|
BEDİÜZZAMAN'DAN
HİKMETLER - 28
"İSTİKBAL YALNIZ VE YALNIZ İSLAMİYETİN OLACAK!"
Üstad
bundan yıllarca evvel, dünyanın geleceğinde İslam dininin nurunun
parladığını görmüştür. İslam ahlakının tüm dünya tarafından kabul
edileceği ve insanların rahat, mutluluk ve huzur içinde yaşayacağı
bir dönem geleceğini bizlere müjdelemiştir. O zamanlar insanların
bir çoğu belki bunun nasıl olacağını tam olarak zihinlerinde canlandıramamış
ve dinsizliğin büyük ölçüde hakim olduğu bir dönemde insanların
vicdana, akla ve güzel ahlaka nasıl geçiş yapacaklarını merak etmiş
olabilirler. Ancak bizler Bediüzzaman tarafından bundan yaklaşık
bir asır önce açıklanmış bu güzel müjdenin nasıl gerçekleştiğini
gözlerimizle görme ve dinsizlikten İslam ahlakına geçişin nasıl
olacağını yakinen müşahade edebilme imkanına sahip olan çok şanslı
kullarız. Çünkü içinde yaşadığımız dönem, dünya toplumlarının İslamiyeti
büyük bir hızla tanımaya başladıkları ve içinde bulundukları karanlık
yaşam şeklinden ancak Kur'an'ın sunduğu çözümlerle kurtulabileceklerini
anlamaya başladıkları çok önemli bir dönemdir. Bediüzzaman'ın bundan
yıllar önce söyledikleri bu gün teker teker gerçekleşmektedir. Münazarat'tan
alınan aşağıdaki alıntı, Bediüzzaman'ın geleceğe yönelik yaptığı
bu açıklamalardan biridir.
"Osmanlı hükûmetindeki hürriyete ne diyorsun ve Avrupa
hakkında fikrin nedir?" O vakit Eski Said demiş: Osmanlı
hükûmeti Avrupa ile hamiledir, Avrupa gibi bir hükûmeti doğuracak.
Avrupa da İslâmiyet'e hamiledir, o da bir İslâm devleti doğuracak.
Şeyh Bahid'e söylemiş. O allâme zât demiş: Ben de tasdik ediyorum.
Beraberinde gelen hocalara dedi: Ben bununla münazara edip galebe
edemem. Birinci tevellüdü gözümüzle gördük. Bir çeyrek asır Avrupa'dan
daha dinden uzak. İkinci tevellüd de inşâallah yirmi-otuz sene
sonra çıkacak. Çok emarelerle hem şarkta hem garbda Avrupa içinde
bir İslâm devleti çıkacak. (Münazarat, s.107)
Bediüzzaman'ın
da söylediği gibi bu gün İslam dini hızla bütün dünyada yayılmaya
başlamıştır.
Bunun en büyük sebebi, 20. yüzyılda tüm dünyanın dinsizliğin acısını
çekmeleri ve içinde bulundukları bunalımlı hayatın inançsızlıktan
kaynaklandığını açıkça görmeleridir. Nitekim İslam ahlakı yaşanmadığında…
Rekabet
insanları ezer…
İslam ahlakının yaşanmamasıyla insanların hayatını etkileyecek olan
ilk sıkıntılardan biri rekabet ortamıdır. Nitekim büyük ölçüde dinsizliğin
hakim olduğu Avrupa'da şiddetli rekabet insanları bunalıma sürükleyen
sebeplerin başında gelmiştir. Çünkü Allah'a inanmayan bir insan
için, tavırlarından, kararlarından ve ahlakından dolayı hesap verebileceği
hiçbir merci kalmamış olur. Tek sorumlu olduğu kişi kendisidir.
Tek yapması gereken kendi hayatını devam ettirebilmektir. Bu nedenle
kendisini kimsenin menfaatini veya rahatını düşünmek zorunda hissetmez.
