BEDİÜZZAMAN'DAN HİKMETLER - 30

ÜSTAD'IN SON YOLCULUĞU

Tüm hayatı İslam ve Kuran hizmetinde geçen, bu yolda uzun yıllar tutuklu, uzun yıllar da göz hapsinde ve bir nevi sürgün hayatında yaşayan Üstad, hayatının her yönü ile tüm Müslümanlara örnektir. Savaş yıllarında gösterdiği cesareti, yaşadığı her türlü zorluğa rağmen mütevekkil ve sabırlı hali, aklı, feraseti, basireti, şefkati ve merhameti, vicdanı, ihlası, samimiyeti nesiller boyunca aktarılacak, kendisinden sonra gelen tüm Müslümanlara örnek olacak üstün özelliklerinden sadece bir kaçıdır.

Başta Üstad'ın hizmetinde bulunan talebeleri olmak üzere, tüm yakınları ve sevdikleri Üstad'a derin bir gönül bağı ile bağlanmışlar, güzel ahlakını hep kendilerine örnek edinmişlerdir. Bu bağlılığı Bayram Yüksel şöyle anlatır:

"Üstadımızı çok seviyorduk. Annemizden, babamızdan görmediğimiz şefkat ve merhameti, terbiye ve nezaketi, ilmi, irfanı, şecaati, cesareti, ihlası, uhuvveti, kahramanlığı, tevazu ve mahviyeti hep onda görüyorduk." (Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi'yi Anlatıyor, 3. Cilt, s 80)

Üstad ise ihlası ve samimiyeti ile talebelerine hep asıl olarak Kuran'a ve Risaleler'e bağlanmalarını söylemiştir.

Hayatının büyük kısmında olduğu gibi son dönemlerinde de Üstad'ın üzerinde yoğun bir baskı vardı. Yaşının bir hayli ilerlermiş olmasına ve sağlığının artık iyice bozulmuş olmasına rağmen, iman etmeyenler Üstad'la uğraşmaya devam ediyorlardı. Üstad istediği gibi seyahat edemiyor, kapısının önünde hala nöbetçiler bekliyor ve hatta zaman zaman gittiği yerlerde şehre girmesine müsaade edilmiyordu.

20 Mart 1960'da Üstad talebeleri ile birlikte Urfa'ya doğru yola çıktı. Bu yolculuktan birkaç yıl önce de bütün kitaplarını ve Mevlana Halit Hazretlerinden kendisine kalan cübbesini Urfa'ya göndermişti. Ve bu dönemde sık sık talebelerine vasiyette bulunuyordu:

"Kardeşlerim, evlatlarım, artık ben gideceğim. Cenab-ı Allah'tan biraz ömür istedim. Ta ki bugünleri göreyim, Risale-i Nurlar matabaalarda basılsın. Ehl-i dünyanın nazarı bende, benimle meşgul olsun ki, Rissalet-i Nur külliyatı matbaalarda tamamlansın." Gerçekten de bu dönemde çeşitli matbaalarda Sözler, Mektubat, Lemalar, Şualar basılıyordu. Üstad bunları gördükten sonra, "Ya Rab! Artık ben gideceğim, benim vazifem bitti. Allah'tan ömür istedim ve hadsiz şükürler olsun, bunları da gördüm" demiştir. (Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi'yi Anlatıyor, 3. Cilt, s 84)

Üstad'ın bu son yolculuğunda da hayatı boyunca olduğu gibi talebeleri Allah'ın yardımına ve yakın takibine şahit olmuşlardır. Örneğin, o dönemde devrin bir yetkilisi Üstad'la ilgili "onların kökünü kazıyacağız" türünden açıklamalarda bulunuyordu. Bu nedenle Üstad'ın talebeleri yolculuk esnasında onun kendilerini yakalamasından ve geri göndermesinden tedirgin olmuşlardı. Ancak Eğridir'e vardıkların şiddetli bir yağmur başlamış ve yağmurun şiddetinden kimse dışarıda duramamış, Üstad'ın arabası birçok kişinin önünden geçmesine rağmen kimse onları görmemişti. Aynı şekilde araba Gaziantep'e vardığında yollar kardan kapanmış, pek çok araba kara saplanmıştı. Üstad'ın bulunduğu arabanın ise ne lastiği patlamış, ne de araba arızalanmıştı. Bu durumu Üstad'la birlikte yolculuk eden Bayram Yüksel şu şekilde anlatır:

