|
BEDİÜZZAMAN'DAN
HİKMETLER - 14
YAĞMUR DUASININ KERAMETİ
İnsanların büyük bir çoğunluğu hayatın çok kısa olduğunu, ölümden
sonra yeni bir yaşama başlayacaklarını, Allah tarafından hesaba
çekileceklerini ve eğer Allah razı olmazsa sonsuza kadar azap çekeceklerini
bildikleri halde, çeşitli sebeplerle bu gerçekleri görmezden gelirler.
Bu nedenle dinden uzak yaşadıkları her gün aleyhlerine gelişir.
Gün geçtikçe verecekleri hesap zorlaşır, yaptıkları vicdansızlıklar,
günahlar, kötü ameller artar ve birikir.
Ancak dünyada dinsiz ve ahireti unutmuş bir şekilde yaşamanın ne
kadar büyük bir tehlike olduğunun farkında olan müminler, bu insanlara
önlerindeki tehlikeyi hatırlatmak ve onları dine yöneltmek için
büyük gayret gösterirler. Kendilerine ait tüm menfaatleri, sosyal
yaşantılarını, lükslerini, rahatlarını bir kenara bırakarak, insanlara
Allah tarafından yaratıldıklarını ve kısa bir süre sonra ahirete
geçeceklerini hatırlatmak için gece gündüz tebliğ yaparlar. Fakat
bu çok büyük bir sorumluluktur. Çünkü insanların büyük bir çoğunluğu
dini yanlış tanıdığı için İslama karşı ön yargılıdır. Bir kısmı
çocuk yaştan beri aldığı yanlış telkinlerin neticesinde Allah'ın
varlığını inkar etme konusunda kararlıdır. Bir kısmı da menfaatlerine
aykırı olduğu için müminlerin dini anlatmalarına şiddetle karşıdır
ya da dünyaya yönelik hırslarını terk etmek istememektedir.
Karakterleri ve dine bakış açıları birbirinden çok farklı olan bu
insanları güzel ahlaka davet etme sorumluluğu, şüphesiz ki dünyanın
en ağır sorumluluğudur. Çok çalışmayı, çok fedakarlık yapmayı, çok
vicdanlı, titiz ve dikkatli olmayı gerektirir. Bu nedenle elbette
Allah'ın dinini temsil ve tebliğ etme sorumluluğunu üzerine alan
her insanın büyük bir manevi güce, desteğe, dirayete ihtiyacı olur.
İnsanların inatlarına, alaycılıklarına, tuzaklarına, saldırılarına,
iftiralarına karşı, bir an bile duraksamadan İslamı anlatmaya devam
etmek, çok güçlü bir maneviyata sahip olmayı gerektirir. Bu nedenle
Allah bu sorumluluğu alan müminlere, hayatlarının her anında desteğini,
yardımını türlü şekillerde hissettirir. Kalplerine kuvvet, sabır
ve metanet ilham eder.
Bu müminlere mahsus özel kerametler yaratmak da bu desteğin bir
parçasıdır. Mucizeler ve kerametler, ağır sorumluluk altına girmiş
olan bir mümine rahmet ve lütuf olarak verilir. Örneğin Hz. Musa
ölüm riski altında, kimi zaman saklanmasını gerektirecek kadar zalim
bir sistemin içinde İslam dinini anlatmakla görevlendirilmişti.
Bu ağır koşulların içinde Allah onu bir çok yönden desteklemiş,
bu desteklerden biri de ona verdiği mucizeler olmuştur.
Ayrıca Allah Hz. İsa'ya, Hz. İbrahim'e, Hz. Süleyman'a, Hz. Yunus'a
ve daha birçok İslam büyüğüne çeşitli mucizeler ve kerametler vererek
onlara yardım etmiştir. Allah'ın bu şekilde yardım ettiği insanlardan
da birisi de Bediüzzaman'dır. Üstad'ın da hayatında bir çok kerametler
vardır. Bunlardan biri, yağmur duası ederken Allah'ın ona ve talebelerine
gösterdiği mucizedir.
"İkinci
Suret: Kuraklık zamanında yirmi-otuz gün içinde yağmur Barla'ya
yağmamışken, Yokuşbaşı çeşmesi yapıldığı bir zamanda menbaına
yakın, Üstadımız ve biz, yâni Süleyman, Mustafa Çavuş, Ahmed Çavuş,
Abbas Mehmed... filân beraber cemaatle namaz kıldık. Tesbihattan
sonra dua için elimizi kaldırdık. Üstadımız yağmur duası etti,
Kur'an'ı şefaatçı yaptı. Birden o güneş altında herbirimizin ellerine
yedi-sekiz damla yağmur düştü. Elimizi indirdik, yağmur kesildi.
