|
BEDİÜZZAMAN'DAN
GÜNÜMÜZE HATIRLATMALAR - 6
HASTALIKLARDAKİ HAYIR VE HİKMETLERİ GÖREBİLMEK
Önceki
yazılarımda ölümün insanın maneviyatı üzerindeki etkisine ve Bediüzzaman'ın
ölüm hakkındaki samimi tefekkürlerine yer vermiştim. Bugünkü yazımda
ise ölüm kadar keskin olmasa da en az onun kadar etkili olan hastalıkların
hikmetlerinden, yine Bediüzzaman'ın tefekkürlerinden örneklerle
bahsedeceğim.
Hastalıklar kimi zaman ölümle sonuçlanan ve insanın aciz kalarak
Allah'a sığındığı anlardır. Dolayısıyla hastalıklar Allah'a tevekkül
ve teslimiyet içinde yaşamayanlar için ciddi bir korku kaynağıdır.
Bediüzzaman da hastalık korkusunu bir sözünde şöyle ifade etmiştir:
"Ey
Hâlıkını tanıyan hasta! Hastalıklardaki elem ve tevahhuş ve korkmak
ise; hastalık bazan ölüme vesile olduğu cihetindendir. Ölüm, nazar-ı
gaflet ve zahirî cihetinde dehşetli olduğundan, ona vesile olabilen
hastalıklar korkutuyor, telaş veriyor." (Lemalar 210)
Bediüzzaman'ın
ifade ettiği için ölüme gaflet gözüyle bakan, onu Allah'ın rahmetine
kavuşulan bir kapı olarak değil de belirsiz bir yere geçiş olarak
gören cahiliye insanları için ölüm korku verir. Ve ona sebep olabilecek
hastalıklar da bundan dolayı insanları korkutur. Oysa ölüm iman
eden insanlar için bir güzellik, dünyada gösterdikleri güzel ahlakın
ve yaptığı salih amellerin karşılığını göreceği ebedi bir yurda
geçiştir. Bu yüzden hastalıklar da korku verici değildir, aksine
güzel bir sabırla daha çok ecir kazanmaya bir vesiledir.
Bu açıdan düşünüldüğünde hastalıklar insanın manevi terakkisinde
önemli bir yere sahiptir. Hem insanın dünyaya bakış açısını değiştirerek
ahireti kazanmasına, hem de Allah'a olan teslimiyetinin, yakininin
artmasına vesile olur. Bu sebeple hastalıklar, istifade etmesini
bilen iman sahibi kimseler için, Bediüzzaman'ın ifadesiyle bir definedir,
Cenab-ı Allah'tan kıymetli bir hediyedir. Üstad bu konudaki bir
tefekkürünü şöyle dile getirmiştir:
"Ey
hastalıktan şekva eden bîçare adam! Hastalık bazılara ehemmiyetli
bir definedir, gayet kıymetdar bir hediye-i İlahiyedir. Her hasta,
kendi hastalığını o neviden tasavvur edebilir. Madem ecel vakti
muayyen değil; Cenab-ı Hak, insanı yeis-i mutlak ve gaflet-i mutlaktan
kurtarmak için, havf u reca ortasında ve hem dünya ve hem âhireti
muhafaza etmek noktasında tutmak için, hikmetiyle eceli gizlemiş.
Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa,
ebedî hayatına çok zarar verebilir. Hastalık gafleti dağıtır,
âhireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir, öylece hazırlanır.