Nizip yolundan giderken kar yağdığından dolayı yollar çok bozuk ve çamurdu. Arabaların bir çoğu yollarda saplanıp kalmıştı. Bizim ise ne lastiğimiz patladı ne de arabamız bozuldu. Adeta rüzgar gibi gidiyorduk. (Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi'yi Anlatıyor, 3. Cilt, s 84)

Üstad Urfa'ya vardığında ağır şekilde hastaydı, ancak Urfa halkı Üstad'ı yoğun bir sevgi ve ilgi ile karşılamıştı. Neredeyse bütün Urfa halkı Üstad'ı ziyaret ediyordu:

Isparta'da olsun, Emirdağ'da olsun hasta olduğu zaman kimseyi yanına almazdı. Hatta Isparta'da iken Üstad'ın hastalığı esnasında, "Üstadım, filanca ağabeye söyleyelim mi?" dediğimizde Üstad, "Hayır sizden başka kimse gelmesin derdi." Urfa'da ise hiç kimseye itiraz etmedi. Bütün Urfalıları kucaklıyordu. Biz ise bilemedik. (Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi'yi Anlatıyor, 3. Cilt, s 84)

Bu ortama ve Üstad'ın ağır hastalığına rağmen, bazı kişiler Üstad'ın Urfa'dan çıkması ve Isparta'ya geri dönmesi gerektiğini bildirmişlerdi. Bu durum karşısında Üstad, "Acayip ben buraya ölmeye geldim. Belki de öleceğim. Siz benim halimi görüyorsunuz, siz beni müdafaa edin" demiştir. Urfa halkının yoğun ilgisi ve doktor heyetinin yolculuk yapamaz raporu vermesi neticesinde Üstad'ın Urfa'da kalmasına müsaade edilmiştir. Daha sonra Üstad, yanında talebelerinden Bayram Yüksel nöbet beklemekteyken, sabaha karşı bir saatte vefat etmiştir. Talebeleri öncelikle Üstad'ın vefat ettiğini anlamamışlar, uyuduğunu düşünerek rahatsızlık vermek istememişlerdir.

Buraya kadar olan yazılarda da görüldüğü gibi, Üstad'ın hem hayatı hem de eserleri ne kadar büyük bir insan olduğunun delilidir. Gerçek bir hizmet insanı olan Said Nursi, İslam aleminin en değerli ve en büyük isimlerinden birisidir. Sadece Allah için yaşayan ve yalnızca Allah'ı kendisine dost ve vekil edinmiş olan Üstad bir nur gibi etrafını da aydınlatmış binlerce imanlı gencin yetişmesine vesile olmuştur. Üstad'ın bizlere bıraktığı Risaleler ise hem imanımızın takviyesi, hem de dine hizmetimiz açısından son derece değerli hazinelerdir. Risalelerin her bir satırı, her bir cümlesi bizlere vasiyet niteliğindedir. Bizlere düşen görev her türlü koşul ve şart altında, İslam'a olan hizmetimizi yerine getirmek, kadere teslim olup Allah'tan gelen herşeye razı olmaktır.

Bu yazı dizisine yine Üstad'ın sözleri ile son vermek istiyorum. Bizler hayırlar ve güzellikler için hizmet etmekle yükümlüyüz, başarı ve zafer ise Allah'tandır.

Madem geçici dünyevi musibetlerin sonları ekseriyetle ferahlı ve hayırlı oluyor. Madem hakkalyakin derecesinde yakini bir kanaatimiz var ki, biz böyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir. Elbette biz bu sıkıntılı haller ile müftehirane, müteşekkirane bir mücahede-i maneviye yapıyoruz, diye şekva etmemek lazımdır. (Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi'yi Anlatıyor, 3. Cilt, s 94)