|
BEDDİUZZAMAN'I
TANIYARAK YETİŞEN GENÇ NESİL
Genellikle gençlerin yeterli olgunlukta olmamaları, tecrübesizlikleri,
vurdumduymazlıkları, ileriyi görmeden ve düşünmeden yaşamaları tecrübeli
ve olgun yetişkinler için bir şikayet konusudur. Ama unutulmamalıdır
ki gençlerden şikayetçi olmak veya sürekli onları eleştirmek hiçbir
zaman çözüm olamaz. Eğer ideal bir genç neslin yetişmesi isteniyorsa
o zaman tek çözüm, bu kişilere Kuran ahlakının küçük yaştan itibaren
öğretilmeye başlanmasıdır. Kuran ahlakını öğrenerek yetişen genç
nesil çok sağlam ve olgun bir karakter kazanacaktır. Başıboş, umursuz
ve tembel bir insan, Kuran ahlakına uygun yaşadığında, devlete ve
millete faydalı, çalışkan, dürüst, akıllı, merhametli, adaletli,
dürüst, yardımsever, kültürlü, araştırmacı, daima kendini geliştiren,
kararlı, cesur, metanetli, kınayanın kınamasından korkmayan, hakkı
her yerde savunan bir insana dönüşecektir.
Kuran ahlakına sahip insanların eğitimleri sağlam temellere dayalıdır;
çünkü Cenab-ı Allah bir ayetinde Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine
kurulu bir yapının sağlam olacağını bildirmektedir:
"Binasının
temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır,
yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla
birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi?
Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez." (Tevbe Suresi,
109)
Allah
korkusuna sahip kimselerin Kuran'ın dışında ortaya koyulan, aklın
ve vicdanın asla kabul etmeyeceği, dayanağı olmayan fikir ve düşüncelere
itibar etmeyeceği açıktır.Bazı çevrelerin ısrarla gerçekleri yanlış
göstermek istemeleri, iyi ve güzel herşeyin aleyhinde propagandalar
yapmaları, düşünmeyen insanlar için belki etkili ve sözde başarılı
yöntemler olabilir. Ancak aklı ve vicdanı ile hareket eden, yüreğinde
Allah ve Peygamber sevgisi olan ve içinde iman pırıltısına sahip
hiç kimse bu ve benzeri yöntemlerden etkilenmez. Aksine gerçekler
ne denli gizlenmek istense de akleden bir insan gerçekleri mutlaka
er geç öğrenir.
Gerçeklerin gizlenmesine ve çarpıtılmasına örnek olarak bazı çevreler
tarafından Said Nursi'nin mücadelesinin ve şahsiyetinin ele alınış
şeklini örnek verebiliriz.
Allah'ı inkar etmek için var olan materyalist düşüncenin karşısına,
Allah'ın varlığını ve birliğini Kuran ayetlerini doğrultusunda anlatarak
çıkan, iman hakikatlerini, tevhid inancını delilleri ile birlikte
akıl ve vicdan sahibi her insanın anlayacağı bir tarzda ele alan
Üstad'ın başarılarından ve insanlar üzerinde bıraktığı etkiden malum
çevreler son derece tedirgin olmuşlardır. Bu nedenle de Üstad'ın
hizmetlerinin önüne iftira ve yalan haberlerle geçebilecekleri zannına
kapılmışlardır. Oysa güneşin balçıkla sıvanamayacağı gerçeğini gözardı
ederek hareket edenler, Üstad'ın ve Nur'a hizmete gönül verenler
gençlerin samimiyetlerini, tarihlerini, arkalarında bıraktıkları
eserleri hesaba katmadan hareket etmişlerdir. Herkesi kendileri
gibi düşünenler, samimi, Allah korkusuna sahip, vicdan sahibi insanların
gerçekleri göreceği, araştıracağı gerçeğini gözardı etmişlerdir.
