|
BEDİÜZZAMAN'DAN
HİKMETLER - 11
HAZRET-İ MEVLANA VE BEDİÜZZAMAN'IN HAYATINDAKİ BENZERLİKLER
Müminler
Allah'a iman eden, güzel ahlaklı, vicdanlı insanlardır. Allah müminleri
tek bir kavim, inkar edenleri ise aynı bir kavim olarak yaratmıştır.
Hem iman edenler hem de inkar edenler ahlak, dünya görüşü, inanç
şekli, yaşam tarzı olarak birbirlerine benzerler. Örneğin alaycılık,
öfke, çıkarlarını gözetmek, makam, servet, itibar hırsı, sadakatsizlik,
gıybet, merhametsizlik, akılsızlık inkar edenlerin ortak özelilkleridir.
Farklı ölçülerde de olsa, bu sayılanların tümü dini yaşamayan insanların
karakterlerinde varolan ve zamanı geldikçe ortaya çıkan ahlak bozukluklarıdır.
Çünkü Allah'a karşı sorumlu olduğunu kabul etmeyen ve yaptıklarından
dolayı ahirette hesaba çekileceğine inanmayan bir insan için, günah
ya da haram gibi bir kavram yoktur. Bu nedenle eğer çıkarları gerektirirse,
rahatlıkla insanlara zarar verecek kötü bir tavra girebilirler.
Dolayısıyla inkar edenler tüm benzer özellikleriyle tek bir ümmet
olarak yaratılmışlardır.
Tarih boyunca inkar edenlerin dine karşı verdikleri mücadelede,
kullandıkları yöntemler de hep birbirinin aynı olmuştur. Hatta Allah'ın
bir mucizesi olarak Kur'an'da inkar edenlerin söyleyecekleri belirtilen
sözler bile, bu insanlar tarafından çoğu zaman kelimesi kelimesine
aynı şekilde kullanılmıştır.
Örneğin Hz.Musa delilikle ve büyücülükle suçlanmıştır. Daha sonraki
asırlarda Hz.İbrahim, Hz.Nuh, Hz. Muhammed, Hz.Şuayb gibi tüm peygamberler
de aynı suçlamayla karşılaşmışlardır. Tümü de zamanlarının en akıllı
insanları olmalarına ve bu gerçek tüm halk tarafından açıkça görülmesine
rağmen, inkar edenler Allah'ın bir mucizesi olarak hep aynı sıfatı
kullanarak elçilere iftira atmışlardır. Peygamberlerimizin yaşadıkları
zamandan bu yana asırlar geçmiş olmasına rağmen, inkar edenler takva
ve samimi gördükleri müminlere hala aynı suçlamayı tekrarlarlar.
Örneğin Üstad aynı suçlamayla karşı karşıya kalmış hatta Toptaşı
Tımarhanesine yollanmış ve doktor Üstad'ın zekasına, aklına ve kültürüne
hayran kalarak zamanın hassaslığını hatırlatmış, itidal tavsiye
etmiş ve kendisinden özür dilemiştir. (Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman
Sait Nursi, s. 105) Üstad'ın hayatı boyunca başına gelen zorluklar,
tüm peygamberlerin ve müminlere önderlik etmiş olan tüm takva müminlerin
başına gelmiş olaylardır.
Çünkü inkar edenlerin tek bir ümmet olması gibi iman edenler de
tek bir ümmettir. Özellikle takva sahiplerine önderlik eden müminlerin
yaşam tarzları, suçlanma şekilleri, başlarına gelen zorluklar tarih
boyunca hep benzer olmuştur. Üstad'ın hayatında olduğu gibi, tümü
yurtlarından sürülmüş, yalnız bırakılmış, dostlarıyla görüşmeleri
yasaklanmış, ölümü için planlar yapılmış ve kavmin önde gelenlerinin
baskılarına maruz kalmıştır.
