BEDİÜZZAMAN'DAN HİKMETLER - 19

DENİZLİ HAPİSHANESİNDE MAHKUMLARIN İMANA GELİŞİ

İnsanların mutsuzluklarının en büyük sebeplerinden birisi, çevrelerindeki kişileri tanıyabilme ve karakterlerini teşhis edebilme yeteneğine sahip olmamalarıdır. Bu nedenle sürekli olarak yakın bildikleri kişilerin sadakatsizlikleri ve ihanetleriyle karşılaşırlar. Bu ise bir insanın çevresinde binlerce insan olmasına rağmen manevi olarak yanlızlığa mahkum olması anlamına gelir. Kendilerine çok yakın gördükleri bir insanın çıkar uğruna bir anda sırt çevirmesi, dürüst sandıkları birinin yalancı çıkması, sadakatinden emin olduklarını düşündükleri bir insanın bir anda vefasızlık yapabilmesi, dost gördükleri bir kişinin arkadan konuşmasına şahit olmaları gibi olaylar cahiliye toplumunda oldukça sık rastlanan durumlardır. Bu nedenle insanlar sürekli hayal kırıklığına uğrar ve mutsuz olurlar.

Bu insanların çevrelerindeki kişileri tanıyamamalarının sebebi, imanın getirdiği bir akla sahip olmamalarıdır. Çünkü insanların gerçek fıtratlarını ve iyi- kötü insan arasındaki farkı açıklayan tek rehber Kur'an'dır. Hangi insanın sözüne güven duyulabileceğini, hangisinin akıllı olduğunu, kimin dürüst, kimin sahtekar olduğunu ancak Kur'an gözüyle bakarak fark edebiliriz. Bunun dışında bir insanı gerçek anlamda tanımak ve doğru değerlendirmek mümkün olmaz.

Nitekim samimi imanından kaynaklanan çok üstün bir akla ve özel bir ilme sahip olan Bediüzzaman, bu konuda çok özel bir yeteneğe sahipti. Allah'tan kendisine verilen bu özel ilim vesilesiyle binlerce insanı irşat etmiş ve herkese sahip olduğu ahlaka, akla ve karaktere göre ayrı bir eğitim uygulamıştı. Bu nedenle okuması olmayan bir köylü veya çok yüksek tahsilli bir paşa hiç fark etmeksizin Üstad'dan çok etkileniyorlar ve fikren hemen onun hakimiyeti altına giriyorlardı.

Üstad'ın hayatının son 30 yılını hapiste ve sürgünde geçirmesinin en önemli sebeplerinden biri de bu yeteneğinin fark edilmesidir. Üstad'ın görüştüğü herkesi üstün ahlakı ile etkilemesi, dinsizliği ile meşhur insanları namaza başlatması veya azılı inkarcıları iman sahibi birer insan haline getirmesi, din karşıtı çevrelerde büyük bir korku yaratmıştır. İnsanların karakterini, korkularını, arzularını, hırslarını iman gözüyle çok iyi analiz eden ve aklıyla her insanın vicdanına ayrı ayrı hitap edebilen Üstad, kısa sürede çevresinde binlerce insan toplamıştır. İnsanlar Bediüzzaman'ın özel bir güce sahip olduğunu anlamışlar, ancak bunun üstün bir akla sahip olmasından kaynaklandığını kabul etmek gururlarına ağır geldiği için, büyü gibi metafizik olaylara bağlamaya çalışmışlardır. Bu korku ise Üstad'ı Anadolu'nun kalabalık olmayan köylerinde, hiçkimseyle görüşmeden, konuşmadan yaşamaya mahkum etmelerine sebep olmuştur. Bediüzzaman sadece kendi şahsına mahsus olan bu uygulamayı şu şekilde anlatmaktadır.

"Bana karşı bu yedi senedeki muameleler, sırf keyfî ve fevkalkanundur. Çünkü, menfîlerin ve esirlerin ve zindandakilerin kanunları meydandadır. Onlar kanunen akrabasıyla görüşürler, ihtilâttan men olunmazlar. Her millet ve devlette ibadet ve taat, tecavüzden masundur. Benim emsallerim, şehirlerde akrabalarıyla ve ahbaplarıyla beraber kaldılar. Ne ihtilâttan, ne muhabereden ve ne de gezmekten men olunmadılar. Ben men olundum. Ve hattâ camiime ve ibadetime tecavüz edildi. Şâfiîlerce, tesbihat içinde kelime-i tevhidin tekrarı sünnet iken, bana terk ettirilmeye çalışıldı.
Hattâ Burdur'da eski muhacirlerden Şebab isminde ümmî bir zat, kayınvalidesiyle beraber tebdil-i hava için buraya gelmiş; hemşehrilik itibarıyla benim yanıma geldi. Üç müsellâh jandarma ile camiden istenildi. O memur, hilâf-ı kanun yaptığı hatayı setretmeye çalışıp, "Affedersiniz, gücenmeyiniz; vazifedir" demiş, sonra "Haydi, git" diyerek ruhsat vermiş. (Yirmi Sekizinci Mektup - s.520)

