BEDİÜZZAMAN'DAN HİKMETLER - 11

ÜSTAD'IN GELMESİYLE ISPARTA'YA YAĞAN BEREKET

Bir toplumun rahat, mutlu, güven içinde ve sağlıklı yaşayabilmesi için İslam ahlakını uygulaması şarttır. Çünkü İslam ahlakı insanları maddi ve manevi olarak rahatsız eden her türlü eylemi, konuşmayı ve anlayışı yasaklar. Eğer bir toplumda Kur'an'ın emirlerine uyan müminler çoğunlukta olursa, o toplum dünya şartlarında olabilecek en mükkemmel hayatı yaşar.

Böyle bir toplumda insanlar haramdan kaçınacakları için suç oranları olabilecek en düşük seviyeye iner, hatta alınan tedbirlerle zaman içinde tamamen ortadan kalkar. Yardıma muhtaç olan insanlar, ihtiyaçları olan konuda mutlaka yardım ve destek görürler. Hasta olanlar tedavi ihtiyaçlarında, bilgisiz olanlar kültürlerinin artması konusunda, kişisel sorunları olanlar bu sorunların çözümünde mutlaka kendilerine çare bulabilme imkanına sahip olurlar. Çünkü Kur'an fedakarlığı, yardımseverliği ve ihtiyaç içinde olanlara el uzatmayı farz kılmıştır. Böyle bir toplumda fakirlik tümüyle ortadan kalkar. Ürünler vicdanlı ve adil bir dağılımla insanlara verileceği ve sırf şahsi çıkar elde edebilmek için insanlar açlığa mahkum edilmeyeceği için, beslenme konusunda toplumun kesinlikle bir sorunu kalmaz. Bunun gibi bir toplumun neşe ve sevinç içinde yaşamasını sağlayacak tüm koşullar, İslam ahlakını yaşayan insanların varlığıyla sağlanmış olur.

Nitekim müminler tarih boyunca bulundukları yere hep bereket, mutluluk ve rahatlık getirmişlerdir. Örneğin Hz.Musa Mısır halkına gönderildikten sonra buradaki zulüm sona ermiş, çocukları boğazı kesilerek öldürülen, erkeklerine eziyet edilen, karşılık verilmeksizin köle olarak çalıştırılan ve açlığa mahkum edilen Mısırlılar, ilk defa güzel bir yaşam sahibi olmuşlardır. Tüm peygamberler gönderildikleri kavimlere adalet ve huzur getirmişlerdir. Bediüzzaman'ın hayatına baktığımızda onun da bu mübarek insanlar gibi, yaşadığı yerlere nur ve bereket getirdiğini görürüz.

Üstad'la karşılaşma imkanına sahip olan, onunla az da olsa konuşma fırsatı elde eden ve hatta onun oturduğu beldede yaşayan insanlar, bu bereketten faydalanma imkanı bulmuşlardır. Bir şehirden bir şehire geçerken bindirildiği otobüste, Üstad'ı birkaç saat kadar görme imkanına sahip olan yolcular dahi, ondan duydukları kısa bir konuşmayla otobüsü durdurarak namaz kılma kararı almış ve Bediüzzaman'la aynı ortamda bulunmanın bereketi hemen üzerlerinde görülmüştü.

Üstad hangi şehre sürüldüyse buranın halkında İslama karşı bir yakınlaşma, halkının ahlakında bir güzelleşme oluyordu. Bu da oradaki toplumsal yaşamı mutlaka olumlu yönde etkiliyordu. Hatta Üstad kendisine zarar vermeleri için en azılı suçluların olduğu hapishanelere konulduğu halde, buradaki durum hedeflenenin tem tersine dönüyor, Üstad'a zarar vermesi beklenen mahkumlar onun ahlakından etkilenerek İslama yöneliyorlardı. Nitekim Eskişehir hapishanesinde yaşanan olaylar buna bir örnektir. Üstad bu hapishanede 11 aylık mahkumiyetle cezalandırılmıştı. Burada çok zor koşullar altında kaldı, ancak süresi tamamlandığında ayrılırken aralarında azılı canilerin, hatta katillerin olduğu mahkumların bir çoğu yaptıklarına tevbe ederek, namaza başlamışlardı. Üstad'ın bulunduğu yerlere getirdiği manevi bereket, talebelerinin de sık sık hatırlattığı gibi binlerce insanın iman sahibi olmasına vesile olmuştur.

Ancak bunun yanısıra Üstad, Kur'an'daki peygamberler gibi, bulunduğu yerlere Allah'ın bir mucizesi olarak maddi bereket gelmesine de vesile olmuştur. Hz.Nuh'un sel felaketinden sonra vardığı yer, Hz.Lut'un kavminin helakından sonra yerleştiği yer, Hz.Süleymanın yaşadığı yer hep Allah tarafından bereketli kılındığı açıklanan yerlerdir. Aynı şekilde Üstad da Allah katında değerli olan tüm salih müminler gibi defalarca yaşadığı şehirlerden sürülmüş ve her yeni gitiği beldeye onunla birlikte yerden ve gökten bir bereket verilmiştir. Üstad'ın varlığıyla vesile olduğu bu bereketi talebelerinden bir kısmı şu şekilde nakletmektedir.

