BEDİÜZZAMAN VE GENÇLİK - 2

Kuran'da Hz. Ibrahim, Hz. İsa, Hz. Musa gibi genç yaşında Allah yoluna yönelen, Allah yolunda eziyete uğrayan pek çok örnek vardır. Tüm kavme yaptığı eziyetler ve baskılar ile tanınan Firavun'un her türlü azgınlığına ve tehdidine rağmen, Hz. Musa'ya tam bir bağlılıkla tabi olanlar da yine genç insanlardır. Yunus Suresi'nin 83. ayet-i kerimesinde bu gençlerden şöyle bahsedilmektedir:

"Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı." (Yunus Suresi, 83)

Yine Peygamberimiz döneminde, müminlere yönelik şiddetli baskı ve zulme rağmen, o toplumda yaşayan pek çok genç Peygamber Efendimiz'e tabi olmuştur. Söz konusu genç sahabeler taşıdıkları üstün ahlak ile 1400 sene boyunca tüm müslümanlara örnek olmuşlardır. Dinin gereklerini yerine getirmeyi yaşlılığa erteleyen birçok insanın aksine onlar, Allah'a teslim olmuşlar, ömürleri boyunca Allah'ın rızasını arayarak dine hizmet etmişlerdir.

Burada biraz düşünmekte fayda vardır. Geriye dönüp bakıldığında Peygamber Efendimiz döneminde yaşayan genç sahabelerin hepsi ölmüştür. Allah'ın emirlerini yerine getirmek için yaşlılığı bekleyen kişiler de ölmüştür. Ancak genç yaşında Allah'ın çağırdığı yola uyanların ne derece büyük bir kazanç içinde oldukları, diğerlerinin ise nasıl bir kayba uğradıkları (Allah'ın dilemesi dışında) çok açıktır.

Burada unutulmaması gereken çok önemli bir nokta daha vardır. Dünya üzerinde yaşayan hiç kimse için yaşlılığı kendinden geriye çevirme imkanı yoktur. Belli bir yaşa ulaşıldığında isterse dünyanın en güzel, isterse en zengin, isterse en güçlü, isterse en dinamik insanı olsun herkes mutlaka yaşlanacaktır. Bu sebeple gençliğini, tadını çıkaracağını zannederek zayi etmek, nefsin peşinden koşmak insana hem dünyada hem ahirette büyük bir kayıp getirecektir. Gençliği Allah yolunda hizmet ederek geçirmek ise, ebedi gençlik ve güzelliğe sahip olmak için önemli bir vesiledir. Bediüzzaman bu önemli gerçeği şu şekilde anlatmaktadır:

"Sizdeki gençlik katiyen gidecek, Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatle sarf etseniz, o gençlik manem baki kalacak ve ebedi bir gençlik kazanmasına vesile olacaktır." (İman ve Küfür muvazeneleri, s. 52)

Daha önce insanın dini yaşamayı yaşlılık yıllarına ertelemesinin bir sebebinin, şeytanın çeşitli yöntemler kullanarak bu insanları kandırması ve ölümü unutturması olduğundan bahsetmiştim. Şeytanın kandırmacasının başka bir yönü de bu kişilerin dinden uzak olduklarında mutlu olacaklarını zannetmeleridir. Oysa dinsiz bir hayat sanıldığı gibi mutluluk ve huzur getiren bir hayat değildir. Dünyayı seven, şeytanın kendisine kurduğu oyunlara, nefsi ile işbirliği yaparak kendisini kaptıran bu kişiler, birgün mutlu olacaklarını zannederek gençliklerini tüketirler. Ancak hiçbir zaman aradıkları mutluluğu bulamazlar. Ve hiç beklemedikleri bir anda ölümü karşılarında bulurlar.

Günümüzde İslam ahlakına tam olarak tabi olmuş gençlerle, Allah'tan uzak yaşayan gençlerin hayatları arasındaki farka bakıldığında bu gerçek daha iyi anlaşılır. Kalbi Allah'ın zikriyle mutmain olmuş, küçük yaşında Allah'ın istediği ahlakla ahlaklanıp, yaşının çok üstünde bir olgunluğa kavuşmuş, yaptıklarının karşılığını en güzeliyle alacağını bilen ve bunun huzurunu yaşayan gençlerin durumu elbette dünyevi hırsların peşinde koşan, kendi hırsları içinde bocalayan, hiçbir zaman itiraf etmemekle birlikte çoğu zaman vicdan azabı çeken, her yönden dejenere gençlerin durumu ile aynı değildir. Öncelikle iman ehli gençler yaptıkları ile ahiretleri için büyük bir kazanç elde ederler. Ayrıca bu gençler diğerlerinden farklı olarak hem diğer müminlere, hem ailelerine, hem akrabalarına, hem vatanlarına, hem milletlerine hayır getiren gençlerdir.

Bediüzzaman Said-i Nursi, İman ve Küfür Muvazeneleri isimli değerli eserinde iman ehli gençlerin alacağı mükafatı ve aksine bir hayat yaşayan gençlerin hiç kimseye bir hayırlarının dokunmayacağını şu şekilde dile getirmektedir:

"(Eğer insan) o şirin, güzel gençlik nimetine istikametle, taat şükretse; hem ziyadeleşir, hem bakileşir, hem lezzetlenir. Yoksa hem belalı olur, hem elemli, gamlı, kabuslu olur. Hem akrabasına, hem vatanına, hem milletine muzır bir serseri hükmüne geçirmeye sebebiyet verir." (İman ve Küfür Müvazeneleri, s. 157)

Toplumda gerçek anlamda bir huzurun ve güvenliğin sağlanması için Kuran ahlakıyla ahlaklanmış yani adaletli, doğru sözlü, çevresindeki kişilere karşı saygılı, şefkat ve merhamet duygusuna sahip, doğruyu yanlıştan ayırabilecek basirete sahip olan, Allah korkusu ile hareket eden bireylere ihtiyaç vardır. Dini bütün gençlerin yetişmesi bu ihtiyacı ortadan kaldırmaya yarayacak tek çözümdür.