|
BEDİÜZZAMAN'DAN
HİKMETLER - 21
ÜSTAD'IN TALEBELERİNİ ÖNCEDEN İKAZ ETMESİ
Müslümanların
birbirlerine olan gerçek sevgi ve düşkünlükleri, birbirlerinin ahiretleri
için gösterdikleri çabadan anlaşılır. Çünkü müminler birbirlerini
dünya için değil, ahiret için severler. Karşısındaki insanı ahireti
için seven kişinin ona yapacağı en büyük iyilik ise, ahireti için
yaptığı hazırlığa yardımcı olmak ve bu yolda kendisine destek olmaktır.
Tüm yaratılmışların kendileri için takdir edilmiş sürenin sonunda
bırakıp gidecekleri bu dünya hayatı, ancak hesap gününe bir hazırlık
yapıldığında değer kazanır. Bu hazırlığı insan tek başına yapabileceği
gibi, diğer Müslümanların öğüt ve hatırlatmaları da kendisine yardımcı
olur. Çünkü insan çoğu zaman yaptığı bir hareketin neyle neticelenebileceğini,
alışkanlık olarak sürdürdüğü bir tavrın nelere sebep olabileceğini
tek başına fark edemeyebilir. İşte bu noktada müminlerin birbirlerine
destek olmaları, birbirlerine iyiliği, sabrı ve merhameti tavsiye
etmeleri, birbirlerini kötülükten sakındırmaları çok önemli bir
sorumluluktur. Gerçek sevgi ve gerçek merhamet Müslümanların birbirlerini
ateşin azabından korumalarıdır. Karşısındakinin nefsinin tepkisinden
çekinip, ona ahirette zarar verebilecek bir tavra göz yummak ise
kuşkusuz büyük vicdansızlıktır.
İşte bu nedenle Üstad da talebelerinin her birinin ahireti ile yakından
ilgilenmiş, talebelerinin nefislerini terbiye etmeleri için özel
çaba göstermiştir. Elbette bu Üstad'ın müminlere olan şefkati, merhameti
ve düşkünlüğündendir. Kuran'da Peygamber Efendimiz için geçen "Andolsun
size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek
düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir."
(Tevbe Suresi, 128) ayeti Üstad da en yoğun şekli ile tecelli
etmiştir.
Bediüzzaman'ın eserlerinde sık sık hizmetlerinin ve ecirlerinin
ne kadar büyük olduğundan bahsettiği Nur talebeleri, Üstad'ın birebir
ilgisi ve alakası ile eğitilmişlerdir. Elbette Üstad gibi imanı,
aklı ve vicdanı üstün bir şahsın öğütleri, bu öğütü alan herkes
için bir hazine niteliğinde olmuştur. Zira Üstad imanı, aklı ve
feraseti sayesinde diğer insanların fark edemediği eksiklileri ve
noksanlıkları ve bunların kişiye verebileceği zararları da fark
etmiş ve talebelerine ona göre ihtarda bulunmuştur.
Üstad çoğu zaman talebelerini küçük gibi görünen bir konu üzerinde
dahi ikaz etmiş, hatta kimi zaman henüz herhangi bir olay olmadan
bile talebelerine uyarılarda bulunmuştur. Üstad'ın ileri görüşlülüğünün
delillerinden biri olan bu durum, Üstad'ın hizmetinde bulunma şerefine
erişmiş ve "maneviyat erleri" arasında ismi sayılan büyüklerimizden
Bayram Yüksel Beyefendi tarafından şöyle aktarılmıştır:
Üstadımız
bizim hatırat-ı kalbimizi bizden ziyade okur, bizim haberimiz olmadan
ufacık bir meseleyi bahane eder, şiddetle ikaz ederdi. Günler geçtikten
sonra mübarek Üstadımızın ikaz ettiği şeyle karşılaşır, aklımız
başımıza gelirdi. "Fesübhanallah, bu meseleden dolayı bize
ders vermişti" derdik. (Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi'yi
Anlatıyor, 3. Cilt, s 52)
Bu
durum Üstad'ın pek çok kerametinden birisidir. Çünkü pek çok insan
yapılan bir tavrın neden ve ne şekilde hatalı olduğunu tespit edebilir
ve bunu karşısındaki kişiye bildirebilir. Ancak daha henüz herhangi
bir hata yapılmadan o potansiyeli fark edebilmek çok daha farklı
bir durumdur. Karşı tarafın aklından geçenleri, ruh halini ve ruh
halinin nelere ne şekilde yansıyabileceğini teşhis edebilmek, ancak
Allah'ın özel bir ilmi ve desteği ile mümkün olabilir. Üstelik Üstad,
Allah'ın yardımı ile, talebelerinin ruh hallerini ve bilinçaltlarını
teşhis etmekle kalmamakta, çeşit çeşit manevi hastalıkları da en
hikmetli ve güzel şekilde tedavi edebilmektedir.
Üstelik Üstad'ın yanındaki kişilerin içinden geçenleri fark edebilmesine
dair örnekler bununla da sınırlı değildir. Talebeleri ve Üstad'la
tanışmış olan pek çok kişi daha kendileri sorularını sormadan, Üstad'ın
sorularına cevap verdiğine şahit olmuşlar, akıllarından geçen bir
konuyu Üstad'ın onlara açıkladığını görmüşlerdir. Üstad'ın evinde
çeşitli defalar misafir olan değerli büyüklerimizden Muhiddin Yüksel
bu durumu şu sözlerle dile getirmiştir:
"Burada
hatırıma gelmişken bir hususu ifade etmek isterim. Üstad Hazretlerinin
yanına vardığımızda hiç soru sormamıza hacet kalmazdı. O bizim
suallerimize cevap olacak şekilde meseleler açar ve biz soru sormadan
cevabımızı almış olurduk."
Bayram Yüksel Beyefendi ise, değerli Nur büyüklerinden Sıddık
Süleyman Bey'in ağzından benzer bir olayı şu şekilde aktarmıştır:
Birgün Üstadımıza içimden dedim, "Biz yazıyoruz, biz okuyoruz.
Üstad bu kadar zahmeti niye çekiyor" diye düşündüm. Böyle
mülahaza ediyordum. Üstadım birden, "Kardaşım göreceksin
ben bunları bütün dünyaya okutturacağım" dedi. Münasebet
geldiği için şunu da geçemiyorum. Bir gün bulaşık yıkıyordum.
Üstadımız da balkonda (Barla'daki Hacı Enver'in balkonunda) okuyordu.
Aramızda on beş metre kadar bir mesafe vardı. İçimden dedim, "Bu
Barla çok mahrumiyetli bir yer, mübarek Üstad geldiği zaman burada
duruyor. Halbuki Isparta daha güzel, herşey mükemmel ve Isparta'da
hem talebe çok, hem hizmet geniş, vasıta filan da bol" diye
içimden böyle konuştum. Üstad beni çağırdı, "Gel evladım
Bayram" dedi. "Evladım sen burayı kerih görme, burası
çok mühim, cidden çok mühim, burası ileride nurlanacak inşallah"
dedi. (Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi'yi Anlatıyor, 3. Cilt,
s 74-75)
Görüldüğü
gibi Üstad Allah'ın kendisini insanların hidayetine ve ahiretine
vesile olması için gönderdiği ve tarafından desteklediği çok değerli
bir insandır. Hayatının her anı bu gerçeğin bir ispatı niteliğindedir.
Elbette Bu nedenle Üstad'la tanışmış, sohbetine katılmış, onun hizmetinde
bulunmuş, ona yakın olmuş herkes için böyle bir şerefe layık olmak
çok büyük bir şükür vesilesidir.
|