|
BEDİÜZZAMAN'DAN
HİKMETLER - 2
RÜYASINDA ABDÜLKADİR GEYLANİ HAZRETLERİNİ GÖRDÜĞÜ AN
Allah iman edenlere, adaletsizlik ve zulüm nedeniyle zayıf bırakılmış
ve eza gören insanlar adına fikri bir mücadelede bulunmayı emretmektedir.
Bu fikri mücadelenin özünde dinin güzelliklerini bilmeyen insanlara
İslam dininin anlatılması, Allah'a iman etmeyenlere Allah'ın varlığının
ve birliğinin açıklanması, zalim ve adaletsiz olanların vicdana
davet edilmesi yatmaktadır. Bu nedenle de Allah'ın emirlerine büyük
bir teslimiyetle tabi olan, İslam ahlakını yaşama konusunda kararlı
olan bir insan, ben yanlızca kendi hayatımdan sorumluyum gibi bir
mantıkla hareket edemez. İman eden bir kişinin yaptığı her hareket,
söylediği her söz ve aldığı her karar son derece önemlidir. Çünkü
onun sorumluluğu tüm insanların imanını, güvenliğini, sağlığını
ve mutluluğunu içerir. Dolayısıyla aldığı kararların ve yaşamını
nasıl yönlendirdiğinin önemi çok büyüktür.
Örneğin inkar eden bir insan eğer yaşadığı şehri beğenmiyorsa, burayı
yeterince lüks ve rahat bulmuyorsa, hiçbir şey düşünmeden sadece
kendi rahatı için kolaylıkla burayı terk edebilir. Ancak bir mümin
yaşadığı yerden ayrılma kararı, bir çok şeyi hesap etmek zorundadır.
Sadece kendi rahatını veya güvenliğini düşünerek hareket edemez.
İslam ahlakını yaymanın nerede daha kolay ve süratli olacağı, insanlara
nerede daha fazla yardımının ve desteğinin dokunacağı veya insanlara
yardım ederken nerede daha kolay hareket edebileceğini düşünmek
zorundadır. Kısaca oturacağı yere karar verirken bile kendisinden
ziyade yardıma muhtaç insanların sağlığını, güvenliğini, mutluğunu
ve rahatını düşünmek durumundadır. Nitekim Hz.Musa Firavun'un sarayında
Mısır'ın en zengin insanı olarak yaşarken, Mısır halkına eziyet
edilmesini engellemek için zorluk içinde bir hayat tercih etmiş
ve halkıyla birlikte yaşadığı yeri terk etmiştir. Peygamberlerin
tümü aldıkları kararlarda, önce kendi kavimlerini ve halklarını
düşünmüş, hiçbir zaman kendi çıkarlarını hesaba katmamışlardır.
Bediüzzaman da hayatının tümünü İslam dininin menfaatine göre ve
zulüm gören insanların ihtiyaçlarına göre yönlendirmiştir. Üstad
hapishanede ve sürgündeyken kendisine defalarca, izlediği yolu bırakması,
talebelerini terk etmesi ve insanlara İslam ahlakını anlatmaktan
vazgeçmesi teklif edilmiştir. Eğer vazgeçerse hayatının değişeceği,
rahat, sağlıklı, lüks içinde bir yaşam sahibi olabileceği izah edilmiştir.
Ancak Üstad kararını her zaman, insanları İslama çağırma ve eserlerinin
yazımına devam etme yönünde vermiş, dolayısıyla aldığı bu karar
hapishane ve sürgün hayatının devam etmesiyle sonuçlanmıştır. Ancak
Üstad'ın aldığı bu hayırlı kararlar neticesinde sayısız insan Allah'a
iman etmiş, dinini tanımış, ahiretin farkına varmıştır. Bu nedenle
müminlerin aldığı kararlarda mutlaka Allah'a sığınmaları, vicdanlarının
sesini dinlemeleri, ihlasla hareket etmeleri taşıdıkları sorumluluk
açısından büyük önem taşımaktadır.
