|
SAİD
NURSİ'Yİ DOĞRU ANLAMAK
BEDDİUZZAMAN'IN İFTİRALARA KARŞI ÖRNEK TAVRI
Tarih
boyunca tüm peygamberlerin hayatına baktığımızda inkar edenler tarafından
çeşitli iftiralara maruz bırakıldıklarını görürüz. Güzel ahlakın
insanlar arasında yaygınlaştırılmasını istemeyen çevreler iftirayı
iman edenleri yıldırmak maksadıyla kullanırlar. İftira atarak müminlerin
toplum nezdinde itibarının zedelenmesini, içlerine korku düşürerek
müminleri yılgınlaştırmayı, insanların onların sözüne itibar etmesini
engellemeyi ya da inananları dinlerinden döndürmeyi amaçlarlar.
Ancak bu amaçlarında hiçbir zaman başarılı olamamışlardır.
Allah ayetlerinde müminleri iftiralar konusunda uyarırken, onlara
yöneltilecek iftiraların neler olacağını da pek çok ayetiyle bildirmiştir.
İnkar edenler Allah'ın bu takdirine boyun eğerek asırlardır birbirlerine
vasiyet etmişcesine müminlere aynı iftiraları yöneltirler. Aslında
bu durum büyük bir Kur'an mucizesidir. Çünkü bundan binlerce sene
evvel yaşamış olan ve farklı kültürlere, çok farklı yaşam şekillerine
sahip olan insanların kendilerini Allah'a davet edenlere karşı gösterdiği
tepki ve söyledikleri sözlerle, günümüzde söylenenler ve yapılanlar
tıpatıp aynıdır. Bu nedenle inananlar kendilerine yönelik bir iftira
olduğunda buna şaşırmaz ve üzülmezler. İftiraların Allah'ın vaadi
olduğunu bildikleri için, bu durum sadece onların Allah'a olan bağlılıklarını
artıran vesilelerden biri olur.
Yakın tarihimizin en büyük İslam alimlerinden olan Bediüzzaman'a
da yaşadığı dönemde türlü iftiralar atılmıştır. Uğradığı her türlü
zulme, kendisine yöneltilen tüm suçlamalara, uzun yıllar boyunca
yaşamak zorunda bırakıldığı zorlu hapishane ve sürgün ortamına rağmen
arkadaşlarına her zaman olaylara güzel tarafından bakmaları gerektiğini,
müminin kalbinin her zaman ferah olması gerektiğini şöyle hatırlatmıştır:
Kadere
iman eden gam ve hüzünden emin olur' sırrıyla, "Herşeyin
güzel cihetine bakınız" kaidesinin sırrıyla, "Ki onlar,
sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini
hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir."
(Zümer Suresi, 18) gayet kısacık bir meali: "Sözleri
dinleyip en güzeline tâbi' olup fenasına bakmayanlar, hidayet-i
İlahiyeye mazhar akıl sahibi onlardır" mealinde. Bizler
için şimdi herşeyin iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferah verecek
vechine bakmak lâzımdır ki manasız, lüzumsuz, zararlı, sıkıntılı,
çirkin, geçici haller nazar-ı dikkatimizi celbedip kalbimizi meşgul
etmesin…
Bediüzzaman'ın yukarıdaki sözünde de dikkat çektiği gibi başına
ne gelirse gelsin her zaman Rabbi'nden razı olmuştur. Bu hikmetli
sözlerin ışığında tarih boyunca müminlere atılmış olan iftiralar
ile Bediüzzaman'a atılan iftiralar arasındaki benzerliği bir kere
daha hatırlatmakta fayda vardır.
İffetsizlik
iftirası
Müminler tarih boyunca bir çok kereler bu iftiraya maruz kalmışlardır.
Zina Allah tarafından haram kılındığı için müminlerin iffetlerine
son derece düşkün olduklarını ve toplumda müminlerin bu ahlaklarının
büyük bir saygınlık ve hayranlık konusu olduğunu bilen inkarcılar,
özellikle fuhuş suçlamasıyla ortaya çıkarlar. Bu şekilde toplumun
müminlere karşı bakış açısını değiştirmeyi hedeflerler. Aynı yöntem
üstün bir ahlak sahibi olan Hz.Yusuf için de kullanılmış ve Allah'a
büyük bir imanla bağlı olan bu peygambere iffetsizlik iftirası atılmıştır.
