuna iltihak eder. Binaenaleyh a'male muvaffak olamayanlar, yeise düşmemek için şu âyete müracaat etsin:

(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)"

İkinci Hastalık: "Ucb"dur.
Allah bir ayetinde insanların kendilerini müstağni gördükleri için azdıklarını bildirmektedir. Bir insanın ahlakını, işlediği amellerini yeterli görmesi, onu rehavete ve tembelliğe sürükler. Böyle bir insan Allah'ın hoşlandığı "hayırlarda yarışanlar" kullardan olamaz. Bediüzzaman da bu hastalığın tehlikesini şöyle açıklamıştır:

"Arkadaş! Ye'se düşen adam, azabdan kurtulmak için, istinad edecek bir noktayı aramaya başlar. Bakar ki, bir miktar hasenat ve kemalâtı var, hemen o kemalâtına bel bağlar. Güvenerek der ki: "Bu kemalât beni kurtarır, yeter" diye bir derece rahat eder. Halbuki a'male güvenmek ucbdur. İnsanı dalalete atar. Çünki insanın yaptığı kemalât ve iyiliklerde hakkı yoktur; mülkü değildir, onlara güvenemez.

Hem insanın vücudu ve cesedi bile onun değildir. Çünki kendisinin eser-i san'atı değildir. O vücudu yolda bulmuş, lakita olarak temellük de etmiş değildir. Kıymeti olmayan şeylerden olduğu için yere atılmış da insan almış değildir. Ancak o vücud hâvi olduğu garip san'at, acib nakışların şehadetiyle, bir Sâni'-i Hakîm'in dest-i kudretinden çıkmış kıymettar bir hane olup, insan o hanede emaneten oturur. O vücudda yapılan binlerce tasarrufattan ancak bir tane insana aittir.

Ve keza insanın elindeki ihtiyar pek dardır. Havassının en genişi hayal olduğu halde, o hayal akıl ve aklın semerelerini ihata edemez. Bunları, bu kadar büyük iken, nasıl daire-i ihtiyarına idhal edip, onlarla iftihar ediyorsun?

Ve keza şuurî olmaksızın, senin lehine ve aleyhine çok fiiller cereyan etmektedir. O fiiller şuurî oldukları halde, şuurun taalluk etmediğinden sabit olur ki, o fiillerin fâili bir Sâni'-i Zîşuur'dur. Ne sen fâilsin ve ne senin esbabın... Binaenaleyh mâlikiyet davasından vazgeç. Kendini mehasin ve kemalâta masdar olduğunu zannetme. Ve kat'iyyen bil ki, senden sana yalnız noksan ve kusur vardır. Çünki sû'-i ihtiyarınla, sana verilen kemalâtı bile tağyir ediyorsun. Senin hanen hükmünde bulunan cesedin bile emanettir. Mehasinin hep mevhubedir; seyyiatın meksûbedir."

Üçüncü Hastalık: "Gurur"dur.
Gurur bir insan için en büyük belalardan biridir. Şeytanın en belirgin özelliklerinden biri kibiridir ve bu kibiri onun Allah'a karşı itaatsiz ve isyankar olmasına neden olmuştur. Tüm melekler Allah'ın emriyle Hz. Adem'in önünde secde ederlerken, şeytan bu kibiri ve böbürlenmesi yüzünden secde etmemiş ve insana karşı sinsi bir savaş başlatmıştır. Bir insanın yaptıklarını kendinden zannetmesi, bazı özelliklerini kendine mal etmesi kibirin kaynağıdır. Oysa insanı da, yaptıklarını da yaratan Allah'tır ve insan her kim olursa olsun veya her ne yapmış olursa olsun kendisini yoktan var eden, hiçlikken kendisine can veren Rabbine karşı muhtaç ve acizdir. Bediüzzaman kibir belası için şöyle der:

"Evet gurur ile insan maddî ve manevî kemalât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemalâtına tenezzül etmeyip, kendi kemalâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nâkıstır. Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslaf-ı izamın irşadat ve keşfiyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama maruz kalarak bütün bütün çizgiden çıkarlar. Halbuki eslaf-ı izamın kırk günde yaptıkları bir keşfiyatı, bunlar kırk senede bulamazlar."