|
SAİD
NURSİ'Yİ DOĞRU ANLAMAK
BEDDİUZZAMAN'IN DİKKAT ÇEKTİĞİ DÖRT ÖNEMLİ HASTALIK - 2
Dünkü
yazımda Bediüzzaman Said Nursi'nin de önemle üzerinde durduğu manevi
hastalıkların üçünden, ye's, gurur ve ucb, yani bir insanın yaptıklarını
yeterli görmesinden söz ettim. Bugün de, yine Bediüzzaman'ın dikkat
çektiği su'-i zan illetinden söz edeceğim.
Günümüzde huzursuzlukların, gerginliklerin en önemli nedenlerinden
biri olan su'-i zan hastalığı, insanların birbirlerine itimat etmemelerine,
herşeye şüphe ile yaklaşmalarına neden olmaktadır. Öyle ki, en güzel
hizmetler, en fedakarane çalışmalar dahi, su'i zanla değerlendirilmekte,
"mutlaka bunun altında bir çıkarları vardır" denilerek,
iyi niyetli insanlar zihinlerde ve kalplerde kirletilmeye çalışılmaktadır.
Oysa Rabbimiz su'-i zannı yasaklamış ve müminlerin birbirlerine
karşı mutlaka iyi bir zanda bulunmalarını emretmiştir. Hatta aleyhinde
dedikodu çıkan bir mümin için dahi hüsn-ü zan edilmesi gerektiğini
bildirerek müminleri uyarmıştır. Nur Suresi'ndeki bu konuyla ilgili
ayet şöyledir:
Doğrusu,
uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan
bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine
o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan
(bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise
büyük bir azab vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek mü'minler
ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda
bulunup: "Bu, açıkca uydurulmuş iftira bir sözdür" demeleri
gerekmez miydi? (Nur Suresi, 11-12)
Allah
başka ayetlerinde ise zanda bulunarak yalan söyleyenler için şöyle
buyurmuştur:
"Kahrolsun,
o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler'; Ki onlar, 'bilgisizliğin
kuşatması' içinde habersizdirler." (Zariyat Suresi, 10-11)
"Onların
çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiç
bir şeyi sağlayamaz. Şüphesiz Allah, onların işlemekte olduklarını
bilendir." (Yunus Suresi, 36)
Bediüzzaman
ise su'-i zan hastalığı için şöyle demektedir:
"Evet
insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün
bilmelidir. Kendisinde bulunan sû'-i ahlâkı, sû'-i zan saikasıyla
başkalara teşmil etmesin. Ve başkaların bazı harekâtını, hikmetini
bilmediğinden, takbih etmesin. Binaenaleyh eslaf-ı izamın hikmetini
bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek, sû'-i zandır. Sû'-i zan
ise, maddî ve manevî içtimaiyatı zedeler."
Bediüzzaman'ın
da belirttiği gibi, su'-i zannın en önemli nedenlerinden biri insanların
kendi kalplerindeki çirkinlikleri karşılarındaki insanlarda da görmeye
çalışmalarıdır. Örneğin namazlarında gevşek olan biri, diğer müminlerin
de namazlarından şüphe eder. Zahirde fedakarlık gibi görünen bir
işi aslında bir menfaati için yapan kimse, diğer fedakar insanların
fedakarlıklarını takdir edemez ve "mutlaka bu işte bir çıkarı
vardır" der. Oysa fedakar bir insan diğer insanların fedakarlıklarında
böyle bir şüpheye düşmez.
Bediüzzaman bir başka sözünde ise su'i-zannın ne büyük bir tehlike
olduğuna dikkat çekerek, su'i-zanda bulunanların alacakları karşılık
için şöyle der:
"Su-i
zan ve su-i tevilde, bu dünyada muaccel bir ceza var. "Men
dakka dukka (Çalma kapıyı çalarlar kapını) kaidesiyle, su-i zan
eden, su-i zanna maruz kalır. Mümin kardeşinin harekatını su-i
tevil edenlerin harekatı, yakın bir zamanda su-i tevile uğrar,
cezasını çeker". (28. Lema, s. 65)
Bediüzzaman'ın
"Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet
alır." (Mektubat, s. 523) sözü ise su'-i zannın devasıdır.
Su'i zanda bulunan insan herşeye güzel gözle bakmaya, herşeydeki
güzellikleri görmeye niyet ederse, bu hastalıktan kurtulacaktır.
Tüm bu manevi hastalıklardan kurtulmanın tek yolu Allah'a gönülden
bağlanarak, daima Kuran'a uygun düşünerek, Allah'ın Kuran'da bildirdiği
ve en güzel örneğini Peygamber Efendimiz'de gördüğümüz ahlakla yaşamaktır.
Tüm varlığını, hayatını, canını kendisini yoktan var eden Rabbine
borçlu olduğunu bilen, Allah'ın dışında kendisine hiçbir yardımcı
olamayacağını idrak edebilen bir insan hiçbir zaman gurur illetine
kapılmaz. Rabbine karşı aczini bilir ve Allah'ın şiddetli azabından
sakınarak böbürlenmez.
Herşeyin Allah'ın kontrolünde olduğunu, Allah dilemedikçe kendisine
hiçbir şey isabet etmeyeceğini bilen bir insan ise, her neyle karşılaşırsa
karşılaşsın ye'se düşmez.
Allah'ın şiddetli azabını bilen ve tefekkür eden bir insan yaptıkları
ile böbürlenip sevinmez, gücünün yettiğinin en fazlasını yapabilmek
için ölene kadar ciddi bir çaba içerisinde olur. Tüm manevi hastalıkların
tek çaresi ve tedavisi, Allah'a dönüp yönelerek yaşamakta, Kuran'ı
rehber edinmekte ve Peygamber Efendimiz'i kendimize örnek almakta
saklıdır.
|