|
BEDDİUZZAMAN'A
GÖRE DÜNYA HAYATININ GERÇEK YÜZÜ
İnsanların
birçoğunun dünyadaki en büyük temennileri, uzun süreli bir hayatlarının
olması ve bu hayatlarını sağlık, sıhhat ve neşe içinde geçirmektir.
Bunlar elbette ki çok makul ve güzel temennilerdir. Ancak mutlaka
sonu gelecek olan dünya hayatında "gerçek anlamda önem taşıması
gereken şeyin ne olduğu" sorusunun cevabını ayrıca düşünmek
gerekir. Şüphesiz dünya şartlarında yapılan her plan, sahip olunan
her ideal sonsuz bir hayatla kıyaslandığında son derece küçük ve
önemsiz kalacaktır. Bu nedenle uzun bir yaşamın yanısıra asıl olarak
düşünülmesi gereken, ölümden sonra insana gerçek huzuru ve mutluluğu
kazandıracak bir yaşamdır.
Bediüzzaman Said-i Nursi eserlerinde dünya hayatını çeşitli benzetmelerle
adlandırmakta ve dünyanın ahirete bir hazırlık yeri olduğunu sık
sık vurgulamaktadır. Örneğin bir sözünde dünyayı süslü bir menzil
olarak nitelendirmekte ve dünya hayatının gerçek yüzünü şöyle açıklamaktadır:
"Dünya
süslü bir menzildir. Her birimizin hayatı, bir endam ayinesidir.
Şu dünyadan her birimize bir dünya var, birer alemimiz var. Fakat
direği, merkezi, kapısı hayatımızdır. Belki o hususi dünyamız
ve alemimiz, bir sahifedir. Hayatımız bir kalem… Onunla sahife-i
a'malimize geçecek çok şeyler yazılıyor." (Mektubat, s.10,
İman ve Küfür Muvazeneleri, s.186)
Üstad
bu sözünde insan yaşamının önemli olduğunu ancak bununla ebedi hayat
için bir şeyler yapıldığında kıymetdar olacağını belirtmektedir.
Bu, Bediüzzaman Said Nursi'nin sıklıkla dikkat çektiği bir noktadır.
Örneğin, "Biliniz ki mevcudat içinde en kıymettar hayattır.
Ve vazifeler içinde en kıymetdar hayata hizmettir. Ve hidemat-ı
hayatiye içinde en kıymettarı, hayat-ı faniyenin hayat-ı bakiyeye
inkılab etmesi için sa'y etmektir. Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti
ise, bir hayat-ı bakiyeye çekirdek ve mebde ve menşe olması cihetindedir.
Yoksa hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı
faniyeye hasr-ı nazar etmek; ani bir şimşeği, sermedi (devamlı)
bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir." (Barla Lahikası,
s. 57) sözleriyle dünya yaşamında herkes için en değerli olan
şeyin yine "kendi yaşamı" olduğunu vurgularken, dünyada
geçen bu yaşamın ahiret hayatına faydalı olacak şekilde kullanılması
gerektiğine özellikle dikkat çekmiştir.
Üstad'ın sözlerinden de anlaşıldığı gibi dünya hayatını ahirete
tercih etmek hiç de akılcı bir davranış değildir. Dünya hayatının
çok kısa ve eksikliklerle dolu olduğu, herşeyden önce herkesin bir
gün öleceği gözardı edilemeyecek gerçeklerdir. Cenab-ı Allah dünyayı
sonsuz bir hayatı elde etmek için bir imtihan yurdu olarak yaratmış
ve buradaki vakti hayır, hasenat içinde geçirenler için de sonsuz
cennetini vaad etmiştir. Dolayısıyla çok kısa sürecek bir zamanda
nefsi tatmin için Bediüzzaman'ın da ifadesiyle, "hayat-ı ebediyeyi
zehirleyecek ve bozacak tarzda hayat-ı faniyeye" meyletmek
dünyada kazanılabilecek en büyük menfaati yani sonsuz cennet yaşamını
gözü kapalı geri çevirmek olacaktır.
Dünyada varolan herşeyin ve herkesin bir sonunun olması dünyanın
hiç de bağlanılacak bir yer olmadığının en açık delillerindendir.
"İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine,
mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen
zeval ve firakta yuvarlanması şahittir." (Lem'alar, s.197)
sözleriyle Üstad dünya hayatının gerçekte ne olduğunu bir kere daha
hatırlatmıştır.
Dünya hayatının gerçek yüzünün tam olarak kavranması için sonsuz
azabı tefekkür etmek de son derece mühimdir. Çünkü dünya şartlarında
yaşadığımız bütün olumsuzluklar bir süre sonra yerini rahatlığa
bırakabilmektedir. İnsana en sıkıntı veren bir hastalıkta bile kişi
iyileşip sağlığına kavuşup, en azından zaman zaman acısı hafifleyebilmektedir.
Bunların hiçbiri olmasa da kişi, en azından bir gün sağlığına kavuşma
umudunu taşıyabilmektedir.
Bütün bunlar rahatlatıcıdır. Ancak azgın inkarcılar ahirette bu
gibi rahatlık verici şeylerin hiçbirini bulamayacaklardır. Dünya
hayatının aldatıcı süslerine kanan kimseler için ahirette -Allah'ın
dilemesi dışında- sonsuza kadar azabın en şiddetlisi vardır ve bu
azabın bir sonu, geri dönüşü de yoktur. Başınız, dişiniz ya da herhangi
bir organınız ağrıdığında ağrı kesici alarak ya da doktora giderek
ağrınızı azaltır ya da tamamen yok edebilirsiniz. Ancak bütün yaşamınız
boyunca böyle bir ağrı çekebileceğiniz hiç aklınıza gelmemiş olabilir.
Hele bu ağrının 60-70 yıl değil, 1000 yıl değil, 100.000 yıl da
değil, yüz milyonlarca yıl da değil, sonsuza kadar sürebileceğini
tahayyül dahi edemeyebilirsiniz.
Dünyadaki sıkıntı, hastalık veya diğer azap verici şeylerden sadece
bir tanesinin dahi sonsuza kadar sürdüğünü tahayyül etmek bile,
insanın dünyada ne kadar ciddi bir çaba içinde olması ve vaktini
nasıl değerlendirmesi gerektiğinin anlaşılması için yeterlidir.
Sonsuz rahatlığı ve huzuru elde edebilmek ve sonsuz azaptan kurtulmak
için Allah'ın razı olacağı bir hayat sürmek gerekmektedir.
|