BEDDİUZZAMAN'IN HAYATINDAN GÜZEL ÖRNEKLER - 1

Toplumda iyi ve doğrunun ne olduğunun farkında olup ancak hiçbir işe karışmayıp, çevrelerinde meydana gelen kötülüklere göz yuman, sadece kendi çıkarını düşünen insanların sayısı oldukça fazladır. Bu kişiler şahsi menfaatlerini ön planda görüp, akıl ve vicdanlarını diğer insanların menfaati için kullanmak istemezler. Toplum düzeninin gidişatı, ahlaki ve manevi değerlerin dejenere edilmek istenmesi, adaletsizlikler zavallı insanların maruz kaldıkları zalimane davranışları umursamazlar. Tüm bunlar karşısında son derece duyarsız kalmalarına rağmen bu konuda duyarlı davranan kişileri de eleştirmekten geri kalmazlar. Vicdanlarını rahatlatmak için birkaç göstermelik yardımda bulunurlar ancak rahatlarını ve keyiflerini kaçıracak hiçbir hayırlı faaliyete asla yanaşmazlar. Sadece dünyada kendi çıkarlarının en iyi şartlarda olması için çalışırlar. Ancak hiçbiri, maddi açıdan son derece üst seviyelere erişseler bile huzur ve rahatlığı elde edemezler.

Dünyada kısa bir süre kalacağını, bu süre içinde de malıyla ve canıyla imtihana tabi tutulacağını bilen bir müslüman ise asla böyle umursuz bir yaşamın peşinde değildir. Salih bir mümin Allah'ın dinini tebliğ etmeyi, Kuran ahlakının insanlar tarafından yaşanmasını herşeyden öncelikli görür. Toplum düzeninin korunması ve geliştirilmesi, huzurun ve güvenliğin sürekli olması ve herkesin refah içerisinde yaşaması için müslüman üzerine düşen sorumluluğun bilincindedir. Asla bir kenara çekilip kendi rahatının peşine düşmez. En başta bir müslümanın aklı ve vicdanı da böyle birşeye izin vermez.

Ancak şunu da hatırlatmak gerekir ki, Kuran ahlakının yaşanması, kötülerin ve kötülüklerin önüne geçip iyilerin çoğalması için gayret gösteren bir kişi bu mücadelesinde elbette kötüler tarafından el üstünde tutulmayacaktır. Kimi zaman hakaretler, kimi zaman iftiralar, tehditler ve daha başka türlü yöntemlerle onun bu haklı mücadelesi engellenmek istenecektir. Peygamber Efendimiz böyle şerefli bir yaşam içinde olan müslümanın üstünlüğünü şöyle anlatır:

"İnsanların arasına karışıp onların eziyetlerine sabreden müslüman, insanlarla hemhal olmayıp sıkıntılarına katlanmayan müslümandan daha hayırlıdır" (İbni Mace, Fiten 23)

Buraya kadar bir müslümanın sahip olması gereken üstün bazı özelliklerden söz ettim. Ancak şunu tekrar belirtmek isterim ki, bu konuların çok daha iyi anlaşılabilmesi için bu üstün ahlakı yaşayan insanların yaşamlarının incelenmesi gerekir. Ve bu konularda müslümanlar için güzel bir örnek teşkil eden çok sayıda İslam büyüğü vardır. İşte Bediüzzaman Said Nursi'nin yaşamı da, salih bir müminin dünyada Kuran hizmeti yolunda nasıl bir mücadele içinde olduğuna en güzel örneklerden biridir. Kargaşa ve zulmün artışı karşısında bir kenara çekilmeyi düşünen korku ve yılgınlık içindeki kişilere, salih bir müslümanın nasıl olması gerektiğini Bediüzzaman hayatıyla göstermiştir. Kınayanın kınamasından korkmayan, cesaretli, onurlu ve güçlü tavrı kendisine komplo ve tuzaklar kuran, Kuran hizmetinin önüne geçmek isteyen kişileri paniğe sürüklemiştir. Bu insanlar dört bir koldan nasıl tuzaklar kuracakları, Üstad'ı ve vatan millet için yaptığı hizmetlerini nasıl durdurabilecekleri arayışlarına girmişlerdir. Bu arayışlarının sonucunda Üstad, önceki yazılarımda söz ettiğim gibi Medrese-i Yusufiye'ye girmiştir.

Ancak ne hapishane ne sürgün, ne de suikast girişimleri onu hizmetinden geri bıraktırmamış aksine hizmetini ve şevkini her geçen gün daha da artırarak herkese örnek olmuştur. İçi Allah ve Resulullah sevgisi ile dolup taşan Üstad, başına gelen her türlü zorluk ve sıkıntının daha öncekilerin başına gelenlerle aynı olduğunun bilincinde bir insandı. Ve kendisine her zaman Peygamber Efendimiz'i örnek alıyordu.

Allah bir ayet-i kerimesinde müslümanların nasıl bir tevekkül anlayışına sahip olmaları gerektiğini şöyle bildirmektedir:

"Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. Mü'minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resûlü'nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir." Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı." (Ahzab Suresi, 21-22)

Bediüzzaman da yukarıdaki ayetlerde haber verilen tevekkül anlayışı içinde yaşamını sürdürmüştür. Hayatının her döneminde bu üstün ahlakı görmek mümkündür. Nitekim her salih kişi gibi Üstad da, birçok zorluklarla, eziyetlerle, iftiralarla karşılaşmıştır. Üstelik kendisiyle beraber Kuran hizmetinde bulunan diğer müslümanlar da aynı ağır koşul ve şartlarda hizmetlerini sürdürmüş ve bunu kendileri için bir şeref olarak kabul etmişlerdir. Üstad'ın eğitiminden geçen müslümanlar bulundukları yer hapis, sürgün veya herhangi bir başka yer de olsa, şevklerinden ve gayretlerinden asla ödün vermemiş, kararlı bir şekilde hizmet etmeye devam etmişlerdir. Said Nursi'nin eğitimini almış diğer müslümanları görenler karşılarında Üstad'ın kararlılığını, şevkini, heyecanını ve sabrını gördüklerini çoğu kez ifade etmişlerdir.