Cinayet, hırsızlık, bölücülük, yaralama gibi ağır suçlar işlemiş bir sürü tehlikeli insan varken, Bediüzzaman gibi tevazulu, akıllı, merhametli ve değerli bir insan çevresindeki herkesten ayrı tutularak, yalnız başına bırakılmış ve kimseyle görüşmesine izin verilmemiştir. Bu durum, Üstad'ın insanların vicdanını etkileme gücüne karşı nasıl büyük bir korku duyulduğunu göstermektedir. Gerçekten de Bediüzzaman Allah'ın kendisine verdiği özel bir ilimle yanındaki insanları, özellikleri, kültürü, yaşı, milliyeti veya kişiliği her ne olursa olsun mutlaka bir yolla eğitme başarısını göstermiş nadir müminlerden biridir. Bunun en güzel delillerinden biri, girdiği hapishanelerde çevresindeki azılı suçluları kısa süre içinde iman sahibi, Allah'tan korkan müminler haline getirmesidir. Denizli Hapishanesi'nde geçen olay bu konunun en güzel delillerinden biridir.

"Hele sen o âşık ve sadık talebelerini, bir kafile-i melaike gibi saf saf edip ve hepsinin başına Hazret-i Üstad'ı bir başkumandan tayin ederek "İzn-i İlahî ile yürü ey kafile-i Nur!" diye kumanda ettiğin vakit, o satvetli ve şevketli nur-u iman ordusunun kemal-i sükûn ve vakar ile yollardan geçişini her sınıf halktan yüzlerce kişi seyredip selâmlıyor. Ruh u canıyla o nuranî alayı tebrik ve tebcil ediyordu. Bu manzara-i münevvereyi körler bile görmüş, sağırlar bile işitmiş, kalpsizler bile ağlamıştı.
Ve hapishanelere koşmaklığın sırr-ı hikmeti ise; yıllardan beri orada nursuz, çırasız yatıp bekleyen mahkûmlar ve mahpuslar, "Ey Nur-u Kur'an bize de yetiş. Buradan çıkıp kurtulmağa ve sana varmağa bize müsaade ve mecal yok, lâkin sen heryere girer çıkarsın, sana yasak yok. Aman bizi unutma, bizi me'yus ve mahrum bırakma. Yarın huzur-u pâk-i İlahîye pâk olarak çıkabilmekliğimiz için cürüm ve isyanımızla kararan rûy-i siyah ve nasiye-i nâpâkimizi âb-ı rahmetin ve nur-u imanınla yıka ve temizle, şerbet-i sâfi ve kevser-i bâkiden ve âb-ı hayat-ı ebedî ve Ahmedîden (A.S.M.) kana kana bize de içir!" diye vuku' bulan müracaat-ı maneviye ve mühimmedir.
Evet Denizli hapsinde hakikat böyle tecelli etti. Oralarda açtığın mekteb-i ilm-i irfan ve medrese-i Hazret-i Kur'an'da, orada ve ondan intibaha gelen hapislerde bugün yüzlerce talebe okuyup tenevvür ve tekemmül etmekte ve hepsi de âlem-i insaniyet ve medeniyete yarar birer uzv-u nâfi' hâlini almakta, kumarhaneler kapanıp nurhaneye dönmektedir. Asayiş ve inzibata ne büyük yardım... (Konferans, s. 93-94)


Üstad imanından kaynaklanan güçlü bir akla sahipti. Allah'a olan bağlılığı nedeniyle Allah ona her yerde ve her konuda doğru olanı ilham ediyordu. Bu nedenle Bediüzzaman hayatı boyunca her konuda olduğu gibi, insanları teşhis etme ve her insanı karakterine göre en güzel şekilde eğitme konusunda da tarih boyunca nadir rastlanacak bir akıl göstermiş ve bu aklı ve samimiyeti milyonlarca insanın Allah'a iman etmesine vesile olmuştur.