|
BEDİÜZZAMAN'DAN
HİKMETLER - 3
"NAMAZIN KERAMETİNDENDİR"
Kur'an ahlakında tevekkül, Allah'a karşı şartsız ve koşulsuz bir
güvenle bağlanmak anlamına gelir. İnsanlar hangi koşul altında ve
nasıl zor bir durumun içinde olursa olsunlar, Allah'a güvenmek ve
O'nu vekil edinmekle yükümlüdürler. Ancak insanın gerçek bir tevekküle
sahip olup olmadığı çok zor koşullar altındaki tavrıyla kendini
belli eder. Örneğin bir iki gün aç kalmak da bir zorluktur. Ancak
insanın aylarca aç kalması, hatta yıllarca yiyecek yemek bulmakta
zorlanması, çok daha büyük bir zorluktur. Ya da insanın çevresinde
dedikodusunun çıkması bir zorluktur, ancak içinde yaşadığı toplumun
tümüne haksız yere "deli, büyücü, çıkarcı, yalancı" gibi
sıfatlarla tanıtılması ve yaşadığı yerden sürülmeye çalışılması
çok daha büyük bir zorluktur. Veya doğru bildiğini savunmak adına
insanların düşmanlığını kazanmak bir zorluktur, ancak öldürülme
tehlikesi içine girmek, hapse atılmak ve on yıllar boyu hapse terk
edilmek çok daha büyük bir zorluktur. Bu nedenle insanın olabilecek
bütün ihtimalleri gözönünde bulundurması ve her ne koşul altında
olursa olsun Allah'ın dostluğuna güveneceğinden emin olması gerekir.
Çünkü gerçek tevekkül ancak bu şekilde oluşur.
İnsanın çıkarlarıyla çatıştığı ve belki de hiçbir kurtuluş olmadığını
sandığı çok zor anlarda kalbinin rahat olması ve başına gelen olaylarda
bir hayır araması ise çok önemlidir. Asıl bu sıkışık durumlarda
Allah'a olan dostluk, güven, sadakat ortaya çıkar. Bu anların insanın
ahireti açısından kıymeti çok büyüktür. Bu zor anlarda "Allah
benim vekilimdir, Rabbim benim için kaderde en güzeli ve en mükemmeli
planlamıştır" diyerek kalben bu zorluktan razı olmak, bu insanın
Allah'a sonsuz bir güven duyduğunu gösterir.
Nitekim Hz.Musa'nın Mısırlılarla birlikte, Kızıldeniz ve Firavun'un
ordusu arasında sıkıştığı ve artık kurtuluşları için hiçbir çare
kalmadığı sanılan bir anda, herkes feryat etmeye başlamışken "Hayır!
Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir; bana yol gösterecektir"
demesi, gerçek tevekküle bir örnektir. Allah, Hz. Musa'nın bu dostluğunun
ve güveninin bir karşılığı olarak büyük bir mucize gerçekleştirmiş
ve Kızıldeniz'i ikiye yararak, onlara geçmeleri için okyanusun ortasında
kuru bir yol açmıştır. Bu Allah'ın samimi kullarına yardımı ve korumasıdır.
Allah kendisine güvenen ve sığınan kullarına mutlaka yardım etmektedir.
İnsanın herhangi bir zorluktan kurtulması, Allah için bir an meselesidir.
Allah Hz.Musa'nın kıssasında açıklandığı gibi gerekirse bir mucize
meydana getirerek de sevdiği bir kulunun yolunu açabilir. Bu Allah'ın
takdiridir. İnsana düşen ise mutlaka kayıtsız şartsız olarak Allah'a
güvenmek ve tevekkül etmektir.
Aynı şekilde Allah'a karşı böyle güçlü bir iman ve sadakatle bağlı
olan Bediüzzaman Said Nursi'nin hayatında da çok fazla mucize gerçekleşmiştir.
Çünkü Üstad bütün hayatını Allah'a adamış ve her türlü zorluk anında
Allah'a sığınmıştır. Tek kişilik hücrelerde soğuk, sağlıksız, konuşacak
tek bir kişi bile olmadan son derece insaniyetsiz koşullar altında
yıllarca yaşamak zorunda kalmasına ve defalarca ölümle yüzyüze gelmesine
rağmen, her zaman Allah'a dayanmış ve O'nun yarattığı kadere tabi
olduğunu söylemiştir. Üstad'ın bu samimiyetine ve tevekkülüne karşılık,
Allah her zor anda ona çeşitli mucizelerle yardım etmiş ve her zorluğu
ona kolaylığa çevirmiştir. Bunlardan biri de Mardin'de bulunduğu
dönemlerde, Mardin mutasarrıfının iki jandarma eşliğinde Üstad'ı
şehirden çıkarmak için girişimde bulunduğu olay esnasında yaşanmıştır.
"Mardin"de bulunduğu günlerde, alim ve talebeler,
onu münazaraya davet ediyordu. Münazaralarda hep üstün gelirdi.
Bundan dolayı da çekemeyenler yüzünden hadiseler meydana geliyordu.
Mardin mutasarrıfı, halk arasındaki dalgalanmayı önlemek maksadıyla
Molla Said'i Mardin'den çıkarmayı düşünür; ellerine kelepçe vurarak
iki jandarma nezaretinde, Mardin'den Bitlis'e nefyeder. Savur
İlçesinin Ahmedi köyü yakınlarından geçerken namaz vakti girer.
Molla Said namaz kılmak için kelepçelerinin açılmasını ister.
Jandarmalar şüphelenerek teklifi kabul etmezler.
Molla Said demir kelepçeleri bir mendil gibi yere bırakır. Pınardan
abdest alarak namazını kılar. Kelepçeleri tekrar vurmalarını ister.
Savurlu Mehmet Fatih ve arkadaşı İbrahim ismindeki jandarmalar
bunu kabul etmeyerek şaşkınlık ve hayranlık içinde:
-'Şimdiye kadar muhafızınız idik. Bundan sonra hizmetkarınızız'
derler. Kayıtsız kelepçesiz Bitlis'e gelirler. Bu hadiseden sonra
'Kelepçeleri nasıl çözdün?' diyenlere, 'Olsa olsa namazın kerametidir'
diye cevap verir." (Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Sait
Nursi, s. 73, Nesil Yayınevi)
Allah
sonsuz kudret sahibidir. Allah'ın gücüne ve aklına bütün kalbiyle
iman eden ve güvenen Üstad için de imkansız diye bir bakış açısı
hayatı boyunca olmamış ve Allah onun bu güveni nedeniyle onun hayatında
sayısız mucize gerçekleştirmiştir.
|