|
BEDDİUZZAMAN'DAN
HİKMET DOLU SOZLER
Said Nursi ilmiyle, ahlakıyla, tefekkürüyle, manevi derinliğiyle
tüm müslümanlara örnek bir şahsiyettir. Yazdığı eserlerde, sarfettiği
sözlerde müslümanları daima hakka, iyiye ve güzele çağırmaktadır.
Eserlerinde okuyanları Allah'a yakınlaştıracak, Allah ile dostluklarını
artıracak önemli tavsiyelerde bulunmakta, kısa bir cümleyle çok
önemli iman sırlarına işaret etmektedir. Müslümanlara düşen ise
onun bu güzel tavsiyelerini dinlemek ve uygulamak olmalıdır. Çünkü
Bediüzzaman'ın söylediği her sözde çok büyük bir samimiyet ve hikmet
bulunmaktadır.
Said Nursi'nin hikmetli sözlerinden biri "Dost istersen Allah
yeter. Evet O dost ise, herşey dosttur" şeklindedir. Gerçekten
de Allah'ı gereği gibi tanıyan ve takdir eden bir insan için yalnızca
Allah'ın kendisine dost olması yeterlidir. Çünkü Allah tüm kainatın,
bütün varlıkların ve bütün insanların tek hakimidir. Herşey O'nun
iradesindedir. Tüm kalpler Allah'ın elindedir. Dolayısıyla Allah
bir kişiye dost olursa, O dilediği takdirde tüm kainat o kişiye
dost olur. Ama bütün dünya dost olsa, Allah o kişiye dost olmasa
bunun hiçbir anlam ve önemi yoktur. Böyle bir durumdaki kişi çok
büyük bir ziyan içindedir.
Allah'ı gerçek anlamda dost edinmek, O'nu razı etmek bir müminin
yaşamındaki en önemli ve öncelikli hedef olmalıdır. Diğer herşey
ertelenebilir, ama bu ertelenmeyecek, bekletilmeyecek, gevşeklik
gösterilmeyecek bir konudur. İnsanın kalbinin her an mutmain, huzurlu
ve rahat olabilmesi buna bağlıdır. Bu nedenle insanın Allah'a teslimiyet
konsuunda son derece titiz olması, Allah'ın hoşnut olacağı bir ahlak
sergilemesi ve aksi yöndeki tavırlardan şiddetle kaçınması gerekir.
Allah Kuran'da kullarına hoşnut olacağı ahlakı bildirmiş, aynı şekilde
razı olmayacağı herşeyi de bildirmiştir. Bu durumda insana düşen
tek şey vicdanının sesini dinlemek, halis bir kalple Rabbine yönelmektir.
Unutmamak gerekir ki bir mümin için dünyadaki ve ahiretteki en büyük
nimet Allah'ın kendisinden razı olduğunu bilmesidir. Hiçbir zevk
ve hiçbir nimet bunun yerinin tutamaz.
Said Nursi'nin iman edenlere verdiği öğütlerde en çok dikkat çektiği
hususlardan biri de insanın kendine tek rehber olarak Kuran'ı edinmesidir.
Üstad'ın "Yârân istersen Kur'an yeter. Evet ondaki enbiya
ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet
eder" şeklindeki sözleri bu konuyu çok hikmetli bir şekilde
özetlemektedir. Gerçekten de mümine bir anlamda en iyi arkadaş Kuran'dır.
Kuran'ı okuyan, yaşayan ve içinde bildirilenlere titizlik gösteren
bir insan hem dünyada hem de ahirette çok büyük bir kazanç içindedir.
Dünyada güzel bir hayat yaşadığı gibi, sonsuz ahiret hayatında da
cennete girmeyi umar. Üstad'ın da dikkat çektiği gibi geçmiş peygamberlerin
ve ümmetlerin yaşamlarından kesitler verildiği için bunları okuyarak
örnek ya da ibret alır. Kuran'ı rehber alarak yaşadığı takdirde
hem dünya hem de ahiret yaşamında rahat eder.
Bediüzzaman'ın nefsin kötülüklerini tarif ettiği "Düşman
istersen nefis yeter. Evet kendini beğenen, belayı bulur zahmete
düşer; kendini beğenmeyen, safayı bulur, rahmete gider" şeklindeki
sözlerinde ise iman edenler için çok hikmetli öğütler bulunmaktadır.
Üstad'ın da söylediği gibi nefis insana en büyük düşmandır. Nefsin
insana karşı düşmanlığı, dışarıdaki tüm düşmanlardan daha şiddetlidir.
Çünkü insanla her an, her saniye, dur durak bilmeden, türlü yöntemlerle
mücadele etmektedir. Ayette "Gerçekten nefis, -Rabbimin
kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir."
(Yusuf Suresi, 53) şeklinde buyurulmaktadır. Insanın bizzat
kendi içinde daima kötülüğü telkin eden, kendisini doğru yoldan
alıkoymaya çalışan böyle bir şey varken insanın başka düşman araması
yersiz olur. Nefsin kötülükleri görmezlikten gelindiği takdirde
insan bu şiddetli düşman karşısında yenilgiye düşebilir. Oysa bunun
farkında olan insan her zaman temkinli olur, nefsine uymaz, Allah'ın
hoşnut olacağı ahlakı ve hayatı yaşar. Dolayısıyla aynı Bediüzzaman'ın
da belirttiği gibi nefsinin düşmanlığının farkında olan rahmet bulur.
Ölümü hatırlattığı aşağıdaki sözü ise iman edenler için çok önemli
bir öğüttür:
"Nasihat istersen ölüm yeter. Evet ölümü düşünen, hubb-u
dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır."
Bu sözün üzerinde biraz durup düşündüğümüzde her bir kelimenin çok
derin anlamlar içerdiğini görürüz. Zira ölüm insanlar için kaçınılmaz
bir sondur. Aynı zamanda sonsuz ahiret hayatına da bir geçiş kapısıdır.
Ancak dünyada her gün yüzlerce hatta binlerce kişi öldüğü, herkes
çevresinde, gazetelerde, televizyonlarda bu ölümlerin bir kısmına
tanık olduğu halde çoğu insan ölüm hakkında düşünmez. Kendi ölümünü
ise aklına dahi getirmez. Oysa ölümü düşünmek mutlaka gereklidir.
Ölümü düşünen insan dünyanın geçici bir imtihan yeri olduğunu, burada
yaptıklarından dolayı ahirette hesap vereceğini, asıl hayatın ahiret
yurdunda olduğunu, sonsuz cenneti kazanabilmek için Allah'ı razı
etmesi gerektiğini anlar ve hayatına buna göre bir çeki düzen verir.
Ölümü düşünen bir insan kibirlenemez, çünkü sahip olduğu fiziki
güzelliğin, malın, paranın, mevkinin geçici olduğunu bilir ve ölümle
birlikte bunları ardında bırakacağını fark eder. Dolayısıyla bunlardan
dolayı böbürlenme, büyüklenme gibi bir çirkin ahlaka asla tevessül
etmez. Ama elbette ki ölümü düşünmenin getireceği en önemli sonuç
Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi kişinin ahiret için ciddi bu çaba
içinde olmasıdır. Aksi çok büyük bir kayıp olacaktır.
|