Ancak unutmamak gerekir ki Rabbimiz bu konuda müminlere büyük kolaylıklar
sağlar. Müminlerin alacağı her zor kararda onlara doğru yolu gösterir,
kalbine güç, yanına yardım verir. Örneğin Hz.Musa Mısır halkını
esaretten ve zulümden kurtarmak için Firavun'a gitmesi gerektiğini
öğrendiğinde, kalbinde bir korku hissetmiştir. Çünkü Firavun çok
zalim bir katildir ve kendisine gelen Musa peygamberi mutlaka öldürmek
isteyeceği bilinmektedir. Ancak Allah Hz. Musa'ya korkmamasını bildirmiş,
yanına Hz.Harun'u destekçi olarak vermiş ve bu zor görevi yerine
getirirken onun kalbine rahatlık ve güç vermiştir.
Aynı şekilde Bediüzzaman Sair Nursi de hayatının bir çok anında
Allah'ın desteğini yakından hissetmiş, bunu da eserlerinde sık sık
dile getirmiştir. Nitekim Allah'ın onu açıkça desteklediği olaylardan
biri de, halka zulmeden bir aşiret reisini hidayet yoluna çağırmakla
görevlendirildiği andır.
Üstad'ın güzel ahlaka davet edeceği bu kişi, zulmüyle tanınan ve
insanların korkuyla bahsettiği biriydi. Bu nedenle onun karşısına
çıkarak güzel ahlakla davranmasını ve İslam'a yönelmesini anlatmak,
ölüm tehlikesini göze almak anlamına gelmekteydi. Oldukça büyük
bir cesaret gerektiren böyle bir görüşme öncesi Allah Üstad'ı bir
rüyayla desteklemiş ve rüyasında Geylani Hazretleri Üstad'ın bu
kişiyi hidayete davet etmesini istemiştir. İşte Said Nursi Allah'ın
kendisine verdiği bu desteğin rahatlığıyla Miran reisinin karşısına
çıkmış ve bu zalim kişi belki de hayatında ilk defa bir insan karşısındaki
mağlubiyetini kabul etmiştir.
Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Sait Nursi isimli kitapta bu
olay şu şekilde anlatılır:
"Miran
Aşireti Reisi Mustafa Paşa zulmüyle meşhurdu. Cizre ve civarını
haraca kesmişti. Said-i Meşhur, halkı ondan nasıl kurtaracağını
düşünmeye başlamıştı. Bir gece rüyasında Abdülkadir-i Geylani
Hazretlerini gördü, Manevi Mürşidinden şu direktifi aldı.
"Molla Sait, Miran Aşireti Reisi Mustafa Paşa'ya git ve kendisini
hidayet yoluna çağır, yaptığı zulümden vazgeçerek Allah'ın emirlerine
tabi olsun."
"Tillo'daydı emrini almıştı. Cizre'ye gitti. Paşa'nın çadırına
girdi. Kendisinden sonra gelen Paşa'yla aralarında çok muhavere
geçti:
- Bu delikanlı kim?"
- Meşhur Molla Sait'dir efendim dediler.
- Buraya niçin geldiniz?"
- Seni hidayete davet için geldim. Zulmü terk edip, namazını kılacaksın...
Bu şekilde devam eden konuşmadan sonra Mustafa Paşa, Molla Sait'e
şöyle bir tekilfte bulunur:
- Benim Cizre'de alimlerim var. Aranızda bir münazara tertipleriz.
Eğer onları ilmen mağlup edersen dediklerini yaparım, ama edemezsen
seni nehre atarım."
- Bütün alimleri mağlub etmek benim haddim olmadığı gibi, beni
nehre atmak da senin haddin değildir. Eğer onlara cevap verirsen,
senden bir mavzer isterim. Şayet sözünde durmazsan seni kendi
mavzerinle öldüreceğim."
Genç Sait böyle demiş ve Dicle nehri kıyısındaki Bani hanında,
Mustafa Paşa'nın bütün alimlerini mağlub etmiştir..." (Bilinmeyen
Taraflarıyla Beidüzzaman Sait Nursi, s. 71, Nesil yayınevi)
Üstad
Allah rızası için bütün hayatını ortaya koyan ve İslama hizmet yolunda
ölümü göze almış olan bir insandı. Onun bu samimiyeti ve sadakati,
Allah'ın kendisine mucizevi olaylarla destek vermesine vesile olmuş
ve olaylar bir kere daha Said Nursi'nin ne kadar üstün meziyetlere
sahip bir insan olduğunu anlamamıza yardımcı olmuştur.
|