BEDDİUZZAMAN'IN HAYATINDAN GÜZEL ÖRNEKLER - 2

İlim ve irfan sahibi Bediüzzaman Said Nursi, hak yolunda verdiği şerefli ve onurlu mücadelesinde gerçekleştirdiği tüm hizmetleri Allah rızası için yapmış, kimseden hiç bir karşılık beklemediğini ve amacının sadece insanları hak yola davet etmek olduğunu da sık sık dile getirmiştir. Bu yönüyle tüm müslümanlara örnek olan Üstad'ın çalışmaları yaşadığı dönemde birtakım "şer odakları" tarafından sakıncalı bulunmuştur. Bu kişiler onun kıymetli çalışmalarını engellemek, İslam ahlakının insanlar arasında yaygınlaşmasını önlemek için çareyi bu muhterem şahsiyeti hapse sokmakta ve ona türlü eziyetler uygulamakta bulmuşlardır. Suçunun ne olduğunu bile bilmeyen ve her mahkemesi beraatle sonuçlanan Üstad, haksız yere yaklaşık 30 yılını sürgünlerde ve memleketin bir çok yerindeki hapishanelerde geçirmiştir.

Ancak şer odaklarının tüm çabalarına rağmen bu olaylar her zaman inananların hayrına sonuçlar vermiştir. Herşeye hayır ve hikmet gözüyle bakan Üstad'ın yaşamına ve derin ilmine şahit olan veya sonradan öğrenen herkes derin bir hayranlıkla kendisini takdir etmiş ve örnek almıştır. Zor şartlarda kaleme aldığı Risale-i Nur Külliyatı, Kuran ayetlerinin hikmetli tefsiri olan bu önemli eser, yurdun her köşesinde vicdanlı insanların ellerinden düşmeyecek şekilde yaygınlaşmış ve takdir toplamıştır.

Kuşkusuz Bediüzzaman'ın derin ilminden en çok istifade edebilen insanlar, onunla birlikte çeşitli zorluklara göğüs germiş, yıllarca sadakatle Üstadlarına olan bağlılıklarını kanıtlamış Nur talebeleridir. Bu talebeler içinde en güzel örnekleri de Medrese-i Yusufiye'de Bediüzzaman'la birlikte bulunma şansı elde etmiş olanlarda görmek mümkündür. Nitekim Üstad da kendisiyle beraber Kuran hizmetinde bulunan ve aynı kendisi gibi Medrese-i Yusufiye'ye konan sadık ve vefakar dostlarını daima takdir etmiş ve diğer müslümanlara onların ihlaslarını örnek göstermiştir.

Medrese-i Yusufiye'de bulunan Nur talebeleri iki yönlü bir eğitim içinde bulunmanın sevinci ve gururunu taşımışlardır. Birincisi Üstad'ın kendisinden alınan eğitimdir, ikincisi ise bizzat kendilerinin burada kazandığı ve tecrübe ettikleri ahlaki ve manevi eğitimdir. Üstad, Medrese-i Yusufiye'de bulunan müminlerin kazandıkları manevi eğitimin son derece önemli ve değerli olduğunu bir çok kereler ifade etmiştir. Burada Allah rızası için sabredilen her saatin, her ayın, her senenin ahirette karşılarına sonsuz mükafatla çıkacağını müjdelemiştir. Mütevekkil olmalarını, burada geçirilen sürede hayırlı hizmetlerin daha da artırılması ve günlerin şevk ve heyecan dolu geçirilmesi tavsiyesinde bulunmuştur. Üstad, Medrese-i Yusufiye'de bulunan müminlerin birbirlerinin güzel ahlakından nasıl istifade etmeleri gerektiğini ve herşeyde hayır görmenin son derece önemli olduğunu bir mektubunda şöyle açıklar:

"Aziz, sıddık kardeşlerim!
Madem âhiret için, hayır için, ibadet ve sevab için, iman ve âhiret için Risale-i Nur ile bağlanmışsınız; elbette bu ağır şerait altında herbir saati yirmi saat ibadet hükmünde ve o yirmi saat ise Kur'an ve iman hizmetindeki mücahede-i maneviye haysiyetiyle yüz saat kadar kıymetdar ve yüz saat ise böyle herbiri yüz adam kadar ehemmiyetli olan hakikî mücahid kardeşler ile görüşmek ve akd-i uhuvvet etmek, kuvvet vermek ve almak ve teselli etmek ve müteselli olmak ve hakikî bir tesanüdle kudsî hizmete sebatkârane devam etmek ve güzel seciyelerinden istifade etmek ve Medreset-üz Zehra'nın şakirdliğine liyakat kazanmak için açılan bu imtihan meclisi olan şu Medrese-i Yusufiye'de tayinini ve kaderce takdir edilen kısmetini almak ve mukadder rızkını yemek ve o yemekte sevab kazanmak için buraya gelmenize şükretmek lâzımdır. Bütün sıkıntılara karşı mezkûr faideleri düşünüp, sabır ve tahammülle mukabele etmek gerektir. Said Nursî" (Şualar, sf.311)

Bediüzzaman, ayrıca müslümanların karşı karşıya geldikleri zorluklarda çok fazla hayır ve hikmetler olduğunu bu yüzden Medrese-i Yusufiye gibi önemli bir mekanda bulunan müslümanların sabretmeleri ve buranın faydaları üzerinde düşünmeleri gerektiğini de hatırlatmaktadır.

Bediüzzaman'ın işaret ettiği bu yönde tefekkür eden müminler en zor şartlarda dahi Allah'ın kendileri için yarattığı nimetleri görmekte, ahirette karşılarına çıkacağını umdukları güzellikleri anmakta, özlem duymakta ve Rablerine şükretmektedirler. Allah müslümanlara yaptıkları salih amellerin ve sabretmelerinin karşılığını ahirette sonsuz bir karşılıkla verecektir. Bu gerçeğin farkında ve bilincinde olan her mümin bunun neşesini ve huzurunu üzerinde taşır. Kuran hizmeti yolunda çekilen her zorluk ve çilenin süresini Cenab-ı Allah herşeyde olduğu gibi belirlemiştir. Sıkıntı ve eziyetlerin derecesi ve şiddeti müslümanların hem dünyada hem ahirette alacakları karşılıkla doğrudan ilgilidir. Bunun şuurunda olan bir müslüman mütevekkil bir şekilde Allah'ın kendisi için hazırladığı kadere tam bir teslimiyetle teslim olur. Ve Allah'ın tüm müslümanlara vaat ettiği müjdeyi diğer müslümanlarla paylaşır. Kuşkusuz tüm bunlar Bediüzzaman'ın yaşamında şahit olduğumuz, örnek olarak aldığımız ve kendi yaşamımızda da uygulama çabası içinde olduğumuz güzelliklerdir.