|
BEDİÜZZAMAN'DAN
HİKMETLER - 5
İÇİNDEN GEÇİRDİKLERİNİN ANINDA GERÇEKLEŞMESİ
Dua insanlar için çok büyük bir nimettir. Çünkü insan duayla, arzu
ettiği herşeyi Allah'tan dileyebilir. İnsan imkansız gibi görünen
olayların gerçekleşmesi de dahil olmak üzere, kalbinden geçen herşeyi
gizlinin gizlisini bilen Rabbimize açabilir. Çünkü Rabbimiz sonsuz
kudret sahibidir. Dilediği herşeyi, dilediği an yapabilme gücüne
sahiptir.
Örneğin çok tehlikeli bir virüsün insanlar arasında yayılmaya başladığını
ve bilim adamlarının bu duruma bir çare bulamadığını düşünelim.
Bu virüsü alan ve gün geçtikçe hastalığın belirtileri üzerinde görülmeye
başlayan bir çok insan büyük bir ihtimalle bu durumu kesin olarak
ümitsizlikle değerlendirecektir. Halbuki ümitsizliğe düşmesi çok
büyük bir hatadır. Bu durumda insanın yapması gereken, çareyi bilim
adamlarından değil, Allah'tan beklemektir. Allah'a şifa için dua
etmektir. Nasıl olsa hastalığın çözümü bulunamıyor diye düşünerek
dua etmeyen bir insan, Allah'ın kudretini kavrayamamış demektir.
İnsan duasında çaresiz gibi görünen bir hastalığa çare isteyebileceği
gibi, hayırlı yolda kullanacağı çok büyük bir zenginlik isteyebilir.
Veya güzelliğinin artmasını, dünyanın en güzel ahlaklı, en değerli,
en akıllı ve en vicdanlı insanı olmayı ve bunun gibi aklına gelen
herşeyi Allah'tan isteyebilir. Arası bozuk olan bir arkadaşıyla
arasının düzelmesini, kalbinde uzaklık hissetiği bir insana karşı
sevgi duyabilmeyi, içindeki sıkıntıların neşeye ve sevince dönüşmesini
veya dünyanın en yetenekli insanı olmayı talep edebilir. Dua'da
hiçbir sınır yoktur. Ancak bununla birlikte hem duanın samimi olması,
hem de Allah'ın o insan için hayırlı olacak dilekleri kabul edeceğini
bilmek ve Allah'a güvenmek şarttır.
Kur'an'da peygamberlerin dualarına baktığımızda insanın Allah'tan
herşeyi dileyebileceğini açıkça görürüz. Örneğin Hz. Süleyman tarih
boyunca yaşamış olan insanları en zengini olmayı ve İslama hizmet
yolunda harcayabileceği büyük bir mülkün sahibi olmayı dilemiştir.
Bildiğiniz gibi Allah bu duaya icabet etmiş ve Hz.Süleyman'ı dünyaya
hakim kılmıştır. Hz.İbrahim Rabbinden ölüleri nasıl dirilttiğini
göstermesini istemiştir. Bunu gerçekten kalbinin yatışması için
samimi bir kalple istediği için, Allah duasını kabul etmiş ve ona
kalbinin mutmain olacağı bir olay göstermiştir. Hz.İsa'nın havarileri
gökten bir sofra inmesini istemişlerdir. Allah bu duaya da icabet
etmiş, ancak eğer bu mucizeyi gördükten sonra inkar eden olursa
dünyada kimseye vermediği azabı ona vereceğini bildirmiştir.
Bütün bu örneklerden de görüldüğü gibi Allah'a iman eden samimi
bir mümin için isteklerinin sınırı yoktur. Allah ise gerçekten samimi
kalple talep edilen her duaya hayırlı gördüğü şekilde icabet edendir.
Nitekim Üstad'ın da Allah'a olan yakınlığı ve samimiyeti, istediği
bir çok olayın ve dualarının anında gerçekleşmesine vesile olmuştur.