Bazı öyle bir kazancı olur ki; yirmi senede kazanamadığı bir mertebeyi
yirmi günde kazanıyor. Ezcümle, arkadaşlarımızdan -Allah rahmet
etsin- iki genç vardı. Biri İlama'lı Sabri, diğeri İslâmköy'lü
Vezirzade Mustafa. Bu iki zât, talebelerim içinde kalemsiz oldukları
halde, samimiyette ve iman hizmetinde en ileri safta olduklarını
hayretle görüyordum. Hikmetini bilmedim. Vefatlarından sonra anladım
ki; her ikisinde de ehemmiyetli bir hastalık vardı. O hastalık
irşadıyla, sair gafil ve feraizi terkeden gençlere bedel, en mühim
bir takva ve en kıymetdar bir hizmette ve âhirete nâfi' bir vaziyette
bulundular. İnşâallah iki senelik hastalık zahmeti, milyonlar
sene hayat-ı ebediyenin saadetine medar oldu." (Lemalar,
212)
İşte
insan hastalıkların bu yönünü düşündüğünde cahiliye anlayışından
tamamen sıyrılır. Allah'ın kendisi için takdir ettiği kadere teslim
olduğunda, Allah'ın dilemesiyle yaşadığı her olayan kendisi için
ne kadar hayırlı olduğunun farkına varır. Lakin bunun için Cenab-ı
Allah'a olan teslimiyet en önemli koşuldur. Örneğin Bediüzzaman'ın
yukarıdaki sözünde ifade ettiği gibi hastalık şer olarak görülen,
cahiliye anlayışında korkulan, üzüntüye sebep olan bir durumdur.
Ancak imanlı bir kimse Allah'ın herşeyi en hayırlı şekliyle yarattığını
bildiğinden hastalık durumunda da üzüntü yahut korku duyacağı bir
sebebi olmaz. Allah'ın her hastalığı kişi üzerindeki etkisiyle özel
olarak yarattığını bilir. Dolayısıyla her birinden çıkarılacak bir
sonuç, alınacak bir ibret olduğunu fark eder. Örneğin insan sağlıklıyken
düşünmediği, uzak gördüğü pekçok şeyi tefekkür etme fırsatını da
hastalık vesileyle elde etmiş olur. Hastalıkta sıkıntı içindeyken
malın-mülkün, paranın, itibarın, güzelliğin hiçbir önemi kalmaz.
Çünkü o anda insan büyük bir acizlik içindedir ve dünya zevklerinin
hiçbiri bir anlam taşımaz. O zaman insan Allah'ın vereceği şifaya,
sağlığa muhtaç olduğunu, kendisinin hiçbir şeye -gözle görülmeyecek
kadar ufak bir mikroba bile- engel olamadığını, yaşanacak asıl yurdun
dünya değil, tüm eksikliklerden uzak olan cennet hayatı olduğunu
tefekkür etmeye başlar. Bediüzzaman hastalığın bu yöndeki hikmetlerini
şöyle sıralamıştır:
"İnsan
bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen
gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen
zeval ve firakta yuvarlanması şahiddir. Hem insan, zîhayatın en
mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların
sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belaları düşünmek
vasıtasıyla, hayvana nisbeten en edna bir derecede, ancak kederli,
meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan, bu dünyaya yalnız
güzel yaşamak için ve rahatla ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir.
Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile,
ebedî daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun
eline verilen sermaye de ömürdür. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat
ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur.
Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor, sermaye-i ömrünü bâd-i
heva boş yere sarfettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır."
(Lemalar, 206)
İnsan
dünyada çok kısa bir süre kalacaktır; bu süreyi Allah'ın en hoşnut
olacağı şekilde geçirmesi ve zamanı lehine çevirmesi de karşısına
çıkan her fırsatta güzel bir ahlak göstermesi, hoşnut edici davranışlarda
bulunmasıyla mümkündür. Her kim dünyanın ne kadar fani olduğunun,
ahiretin ise asıl yurt olduğunun bilincinde yaşarsa, olaylardan
çıkardığı sonuçlar da o kadar akılcı ve kendi hayrına olur. Nitekim
Allah'ın hoşnutluğunu ve salih kullarına vaat ettiği cenneti kazanmak
için yaşayan kimseler için bu, hastalık konusunda da geçerli bir
durumdur. Yani Bediüzzaman'ın da vurguladığı gibi hastalığın da,
sağlığın da yaratılışında pekçok güzellikler ve hayırlar mevcuttur.
|