|
BEDİÜZZAMAN'DAN
HİKMETLER - 17
NUR TALEBELERİ BİR KERAMET-İ KURANİYEDİR
İslamın insanlara anlatılması ve dinsizliğe karşı fikri mücadele
verilmesi her dönemde bir takım zorlukların göze alınmasını gerektirmiştir.
Üstad da kendi döneminde bu vazifeyi üstlenmiş bir insan olarak
bu zorlukları yaşamış, ancak kendi ifadesiyle Allah onun yanına
kuvvetli, ciddi, samimi, fedakar, kalemleri elmas kılınç olan bir
mümin topluluk vermiştir. Bu müminler onun fikri mücadelesinde en
büyük yardımcıları, ahiret arkadaşları, kardeşleri ve ailesidir.
Bu nedenle Üstad her ne kadar bu dostlarıyla görüşmesi yasaklanarak
yalnız bir hayata mahkum edilmişse de, risalelerin yazılımında,
dağıtılmasında ve insanlara tanıtımında bu kıymetli talebelerin
emeği çok büyük olmuştur. Üstad'ın eserlerinin bir çok yerinde talebelerine
olan sevgisini, güvenini, dostluğunu açıkça görmek mümkündür.
Bediüzzaman kendi etrafından toplanan bu insanların bir çoğunun
bir evlattan daha sadık, en yakın arkadaştan daha yakın, kimi zaman
bir kardeş, kimi zaman bir yardımcı olduğunu anlatır. Onların sevgisinin,
sohbetinin ve dostluğunun kendisine büyük destek olduğunu bildirir.
Nitekim Allah müminlerin birbirleri için çok büyük bir nimet olduğuna
ve tek bir müminin varlığının bile insan için büyük önem arz ettiğine
bir çok ayetinde işaret eder.
Bu ayetlerden biri, Hz. Musa'nın Firavun'a giderken kardeşi olan
Hz. Harun'la desteklenmeyi istemesidir. Hz. Musa bu isteğini, yanında
bir mümin olduğunda Allah'ı daha çok anacağını ve kendisine yardımcı,
görevinde ortak olacağını, arkasını kuvvetlendireceğini söyleyerek
dile getirmiştir. Allah da onun duasını kabul etmiş ve Harun Peygamber
Hz. Musa'nın hayatı boyunca en büyük yardımcısı olmuştur.
Üstad için de en büyük yardımcı yanındaki talebeleri olmuştur. Ancak
Üstad dinsizliğin hüküm sürdüğü böylesine zor bir dönemde, yaşlı,
yalnız, tecrit edilmiş ve tehdit altında olduğu bir zamanda, çevresinde
böylesine değerli insanların toplanmasını ve ona yardımcı olmasını
Kur'an'ın bir kerameti ve Allah'ın bir inayeti olarak açıklar. Bediüzzaman'ın
bu konuyla ilgili tefekkürlerini aşağıdaki açıklamadan anlamak mümkündür.
"...
Hizmet-i Kur'aniyeye ait inayat-ı Rabbaniyenin ikincisi şudur
ki: Cenab-ı Hak, benim gibi kalemsiz, yarım ümmi, diyar-ı gurbette,
kimsesiz, ihtilattan men'edilmiş bir tarzda; kuvvetli, ciddî,
samimî, gayyur, fedakâr ve kalemleri birer elmas kılınç olan kardeşleri
bana muavin ihsan etti. Zaîf ve âciz omuzuma çok ağır gelen vazife-i
Kur'aniyeyi, o kuvvetli omuzlara bindirdi. Kemal-i kereminden,
yükümü hafifleştirdi. O mübarek cemaat ise; -Hulusi'nin tabiriyle-
telsiz telgrafın âhizeleri hükmünde ve -Sabri'nin tabiriyle- nur
fabrikasının elektriklerini yetiştiren makineler hükmünde ayrı
ayrı meziyetleri ve kıymetdar muhtelif hasiyetleriyle beraber,
-yine Sabri'nin tabiriyle- bir tevafukat-ı gaybiye nev'inden olarak,
şevk ve sa'y ü gayret ve ciddiyette birbirine benzer bir surette
esrar-ı Kur'aniyeyi ve envâr-ı imaniyeyi etrafa neşretmeleri ve
her yere eriştirmeleri ve şu zamanda (yani hurufat değişmiş, matbaa
yok, herkes envâr-ı imaniyeye muhtaç olduğu bir zamanda) ve fütur
verecek ve şevki kıracak çok esbab varken, bunların fütursuz,
kemal-i şevk ve gayretle bu hizmetleri, doğrudan doğruya bir keramet-i
Kur'aniye ve zahir bir inayet-i İlahiyedir. Evet velayetin kerameti
olduğu gibi, niyet-i hâlisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin
dahi kerameti vardır. Bahusus Lillah için olan bir uhuvvet dairesindeki
kardeşlerin içinde ciddî, samimî tesanüdün çok kerametleri olabilir.