Bediüzzaman'da benzer bir iftira ile karalanmak istenmiş ama onun
üstün ahlakı bu iftiraların geçersizliğini ortaya koymuştur.
Büyücülük
iftirası…
Allah ayetlerinde ne zaman bir kavme Allah'ın varlığını ve birliğini
anlatan bir elçi gelse mutlaka bu kişinin bir kısım çevreler tarafından
büyücülükle suçlanacağını da bildirmiştir:
İşte
böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka:
"Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir. Onlar bunu (tarih
boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın
ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler. (Zariyat Suresi, 52-53)
Büyücülük
iddiası, inkarcıların imanın bir insana kazandırdığı ahlakı tanımamasından
kaynaklanır. Allah'ın varlığını kavramış, aklı ve vicdanıyla Allah'a
bağlanmış olan bir insan, her ne zorluk altına girerse girsin güzel
ahlaktan asla vazgeçmez. Nitekim inkarcılar peygamberleri dinlerinden
döndürmek için her yolu denemişlerdir. Bir kısımını öldürmüşler,
bir kısmını yurtlarından sürmüşler, tehdit etmişler, ticaret yapmalarını
engellemişler, haklarında yalan haberler yaymışlardır. Cahiliyede
insanlar ölmekten ya da kendilerine bir zarar gelmesinden çok korkarlar
ve herhangi bir tehlike anında bu korku nedeniyle her türlü ahlaksızlığı
yapabilecek hale gelirler. Özellikle ölüm tehlikesinde sadakat,
haysiyet, onur, fedakarlık gibi değerleri tümüyle terkederler.
Müminlerse hayatın kısa bir süre için sadece bir imtihan konusu
olarak yaratıldığını ve gerçek yaşamın ölümden sonra ahirette başlayacağı
gerçeğini bilirler. Bu nedenle dünyadaki zorluklar onları etkilemez.
Malın ve büyüklüğün gerçek sahibinin Allah olduğunu bilen müminlerin,
zenginlik ve itibar konusunda herhangi bir zaafları da yoktur. İşte
inkarcılar, İslam ahlakının insana kazandırdığı bu üstün vasıfları
kabul etmek istemez ve insanın hiç bir karşılık talep etmeksizin
ve hiç bir menfaat gözetmeden böyle bir tavır içinde olmasını "büyülenmiş"
olmalarına bağlarlar. Nitekim Bediüzzaman'ın çevresinde yer alan
Kuran hizmeti için her türlü zorluğu göğüslemiş salih müslümanlar
da "büyülenmiş" olarak nitelendirilmiş, Bediüzzaman da
"büyücü" olarak adlandırılmıştır.
Aslında inkarcıların bu iftirayı atmalarının sebebi, vicdanlı insanların
varlığını kabul etmemek ve böylece kendi ahlaksızlıklarını ve vicdansızlıklarını
örtbas etmektir. Müminlerin kendilerini sahtekarlıktan, ahlaksızlıktan,
menfaatçilikten, hırslarından vazgeçmeye çağırmalarını, "siz
büyülenmişsiniz" bahanesiyle redderek heva ve tutkularından
vazgeçmezler.
Bunlar müminlere atılan iftiralardan yalnızca birkaç tanesidir.
Tekrar önemle belirtmek istiyorum ki müminler yalnızca Allah'tan
korkan insanlardır ve ne olursa olsun zorluklar karşısında karşısında
dinlerinde gevşeklik göstermezler. Çünkü Bediüzzaman'ın da sözlerinde
bildirdiği gibi Dünya'nın bir misafirhane olduğunu bilirler:
Dünya
bir misafirhanedir. İnsan onda az duracaktır ve vazifesi çok bir
misafirdir ve kısa bir ömürde ebedi hayatına lazım olan levazımatı
tedarik etmekle mükelleftir. (Risale-i Nur Külliyatı, Sözler,
s.277)
İşte
Bediüzzaman'ın dünyada karşılaştığı zorluk ve haksız ithamlara bakış
açısı hep yukarıdaki sözleri doğrultusunda olmuş; "kınayıcının
kınamasından korkmayan" bir müminin nasıl yaşaması gerektiğini
tüm müslümanlara göstermiştir.
|