O dönemde de, Bediüzzaman'ı yanlış tanıtma girişimlerinde bulunanların
planları sonuçsuz kalmıştır. Aksine, üzerine belirli bir kesim tarafından
gözü kararmış bir şekilde gidilen Üstad'a yapılan haksızlıklar birer
birer ortaya çıkmıştır. Özellikle genç neslin Risale-i Nur'dan uzak
durmalarını sağlamak, Kuran gerçeklerinden haberdar olmalarını engellemek
için gayret gösterenler, akıl ve vicdan sahibi, demokrat, araştırmacı,
adaletli bir genç topluluğun yetişmesi ile hüsrana uğramışlardır.
Genç nesil, bazı karanlık çevrelerin tanınmasından ve fikirlerinin
öğrenilmesinden endişe duyduğu Üstad'ın mücadelesini ve hayatını
hayranlıklarını ve takdirlerini ifade ederek, kimin ne söylediğine
aldırış etmeden araştırmıştır. Vicdanı ve aklı olan herkes artık
üzerine çok büyük haksızlıklarla ve iftiralarla gidilen Bediüzzaman'ın
düşüncelerini öğrenmek için adeta yarışmıştır ve halen de yarışmaktadır.
Üstad'ın sadık ve vefakar dostlarından Zübeyr Gündüzalp de Bediüzzaman
ve Risale-i Nur'u tanıyarak yetişen bir neslin nasıl yüksek ahlaka
sahip olacağını, vatanına ve milletine nasıl faydalar getireceğini
aşağıdaki sözleriyle anlatmaktadır:
"Mabud-u
Zîşanımız olan Cenab-ı Hak, gençliğimizin en ulvî ve en kudsî
ihtiyaçlarına tam cevab verecek bir ilm-i hakikat hazinesini yirminci
asırda da meydana getirmiştir. İşte bu zengin define-i ilmiye,
Kur'an-ı Kerim'in hakikî ve parlak bir tefsiri olan Risale-i Nur'dur.
Bu eserler, Kur'an-ı Hakîm'den tereşşuh etmiş ve onun esasları
dairesinde yazılmıştır. Eseri te'lif eden: Bediüzzaman'dır. Bütün
hakikî ilim adamları -müttefikan- Risale-i Nur'un bu muhteşem
müellifinin, Bediüzzaman denmeye lâyık bir şahsiyet olduğunu tasdik
etmişlerdir. Risale-i Nur eserlerinin millet ve gençliği dalalet
ve sapkınlık girdablarından kurtaracak bir tefsir-i Kur'an olduğunu
takdir ve tahsinlerle tasdik etmişlerdir. Hakikî münevverlerin
istifade ettikleri kudsi kitabımız Kur'ana sarıldık. Ve Kur'an-ı
Hakîm'in bu asırda yüksek bir tefsiri olan Risale-i Nur'dan, Kur'an
ve iman hakikatlarıyla münevver olmaya başladık… Böyle büyük bir
müfessirin ve bir İslâm dâhîsinin bu asırda da mevcud olduğunu
şahsî gayretleriyle öğrenenler, Bediüzzaman'ın tarihî ve cihanşümul
değerini derhal idrak etmekte ve eserlerinden faydalanmak için
can atmaktadırlar. Kat'î ve kâmil bir kanaatla diyebiliriz ki:
Bu asırdaki insanları saadete kavuşturacak, onları aklen ve kalben
ikna edecek eser ancak Risale-i Nur'dur. Bu hüküm, Nur Risalelerini
okuyan münevverlerin kat'î bir hükmüdür. Hem bu kanaatın isabetini
Risale-i Nur'daki ilmî kudret ve orijinallik açıkça göstermektedir.
Nasıl Kur'an-ı Kerim'e sarılanların dünya ve âhiretleri ma'mur
olursa; onun parlak bir tefsiri olan Risale-i Nur'u okuyup amel
edenler de, hakikî saadete erişeceklerdir. Bu imanî eserleri okuyan
gençlerin imanı kuvvetlenecek, istikballeri parlayacak, ilim ve
irfan sahibi olacaklardır. Hem vatana, hem millete, hem anne ve
babalarına faideli, yüksek ahlâka sahib gençler olarak temayüz
edeceklerdir. Allah'ın hâlis bir kulu, Peygamber'in hakikî bir
ümmeti haline gelmek bahtiyarlığına nâil olacaklardır.'' (Nur'un
İlk Kapısı, sf 181)
|