Böylece Allah'ın bu adetullahı gereği, peygamberlerimizden sonraki
dönemlerde yaşayan her toplum, kendi asırlarının müceddidini tanıma
imkanı elde etmiştir Müceddidlerin tarihlerindeki birbirine benzer
olaylar, ahlakındaki benzer üstünlükler ve yüksek akıl alametleri
içinde yaşadıkları topluma yol göstermiştir. Ancak İslam ümmetine
ahlaklarıyla örnek olan bu müceddidlerin hayat şekillerinin ve tarihlerinin
yanısıra başka mucizevi benzerlikleri de vardır. Biz her ne kadar
her asra İslam ahlakında önder olmuş olan kişiyi, hayatına, çektiği
zorluklara, samimiyeti ve aklına bakarak anlıyorsak da, bu benzerlikler
Allah'ın o kişi üzerindeki manevi bir işareti olduğu için kalbimizdeki
şevki ve imanı artırmaktadır.
İki farklı asrın müceddidleri olan Hazreti Mevlana Halid ve Bediüzzaman
arasında da, Allah'ın bir işareti olarak bir takım tarih benzerlikleri
vardır. Üstad'ın talebelerinden biri olan Şamlı Hafız Tevfik Efendi
bu benzerlikleri bir tevafuk sonucu fark etmiş ve bizlere şu şekilde
nakletmiştir:
"Birincisi:
Hazret-i Mevlâna 1193'te dünyaya gelmiş. Üstadım ise 1293'te.
Tam Mevlâna Hâlid'in yüz senesi hitam bulduktan sonra dünyaya
gelmiş.
İkincisi: Hazret-i Mevlâna'nın tecdid-i din mücahedesine başlangıcı
ve mukaddemesi, Hindistan'ın payitahtına 1224'te girmiş. Üstadım
ise aynen yüz sene sonra, 1324'te Osmanlı Saltanatının payitahtına
girmiş, mücahede-i maneviyesine başlamış.
Üçüncüsü: Ehl-i siyaset, Hazret-i Mevlâna'nın fevkalâde şöhretinden
tevehhüm ederek diyar-ı Şam'a nakl-i mekân ettirilmesi, 1238'te
vaki' olmuştur. Üstadım ise aynen yüz sene sonra 1338'de Ankara'ya
gidip, onlarla uyuşamayıp; onları reddederek, küserek tekrar Van'a
gidip, bir dağda inziva ederken 1338 senesini müteakib, Şeyh Said
hâdisesinin vukuu münasebetiyle ehl-i siyasetin vehmine dokunmuş.
Üstadımızdan korkarak Burdur ve Isparta Vilayetlerinde dokuz sene
ikamet ettirilmiş.
Dördüncüsü: Hazret-i Mevlâna Hâlid, yaşı yirmiye baliğ olmadan
evvel allâme-i zaman hükmünde, fuhûl-ü ülemanın üstünde görünmüş,
ders okutmuş. Üstadım ise, tarihçe-i hayatını görenlere ve bilenlere
malûmdur ki; ondört yaşında icazet alıp a'lem-i ülema-i zamanla
muarazaya girişmiş, ondört yaşında iken, icazet almaya yakın talebeleri
tedris etmiştir.
Hem Hazret-i Mevlâna Hâlid neslen Osmanlı olduğu ve Sünnet-i Seniyeye
bütün kuvvetiyle çalıştığı gibi, üstadım da Kur'an-ı Hakîm'e hizmet
noktasında, meşreben Hazret-i Osman-ı Zinnureyn'in arkasından
gidip, Hazret-i Mevlâna gibi, Risale-i Nur eczalarıyla -bütün
kuvvetiyle- Sünnet-i Seniyenin ihyasına çalıştı.
İşte bu dört noktadaki tevafukat, tam yüz sene fasıla ile Risale-i
Nur'un takviye-i din hususundaki tesiratı; Hazret-i Mevlâna Hâlid'in
Tarîk-ı Nakşiye vasıtasıyla hizmeti gibi azîm görünüyor. (Barla
Lahikası, s.163 -166)
Müminler
takva sahiplerine önder olan kişileri, ahlak üstünlüklerinden anlasalar
da, Hazreti Mevlana ve Bediüzzaman'ın hayatları arasındaki bu benzerlikler,
samimi müminlere bir şevk kaynağı ve imanı güçlü olmayan insanlar
için manevi bir destektir. Çünkü peygamberlerimizin hayatlarındaki
benzerlikler onların hak olduğuna bir delil olduğu gibi, bu tip
mucizevi benzerlikler de müceddidlerin Allah tarafından gönderilen
özel insanlar olduğunun işaretlerindendir.
|