Cümlemiz bu hale hayret ettik. O vakte kadar yirmi-otuz gündür
yağmur gelmemişti, yalnız o yağmur duası anında dua eden her ele
yedi-sekiz damla düşmesi gösteriyor ki, bunda bir sır var. Üstadımız
dedi ki, "Bu bir işaret-i İlâhiyyedir. Cenâb-ı Hak mânen
diyor ki, ben duayı kabûl ediyorum, fakat şimdi yağmur vermiyorum"
Demek sonra Sûre-i Yâsin şefaat edecek ve nitekim de öyle olmuştur.
Elhâsıl: Isparta'daki kardeşlerimizin umumî rahmet içindeki Risale-i
Nurun bereketine dâir dâva ettikleri hususiyeti, şu iki kuvvetli
delil ile tasdik ediyoruz.
Şem'i, Mustafa Çavuş, Bekir Bey,Muhacir Hâfız Ahmed, Süleyman
(R.H) (Sikke-i Tasdiki Gaybi, s.17-20)
Yukarıda
anlatılan olay çok açık bir mucizedir ve Üstad'ın hayatındaki bir
çok kerametten sadece bir tanesidir. O dönemde yaşamış bir çok mümin
varken özellikle Üstad'ın keramet sahibi olması, onun İslam ümmeti
arasındaki yerine bir işarettir. Nitekim herkes tarafından bilinmektedir
ki, Üstad Allah tarafından İslam'ı insanlara tanıtmakla görevlendirilmiş,
geçen asrın müceddididir. Bu nedenle de sorumluluğu çok büyük olmuş
ve her zaman Allah'ın özel desteği üzerinde olmuştur.
Üstad'a ve diğer İslam büyüklerine verilen kerametlerin bildiğimiz
ve bilmediğimiz bir çok hikmeti vardır. Bunlardan biri, keramet
verilen kişinin tabi olunması gereken hayırlı bir insan olduğuna
manevi bir işaret olmasıdır. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi
Allah peygamberlerini ve diğer İslam büyüklerini hem açık ve görünür
mucizelerle, hem de mucize olarak açıklanabilecek bazı olaylarla
desteklemiştir. Bu da halkın onlara olan güvenini ve bağlılığını
artırmış, dolayısıyla kerametler bir kısım insanların İslam'a yönelmesine
vesile olmuştur.
İslam'ı tanımayan insanlar karşılarındaki kişiyi İslam ahlakına
göre değerlendirmeyi bilmezler. Böyle bir durumda keramet görmek
o kişinin üstünlüğünü doğal olarak anlamalarına neden olur. Dolayısıyla
bu gibi insanların İslam'a yönelmesinde keramet çok önemli bir vesiledir.
Kerametin bir başka hikmeti, müminlerin kalbine şevk vermesi ve
imanlarını güçlendirmesidir. Örneğin Üstad'ın kerametleri onun Allah'ın
sevdiği bir kulu olduğuna işaret olduğu için bizim kendisine olan
sevgimizi güçlenmektedir. Nitekim Üstad'ın talebeleri için de kerametlerine
şahit olmak çok şevklendirici olmuş ve çektikleri zorluklara karşı
dayanma güçlerini artırmıştır.
İnkar edenler üzerindeki yıldırıcı etkisi de kerametin diğer bir
hikmetidir. Çünkü keramet sahibi, Allah'ın özel olarak desteklediği
bir kişidir. Bu özellikler inkar edenler üzerinde bir caydırıcılık
oluşturur ve tuzaklarını, saldırılarını, iftiralarını engeller.
Nitekim Üstad elinde fiziki hiçbir imkanı olmayan, yaşlı, hasta
ve gözetim altında, yalnız bir insan olmasına rağmen, inkarcı çevrelerin
en çok korktuğu insanların başında gelmiştir. Üstad da bir çok eserinde
kendi zamanındaki yetkili kişilerin onunla görüşmekten çekindiğini,
hatta bulunduğu yerin önünden geçerken kendisiyle yüzyüze gelmemek
için hızlı adımlarla oradan kaçtıklarını belirtir.
Görüldüğü gibi Üstad'a verilen kerametlerin görebildiğimiz ve göremediğimiz
pek çok hikmeti ve hayrı vardır. Tüm bunlar bizim için çok büyük
bir şevk kaynağıdır. Ancak Bediüzzaman'ın bir insana yapılabilecek
en şiddetli eziyetlere maruz kalmasına rağmen, böylesine güzel bir
ahlak göstermesi ve milyonlarca müminin imanına vesile olarak biraraya
getirmesi, şüphesiz ki ona olan hayranlığımızın ve bağlılığımızın
en büyük sebeplerindendir.
|