Hattâ şöyle bir cemaatin şahs-ı manevîsi bir veliyy-i kâmil hükmüne
geçebilir, inayata mazhar olur.
İşte ey kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'an'da arkadaşlarım! Bir
kal'ayı fetheden bir bölüğün çavuşuna bütün şerefi ve bütün ganîmeti
vermek nasıl zulümdür, bir hatadır; öyle de şahs-ı manevînizin
kuvvetiyle ve kalemleriniz ile hasıl olan fütuhattaki inayatı
benim gibi bir bîçareye veremezsiniz. Elbette böyle mübarek bir
cemaatte, tevafukat-ı gaybiyeden daha ziyade kuvvetli bir işaret-i
gaybiye var ve ben görüyorum; fakat herkese ve umuma gösteremiyorum."
Üstad
talebelerinin varlığını büyük bir keramet olarak niteler. Bunun
sebebi talebelerinin hangi şartlar altında İslama hizmet ettiklerini
görmesi ve bilmesidir. Nur talebeleri, Üstad'ın yanında yer aldığı
ve ona sadakat gösterdikleri için bir çok çevrenin düşmanlığını
kazanmış ve bu düşmanlık onlar açısından büyük zorluklar oluşmasına
yol açmıştır. Çoğu zaman Üstad'la birlikte evlerinden ve işyerlerinden
alınmış ve tevkif edilmişlerdir. Zaman zaman yüzü aşkın sayıda Nur
talebesi, Üstad'la birlikte hapishanelere gönderilmiştir.
Hapisten çıkartılanlar sürekli gözlenmiş ve en ufak bir hareketleri
bile hemen yetkililere haber verilecek şekilde bir sistem geliştirilmiştir.
Örneğin 1935 yılında Üstad Eskişehir hapishanesine gönderilirken
yanında 120 talebesi vardı. Burada hem Üstad'a hem de talebelerine
çok şiddetli zulüm yapıldığı bilinmektedir. Örneğin Zübeyir Gündüzlap'ın
anlattığına göre burada 12 gün kendilerine yemek verilmemiş ve insani
hakları tümüyle ellerinden alınmıştır. Burada Bediüzzaman'ın 15
talebesi 6 ay boyunca kalmıştır.
1948 yılında Afyon hapishanesine de Üstad talebeleriyle birlikte
götürülmüştür. Burada da hem yaşlı hem de hasta olan Üstad'larının
soğuk bir koğuşa ince bir battaniyeyle birlikte yalnız başına bırakıldığını
gören talebeleri, hapishane yönetimine buraya soba kurulmasını talep
etmiş, ancak darpla karşılık almışlardır. Talebelerinin Bediüzzaman'la
görüşmesi, konuşması veya avludan selamlaşması yasaklanmıştır. Koğuşun
penceresinden bakmasınlar diye pencere tahtalarla kapatılmıştır.
Hatta yanına gizlice yaklaşan bir talebesi olduğunda bu kişi falakaya
yatırılılıp, en ağır işkencelere maruz kalmıştır. (Bediüzzaman Albümü,
Re'fet Kavukçu, s.300)
Bediüzzaman'ın talebeleri bu koşullar altında İslamı yayma gayreti
içine girmiş ve Üstad'a sadakat göstermişlerdir. Bu nedenle Bediüzzaman
bu gençlerin kendisine dönülmez bir sadakatle olan bağlılığını,
her türlü baskıya rağmen asla yanından ayrılmayıp desteklerini çekmemelerini
ve üzerindeki ağır sorumluluğu onunla paylaşmalarını Allah'ın bir
mucizesi olarak yorumlar.
|