|
BEDİÜZZAMAN'DAN
HİKMETLER - 15
DÜŞMANLARINI YILAN ŞEKLİNDE GÖRDÜĞÜ RÜYA
Kur'an'ın bir çok ayetinde müminlerin dikkatli ve tedbirli hareket
etmelerine yönelik işaretler vardır. Örneğin Hz. Musa Firavun'un
karşısına giderken yanına Hz.Harun'un da verilmesini ve kendisine
destek olmasını istemiştir. Hz. İbrahim halkının yüz yıllardan beri
ilah kabul ederek tapındığı putları kırmış ve bunu kimin kırdığını
sorduklarında büyük putun küçük olanları kırdığını söylemiştir.
Bunda İbrahim kavmi için düşünmeleri gereken bir ibret vardır, ama
aynı zamanda bu, Hz. İbrahim'in halkın şiddetinden korunmak için
aldığı bir tedbirdir. Hz. Musa, Mısır halkını Firavun'un zulmünden
kurtarmak amacıyla göç ettirirken, Allah Hz. Musa'ya gece yarısı
yürüşüye geçmelerini vahyetmiştir. Allah'ın bu emri, Musa peygamberin
ve kavmini tehlikeden korumak için alınmış bir tedbirdir. Hz. Muhammed
düşmanlarından korunmak için mağarada saklanmak zorunda kalmıştır.
Allah Müslümanlara, savaş zamanı namazı kılarken, bir grubun arkalarında
nöbet tutmasını ve namaz kılarken silahlarını yanlarından ayırmamalarını
emretmiştir. Bu da Müslümanların hayatını korumak için alınmış bir
tedbirdir. Tüm bu ayetlerden müminlerin tevekküllü olmalarını, ancak
bir yandan da dua niyetiyle tedbirli olmaları gerektiğini anlamaktayız.
Çünkü müminlerin üzerinde çok önemli bir görevi yerine getirme sorumluluğu
vardır. Müminler dünyaya Allah'ın dinini temsil ve tebliğ sorumluluğuyla
gelirler. Dolayısıyla rahat hareket edebilmeleri ve güvenlik içinde
olmaları, insanlara faydalı olabilmeleri açısından çok önemlidir.
Müminlerin yaptıkları tek bir açıklama dahi insanlar açısından büyük
önem taşır. Çünkü yapacakları tek bir açıklama, yazacakları tek
bir yazı veya verecekleri tek bir tavsiye, belki de çok sayıda insanın
ahiretini kurtarmasına vesile olabilir. Bir çok insan tek bir konuşma
veya okuduğu bir yazıdan etkilenerek dine yönelebilir.
Milyonlarca insan dini konusunda cahil, bilgisiz, katı ve vicdansızken,
müminlerin bu insanları uyarması, doğru yola çağırması, vicdanlı
davranmaya teşvik etmesi çok önemli bir görevdir. Toplumların onların
bilgisine, aklına ve anlatacaklarına ihtiyaçları vardır. Tüm bu
sebeplerden dolayı, müminlerin yaşamlarının güven içinde ve sağlıklı
devam etmesi insanların mutluluğu ve hayrı için birinci dereceden
önemlidir. Bunun için Allah bir çok ayette, müminlerin düşmanlarına
karşı nasıl korunmaları gerektiğini, almaları gereken tedbirleri,
hangi konularda ve kimlere karşı temkinli olmaları gerektiğini detaylı
bir şekilde tarif eder.
Ancak ayetler görünen ve bilinen düşmanların yanısıra, düşmanlığı
bilinmeyen bir takım çevrelerin varlığına da dikkat çeker. Örneğin
müminlerin içine karışmış ve mümin gibi davranan münafıklar veya
düşman olduğu müminler tarafından bilinmeyen bir takım çevreler
olabilir. Böyle bir durumda insan bu kişilerden kendisine zarar
geleceğini hesaplayamayabilir. Nitekim Üstad Risalelerin bir çok
bölümünde talebelerini bu konuda uyarmış ve içlerinde münafık olabileceğine
dikkat çekmiştir. Hatta Nur talebelerinin içine özellikle münafık
soktuklarını duyduğunu ve bunun amacının Nur talebelerinin arasına
nifak sokup, dağılmalarını sağlamak olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle
Üstad mektuplarında tesanütü, müminlerin birbirlerine olan bağlılıklarının
önemini ve tehlikelere karşı hazırlıklı olmaları gerektiğini hatırlatmıştır.