Böylece dinsizlik toplum hayatında kısa sürede, hiçbir merhametin,
hoşgörünün veya fedakarlığın olmadığı çok acımasız bir rekabet ortamı
oluşturur. Dolayısıyla insanların çıkarlarını koruma uğruna birbirini
ezmesi, haklı olanın değil, güçlü olanın öne çıkması veya ihtiyaç
içinde olanların yokluğa terk edilmesi günlük hayatın bir parçası
olur. Nitekim topraktan bütün dünyayı büyük bir bolluk içinde yaşatacak
kadar yiyecek maddesi çıkmasına, yer altı kaynaklarının ve insanların
lüks içinde yaşayacakları her türlü imkana fazlasıyla sahip olunmasına
rağmen milyonlarca insanın açlıktan ölmesinin sebebi bu zihniyettir.
Tüm bunlar dinsizliğin insanlığa getirdiği belalardan biridir.
Toplumlar parçalanmaya ve dağılmaya doğru gider..
İslam ahlakı yaşanmadığında insanların uyacağı tek kanun, heva ve
hevesleridir. Her insan kendi nefsi neyi arzu ediyorsa ve neyi emrediyorsa
onu yerine getirir. Nefsin ise hiçbir kuralı, korkusu, sınırı yoktur.
İnsanı, çıkarlarını tatmin edebilmesi için her türlü yola sürükleyebilir.
Her türlü kötülüğü emredebilir. Bu nedenle Allah korkusu ve İslam
ahlakı olmadığında insanlar mutlaka suça eğilim gösterirler. Kötülük
yaptıklarında kendilerine karşılık verecek bir Yaratıcı'nın varlığına
inanmadıkları için, kimsenin görmediğini, engelleyemeyeceğini düşündükleri
durumlarda her türlü suçu işlerler. İnsan öldürebilir, dolandırıcılık
yapabilir, servet ve iktidar elde edebilmek için insanları açlığa
mahkum edebilir, adaletsizlik yapabilir ve güçsüz insanların ezilmesi
temeli üzerine bir rant sistemi kurabilirler. Nitekim tüm bunlar
dünyaya hakim olan düzenin bir özeti hükmündedir. Bu nedenle dünya
bu gün dinsizliğin getirdiği ekonomik, toplumsal ve ahlaki bir bunalım
yaşamaktadır. İlk bakışta bunun kötü bir sona gidiş olduğu sanılabilir.
Ancak bu bunalımın insanlar için çok hayırlı bir neticesi vardır.
O da İslama ve Allah'a yöneliştir. Çünkü insanlar dinsizliğin kendilerine
getirdiği sıkıntı ve azabı gördükçe gerçekten mutlu olmanın, rahat
ve güvenli bir hayat yaşamanın tek yolu olarak hak dine yönelmek
olduğunu anlamaya başlamışlardır. İçinden çıkamadıkları ve kurtulmak
için çözüm bulamadıkları adaletsizlikler, açlık, siyasi krizler
karşısında Allah'a yalvarmaya ve çözümün Kur'an ahlakını yaşamak
olduğunu görmeye başlamışlardır.
Nitekim dünyanın bu günkü durumu Üstad'ın gerçekleşeceğini söylediği
gidişata göre ilerlemektedir. Bediüzzaman kendisinden yaklaşık bir
yüzyıl sonraki toplumsal ve siyasi değişimi görmüş ve insanların
çözümü yanlızca İslamiyette bulacağı günlerin çok yakın olduğunu
müjdelemiştir. Avrupa'daki rekabetin, insaniyetsizliğin, heva ve
heves sisteminin onları İslama yönelteceğine dikkat çekmiş ve bunu
aşağıdaki sözleriyle bizlere iletmiştir.
"İnşâallah
istikbaldeki İslâmiyet'in kuvveti ile medeniyetin mehasini galebe
edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi
de temin edecek.
Evet Avrupa'nın medeniyeti fazilet ve hüda üstüne tesis edilmediğinden,
belki heves ve heva, rekabet ve tahakküm üzerine bina edildiğinden,
şimdiye kadar medeniyetin seyyiatı hasenatına galebe edip, ihtilâlci
komitelerle kurtlaşmış bir ağaç hükmüne girdiği cihetle; Asya
medeniyetinin galebesine kuvvetli bir medar, bir delil hükmündedir.
Ve az vakitte galebe edecektir. (Hutbe-i Şamiye, s. 36)
|