BEDİÜZZAMAN'DAN HİKMETLER - 26

ÜSTAD'IN HEDİYE KABUL ETMEMESİNDEKİ HİKMET

Üstad hayatı boyunca kendisine verilmek istenen hediyeleri kabul etmemişti, aldığı şeylerin karşılığında da mutlaka bir şey öderdi. Bazı hediyeleri "aldım, kabul ettim" der, iade eder, "bunu benim namıma oradaki kardeşlerine verin" derdi. Bu elbette her şeyden önce Üstad'ın peygamber ahlaklı bir insan olmasından kaynaklanıyordu. Kuran'da peygamberlerin hayatları anlatılırken Hz. Süleyman'ın Sebe Melikesi tarafından gönderilen hediyeyi kabul etmediği bildirilir:

"Ben onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler." (Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi. (Neml Suresi, 35-36)

Ayette de görüldüğü gibi Hz. Süleyman Sebe Melikesi'nden gelen hediyeyi kabul etmemiş, Allah'ın kendisine verdiği nimetlerin çok daha hayırlı ve güzel olduğunu belirtmiştir.
Bununla birlikte Üstad'ın hediyeleri kabul etmemesinin daha pek çok hikmeti ve hayrı vardır. Herşeyden önce Üstad imanın ve samimiyetinin gücü ile aklı, feraseti ve basireti çok üstün olan bir kişi idi. Olayları bir yönü ile değil, birkaç yönü ile düşünür, gelişebilecek durumlara karşı bir değil birkaç yönlü tedbir alırdı. İşte Üstad'ın hediye kabul etmemesindeki hikmetlerden birisi de, bunu iman etmeyenlerden gelebilecek iftira ve baskılara karşı bir önlem olarak düşünmesi idi.

Müminler yaşamları boyunca çeşitli baskılara maruz kalabilir, çeşitli sıkıntılar yaşayabilirler. Bu baskı ve sıkıntılar müminlerin çok daha dikkatli ve titiz davranmalarına vesile olur. Çünkü müminlerin üzerinde, her koşul ve durum altında Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmak ve iyiliği emredip kötülükten menetmek sorumluluğu vardır. Bu nedenle müminler bu sorumluluğu en etkili ve güzel şekilde yerine getirebilmek için en rahat tebliğ yapacakları ortamları oluşturmaya çaba gösterirler. Bunun için çeşitli tedbirler alırlar. Ancak buna rağmen Allah müminleri denemek için farklı ortamlarla muhatap edebilir, bu durumda da güzel bir sabırla sabır gösterirler ve görevlerini yerine getirmeye devam ederler.

Ayrıca müminler yaşamları boyunca çeşitli iftiralarla karşılaşabilecekleri için bu tip durumlara zemin hazırlamayacak tavırlarda bulunmaya da dikkat ederler. Üstelik müminlerin yanlış anlaşılmaya müsait bir tavrı bütün hizmete mal edileceği, için müminlerin yaşamlarının her anında titiz ve dikkatli olmaları son derece önemlidir.
Osman Çalışkan anılarını anlatırken, Üstad'ın bu titizliğine örnek olacak çok önemli bir olaya da yer vermiştir. Buna göre Üstad yakın talebelerinin kendisine aldıkları arabayı kabul etmemiş, bu hediyeyi almamasındaki hikmet ve hayra kısa süre içerisinde talebeleri de şahit olmuştur:

1946 senesi idi. Bir gün kırlarda gezerken, Üstad Ceylan'a "param olsaydı küçük bir fayton alır medreseleri gezerdim" demiş. Üstadın bu sözünü Ceylan, Hüsrev Ağabey'e söylemiş. Hüsrev Ağabey'de "bu bir emirdir, derhal taksi alınsın" demiş... Tahiri Mutlu Ağabeyin de olduğu bir heyet halinde İstanbul'a gittik. Taksim'den Austin marka bir taksiyi aldık. Acenteye para yatırdık. Araba olmadığı için Bursa acentesinden alacaktık... Bende büyük bir endişe başlamıştı. Acaba münafıklar taksiyi görünce ne diyeceklerdi? Ben faturayı kendi üzerime yaptırmıştım. Biz bütün bu işlerden Üstad'a en ufak bir haber bile vermemiştik. Kendisi de bir şey dememişti. Arabayı gece bahçeye çektik... Kendisini Üstad'a gösterdik. Üstad güleryüzle karşılamamış, "kısmetse" diye cevap vermişti. Sabah erkenden "Ceylan'ı bana gönderin" diye haber göndermiş, iki satır da yazı yazdırmıştı: "Bu araba derhal geldiği yere gitmeli, aksi takdirde hem benim, hem sizin tokat yeme ihtimali var." Arabayı Konya'ya gönderdik, az bir farkla başkasına satıldı. Araba meselesi böyle kapanmakla kalmamıştı. Dedikoducular arabayı iyice görmedikleri halde yine ortalığı karıştırmışlardı. Sorgu hakimi bana, "Araba gelmiş Hoca Efendiye. Hangi devletten ve daha neler geldi söyle bakalım" demişti. Ne kadar anlattık nafile, tabi tahkikatın neticesi boş çıktı. Neticede beraat ettik. (Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi'yi Anlatıyor, 2. Cilt, s. 353)

Görüldüğü gibi Üstad hayatının her anında Allah rızasının en çoğuna göre hareket etmiş ve iman ve akıl gücüyle gelebilecek tehlikeleri önceden fark edip, bunlara önlem almıştır. Çoğu kişinin böyle bir olaydan gelebilecek zararları düşünmemesine ve fark edememesine rağmen, Üstad arabayı gördüğü ilk anda en hayırlı ve en doğru kararı vermiştir. Nitekim Üstad'ın arabayı kabul etmemesinin ne kadar hayırlı ve hikmetli bir karar olduğu, bu konuyla ilgili soruşturma başlatılması ile hemen anlaşılmıştır.