Ayrıca Üstad çok akıllı ve ileri görüşlü bir insan olduğu için ne
gibi tehlikelerle karşı karşıya olduklarını tüm talebelerinden daha
iyi biliyordu. Bu nedenle zaman zaman onları rahat hareket etmemeleri
konusunda uyarıyordu. Örneğin yazılım aşamasında her risaleyi herkese
okutmamaları gerektiğini, art niyetli insanların bunu onlara karşı
kullanabileceğini, çevrelerindeki insanları iyi tahlil etmelerini
veya olası bir saldırıya karşı uyanık olmaları gerektiğini söylüyordu.
Üstad'ın talebelerine yaptığı bu uyarılardan biri Bilinmeyen Yönleriyle
Said Nursi isimli kitabın 336. sayfasında şu şekilde nakledilmektedir.
"Risale-i
Nura müthiş bir hücum planı var; fakat merak etmeyiniz. Müjde
inayet-i ilahiye imdadımıza yetişecek."
Yukarıdaki
örnekte de görüldüğü gibi Bediüzzaman bir yandan talebelerini uyarırken,
bir yandan da Allah'ın yardımını hatırlatmaktadır. Nitekim Üstad'ın
da dediği gibi Allah her zaman kendisinin ve çevresindeki müminlerin
yanında olmuştur. Onları görünen ve görünmeyen düşmanlarına karşı
desteklemiştir. Ancak Üstad'ın görünmeyen düşmanlarına karşı Allah
tarafından desteklenmesi çeşitli mucizeler şeklinde gerçekleşmiştir.
Aşağıda anlatılan olay da bu mucizelerden biridir.
"Aziz
kardeşlerim!
Sual ediyorsunuz ki: Câmi-i şerifinize, Cum'a gecesinde sebebsiz
olarak, mübarek bir misafirin gelmesiyle tecavüz edilmiş. Bu hâdisenin
mahiyeti nedir? Neden sana ilişiyorlar?
Elcevab: Dört noktayı, bilmecburiye Eski Said lisanıyla beyan
edeceğim. Belki ihvanlarıma medar-ı intibah olur, siz de cevabınızı
alırsınız.
Birinci Nokta: O hâdisenin mahiyeti; hilaf-ı kanun ve sırf keyfî
ve zındıka hesabına, Cum'a gecesinde kalbimize telaş vermek ve
cemaata fütur getirmek ve beni misafirlerle görüştürmemek için,
bir desise-i şeytaniye ve münafıkane bir taarruzdur. Garaibdendir
ki, o geceden evvel olan perşembe günü tenezzüh için bir tarafa
gitmiştim. Avdetimde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca
siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından
geçti. Arkadaşıma, o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum:
- Gördün mü?
0 dedi:
- Neyi?
Dedim:
- Bu dehşetli yılanı!
Dedi:
- Yok, görmedim ve göremiyorum.
"Fesübhanallah!" dedim. "Bu kadar büyük bir yılan,
ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin?"
O vakit hatırıma bir şey gelmedi. Fakat sonra kalbime geldi ki:
"Bu sana işarettir, dikkat et!" Düşündüm ki, gecelerde
gördüğüm yılanlar nev'indendir. Yani: Gecelerde gördüğüm yılanlar
ise; hıyanet niyetiyle her ne vakit bir memur yanıma gelse, onu
yılan suretinde görüyordum. Hattâ bir defa müdüre söylemiştim:
"Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum,
dikkat et!" demiştim. Zâten selefini çok vakit öyle görüyordum.
Demek şu zahiren gördüğüm yılan ise işarettir ki, hıyanetleri
bu defa yalnız niyette kalmayacak, belki bilfiil bir tecavüz suretini
alacak.
Bildiğiniz
gibi Üstad her zaman bir çok tehlikeyle karşı karşıya yaşamıştır.
Çünkü yalnız başına yaşıyordu, yanında kendisine yardım edecek kimse
yoktu, hastaydı ve İslam ahlakını yaymasını engellemek isteyen bir
çok düşmanı vardı. Hatta bu insanlar kendisini zehirlemek için girişimde
bulunmuşlardı. Üstad ise bu şartlar altında Risaleleri yazıp dışarıya
ulaştırabilmek, İslamı rahatça yayabilmek için gereken her türlü
tedbiri aldı. Ancak onun bilmediği düşmanları da vardı ve Allah
bu düşmanları ona hissettirerek özel bir koruma sağladı. Böylece
milyonlarca müslümanın aklına, ilmine, tefekkürlerine ihtiyaç duyduğu
böylesine önemli bir insan Allah'ın inayetiyle oluşan mucizelerle
korunma altına alınmış oldu. Böylece Üstad buna rağmen 84 yaşına
kadar İslam'ı yaymaya devam etti, her zaman galip gelen taraf oldu
ve kimse ona bir zarar veremedi.
|