(Re'fet Bey ve Hüsrev gibi Risale-i Nur şakirdlerinin Risale-i Nur bereketine işaret eden buldukları latif bir tevafuktur)

Risale-i Nur'un Isparta'ya ne derece rahmet olduğuna delalet eden bir tevafuk-u acibe:

" Vakta ki, Üstadımızın Barla gibi latif ve şirin bir mahaldeki sıkıntılı ve pek acıklı ve en katı kalbleri ağlatan işkenceli esareti bitti… Üstadımız Isparta'ya getirildi. Fakat üstadımızın teşrif ettiği zaman, yaz mevsiminin en hararetli zamanı idi. Yağmurlar kesilmiş, Isparta'yı iska eden sular azalmış, bir kısm-ı mühimminin menba'ı kesilmiş; ağaçlar sararmağa, otlar kurumağa, çiçekler buruşmağa başlamıştı.

Risale-i Nur'un en ziyade intişar ettiği mahal Isparta Vilayeti olduğu için Risale-i Nur hakkındaki inayat-ı Rabbaniyeyi pek yakından müşahede eden Risale-i Nur şakirdleri olan bizler, mühim bir vakıaya daha şahid olduk.

Bu hâdise ise: Müellifinin Isparta'ya teşrifini müteakib bir asır içinde bir veya iki defa vukua gelen, bu yaz mevsimindeki yağmurun kesretli yağması olmuştur. Pek hârika bir surette yağan bu yağmur Isparta'nın her tarafını tamamen iska etmiş, nebatata yeniden hayat bahşedilmiş; bağlar, bahçeler başka bir letafet kesbetmiş; ekserisi hemen hemen ziraatla iştigal eden halkın yüzleri -Risale-i Nur'un nâil olduğu inayatından ve bereketinden olan bu yağmurdan istifade ederek- gülmüş, ruhları inbisat etmişti….

Cenab-ı Hak öyle bereketli bir yağmur ihsan etti ki, bir misli doksanüç tarihinde yağdığını ihtiyarlarımızdan işitiyoruz ki; bu tarih, üstadımızın tarih-i veladetine tesadüf etmekle beraber, bu umumî hâdise-i rahmet olan kesretli yağmur, hususî bir surette Risale-i Nur'a baktığına bir delili de şudur ki: Risale-i Nur'un neşrine vasıta olan üstadımız geldiği gün, Isparta'yı gayet hararetli ve yağmursuzluktan toz-toprak içinde görmüş. Barla gibi bir yayladan gelip böyle bir yerde dayanamayacağım, diye telaş ediyordu. Üçüncü veya dördüncü günü bahçeleri kısmen gezdiği vakit, sebze ve ot ve çiçeklerin susuzluktan buruştuklarını görerek gayet müteessirane su istiyor, yağmur taleb ediyordu. Arkadaşımız olan Bekir Bey'den -değirmenleri çeviren suyu göstererek- "Isparta'nın suyu bu kadar mı?" diye sormuştu. Bekir Bey cevab verdi: "Gölcüğün suyu kesilmiş, gelmiyor. Isparta'nın dörtte birini sulayan bu sudan başka yoktur." dedi.

Üstadımızın Isparta'da çok talebesi bulunduğundan, ruhen yağmurun gelmesini istiyordu. Aynı günde öyle bir yağmur geldi ki, elli seneden beri Isparta böyle bir hâdiseyi görmemiş. O yağmur yüzde doksandokuz menfaat vermiştir. Bundan anlaşılıyor ki, o tevafuk tesadüfî değil; bu rahmet, Isparta'ya rahmet olan Risale-i Nur'a bakıyor. Lillahilhamd. Bu kerem-i İlahî neticesi olarak üstadımız diyor ki; "Isparta bana Barla'yı unutturdu. Unutamayacağım birşey varsa, o da -her yerde olduğu gibi- Barla'da bulunan ciddî dost ve talebelerimdir."

Talebesi Mustafa, Talebesi Lütfü, Hizmetkârı Rüşdü, Hizmetkârı Hüsrev, Daimî Hizmetkârı Bekir Bey, Daimî Hizmetkârı Re'fet"

Yukarıda anlatılan bu olay, Allah'ın Bediüzzaman'a verdiği değere bir işarettir. Çünkü Allah sevdiği kullarının bulunduğu mekanlara özel bir koruma getirmekte ve onları çeşitli nimetlerle bereketlendirmektedir. Üstad'ın bir şehre ayak basmasıyla o şehrin üzerine gökten ve yerden bereketler verilmesi, halkının güzel ahlakı yaşamaya başlaması ve huzurlu bir yer haline gelmesi, Üstad'a olan hayranlığımızı ve saygımızı kat kat artırmaktadır.