Allah, Üstad'ın ihlası, imanı, Kendisine olan güveni ve sadakati
karşılığında gerçekleşmesi imkansız gibi görünen olaylar gerçekleştirmiş
ve arzularını mucizevi şekilde yerine getirmiştir. Üstad'ın Allah
katında seçilmiş bir insan olduğunu daha iyi anlamamıza sebep olan
bu olaylardan bazıları Tarihçe-i Hayat'ta şu şekilde anlatılmaktadır:
"Birinci Misal: Ben kendim on değil, yüz değil, binler
defa müteaddid tecrübatımla kanaatım gelmiş ki: Sözler ve Kur'andan
gelen Nurlar; aklıma ders verdiği gibi, kalbime de iman hali telkin
ediyor, ruhuma iman zevki veriyor ve hâkeza... Hattâ dünyevî işlerimde;
keramet sahibi bir şeyhin bir müridi, nasıl şeyhinden hacatına
dair meded ve himmet bekliyor; ben de Kur'an-ı Hakîm'in kerametli
esrarından o hacatımı beklerken, ümid etmediğim ve ummadığım bir
tarzda bana çok defa hasıl oluyor. Yalnız cüz'iyattan iki küçük
misal:
Birinci:
Onaltıncı Mektub'da izahı ve tafsili geçen; Süleyman isminde bir
misafirime, katran ağacı başında koca bir ekmek hârika bir tarzda
gösterilmiş. İki gün ikimiz, o hediye-i gaybîden yedik.
İkinci Misal: Gayet küçük ve latif, bugünlerde vaki' olan mes'eleyi
söyleyeceğim. Şöyle ki:
Fecirden evvel hatırıma geldi ki; bir zâtın kalbine vesvese verecek
bir tarzda tarafımdan sözler söylenilmişti; keşki dedim onu görseydim,
kalbindeki dağdağayı izale etseydim. Aynı dakikada, Nis'e gitmiş
bir parça kitabım bana lâzım idi; keşki elime geçseydi dedim.
Sabah namazından sonra oturdum; baktım aynı zât, o kitab parçası
elinde olduğu halde içeri girdi. Ona dedim: "Senin elindeki
nedir?" Dedi: "Bilmiyorum, kapının önünde Nis'ten gelmiş
diye birisi bana verdi; ben de size getirdim." Fesübhanallah
dedim; böyle bir vakitte bu adamın evinden çıkıp gelmesi ve şu
Söz'ün Nis'den gelmesi, hiç tesadüfe benzemiyor. Ve böyle bir
adama şöyle bir parça kitabı aynı dakikada eline verip bana gönderen,
elbette Kur'an-ı Hakîm'in himmetidir diyerek, Elhamdülillah dedim;
benim en küçük, ehemmiyetsiz, hafî arzu-yu kalbimi bilen birisi,
elbette bana merhamet ediyor, beni himaye ediyor; öyle ise dünyanın
minnetini beş paraya almam..."
Yukarıdaki
örnekler Üstad'ın Allah'a olan güçlü imanını ve teslimiyetini bizlere
bir kez daha göstermektedir. Başına gelen her olay karşısında hemen
Allah'a yönelmiş, samimiyetle dua etmiş ve Rabbimize şükretmiştir.
Hiçbir zaman kendi çıkarları adına hareket etmemiş, her zaman İslamın
ve iman edenlerin çıkarlarını ön planda tutmuştur. Üstad'ın en büyük
arzu ve isteği İslamın sedasının tüm dünyadan duyulması ve insanların
akın akın Allah'a yönelmeye başlamalarıdır. Onun bu ihlası ve dinine
olan bağlılığı karşısında Allah taleplerini çok kereler anlık mucizeler
şeklinde yerine getirmiştir. İçinden geçen duayı hemen kabul etmiş
ve böylece belki de bir başkasının imkansız olarak göreceği olayları
onun için kolaylaştırmıştır.
|