|
BEDİÜZZAMAN'DAN
HİKMETLER - 7
SEBEPLERİN ORTADAN KALKTIĞI OLAYLAR
İnsanların çoğu Allah tarafından yaratılmış olan sebeplere bir güç
atfeder. Örneğin ilaç Allah tarafından yaratılmış
bir tedavi sebebidir. Ancak hastalıklara şifa veren ilaç değil,
Allah'tır. Topraktan çıkan bir takım kimyasal maddelerin karışımından
meydana gelen cansız, şuursuz bir madde, ne bir insana hayat vermeye,
ne de bir insanın hayatını sona erdirmeye güç yetiremez. İman edenler
ilacı dua niyetiyle kullanır ve şifayı Allah'tan talep ederler.
Yoksa insanın ölüm anı, yeri ve şekli Allah katında ezelde belirlenmiştir.
Hiçbir insan kaderinde belirli olan bu tarihi değiştirebilme imkanına
sahip değildir. Ya da uyku bir dinlenme vaktidir ve insan uyuyarak
yeni bir güne enerji bulur. Ancak insanı yataktan güçlü, sağlıklı,
enerji dolu kaldıran uyku değil, Allah'tır. Rabbimiz uykuyu, dinlenme
için bir sebep kılmıştır.
Bu gerçekten gafil olan insanlar ise kendilerine enerji veren gücün
uykuya ait olduğunu zannederler. Halbuki insana sadece Allah güç
verebilir ve sadece Allah insanı yataktan sağlıklı kaldırabilir.
Allah'ı tanıyan, kudretini, büyüklüğünü ve aklını fark etmiş olan
insanlar, sebeplerin hiçbir zaman hiçbir konuda güç sahibi olmadığını
bilirler. Bu nedenle hiçbir olayda karamsarlığa kapılmaz, hiçbir
konuyu çözümsüz görmez, hiçbir zaman umutlarını yitirmezler. Allah'ı
tanıyan ve hayatının hiçbir anında karamsarlığa kapılmayan bu insanlardan
biri de Bediüzzaman Said Nursi'dir.
Üstad'ın hayatı boyunca en büyük hedefi Allah rızası için "İslamın
sedasını en yüksek seda haline getirmek" olmuştur. Eğer sebeplere
bakılacak olursa, otuz yıl boyunca insanlarla görüşmekten men edilmiş,
hücre ve ev hapsinde tutulmuş, kalemi kağıdı elinden alınmış, yazı
yazması yasaklanmış, yaşlı ve hasta bir insanın dünyanın en hikmetli,
etkili, akılcı külliyatını yazması ve çevresine milyonlarca insanı
toplaması kesinlikle mümkün değildir. Ayrıca çok sayıda kişinin
elbirliği yaparak hapiste tuttuğu yalnız bir insanın kendinden sonraki
nesilleri etkisi altına alan bir faaliyet yapmasını engelleyememesi
de mümkün değildir.
Ancak Allah için herşey kolaydır ve bu gerçeğe iman eden Üstad'ın
hayatı da bunun en açık delillerinden biridir.
Nitekim Üstad'ın hayatının sadece tek bir ayını veya tek bir haftasını
inkar eden bir insana yaşatsanız, büyük bir ihtimalle ölüm, gelecek
veya itibar kaybetme korkusuyla o güne kadar sahip olduğu bütün
değerlerini, doğrularını, şeref anlayışını anında terkettiğini görürsünüz.
Çünkü inkar eden bir insan olaylar istediği gibi gitmediğinde veya
doğru bildiğini yaparken önüne bir engel çıkarıldığında hemen karamsarlığa
kapılır ve kısa sürede yılarak yapacağı işten vazgeçer. Halbuki
yukarıda da belirtiğimiz gibi sebepler sadece Allah'ın yarattığı
vesilelerdir. Allah eğer dilerse bir "OL" demesi ile yağmuru
yağdırmadan ürünü çıkarabilir. İlaç olmadan bir hastayı iyileştirebilir
veya uyku, su, yemek olmadan bir insanı yaşatabilir. Ancak olayların
adetullaha ve imtihana uygun gelişmesi ve aklın ihtiyarinin kalkmaması
için her olay bir sebebe bağlı olarak yaratılır.
Hayatı boyunca dört bir yandan üstüste gelen sıkıntı ve zorluklara
rağmen Üstad'ın kararlılığını bir an bile yitirmemesi ve hiçbir
zaman çaresizliğe düşmemesi, Allah'ın kudretinin sonsuz olduğunu
bilmesindendir. Nitekim Üstad'ın dine hizmetten hiçbir zaman yılmaması,
kendi zamanında yaşayan insanları büyük bir hayrete düşürmüş ve
Üstad'ın imanından kaynaklanan bu gücünden korkmuşlardır. Nitekim
inkar edenler Bediüzzaman'ın manevi gücünden korkmakta son derece
haklıdırlar. Çünkü sebeplerin güçsüzlüğünü ve tüm gücün Allah'a
ait olduğunu bilen Üstad'ın hayatı zaman zaman bu gerçeğin açıkça
ortaya çıktığı mucizevi olaylarla doludur.
Bunlardan biri aşağıda anlatılmaktadır.
...Şu
risalenin te'lifinde, Cenab-ı Hakk'ın bir eser-i inayetini ve
rahmetini zikredeceğim. Tâ, şu risaleyi okuyanlar, ehemmiyetle
baksınlar.
İşte şu risalenin te'lifi hiç kalbimde yoktu. Çünki risalet-i
Ahmediyeye (A.S.M.) dair Otuzbirinci ve Ondokuzuncu Sözler yazılmıştı.
Birdenbire, şu risaleyi yazmak için mücbir bir hatıra kalbe geldi.
Hem kuvve-i hâfızam, musibetler neticesi olarak sönmüştü. Hem
meşrebimde, yazdığım eserlerde, nakil suretiyle ("Kale-Kıyle"
suretiyle) gitmemiştim. Hem yanımda kütüb-ü hadîsiye ve siyer
kitabları yoktur. Bununla beraber, "Tevekkeltü Alallah"
diyerek başladım. Öyle bir muvaffakıyet oldu ki, Eski Said'in
kuvve-i hâfızasından ziyade hâfızam yardım etti. Her iki-üç saatte,
sür'atle otuz-kırk sahife yazıldı. Birtek saatte, onbeş sahife
yazılıyordu. Ekser Buharî, Müslim, Beyhakî, Tirmizî, Şifa-i Şerif,
Ebu Nuaym, Taberî gibi kitablardan naklediliyor. Halbuki bu nakilde
hata olsa -hadîs olduğu için- günah olması lâzım geldiğinden,
kalbim titriyordu. Fakat anlaşıldı ki inayet var ve şu risaleye
ihtiyaç var. İnşâallah sahih bir surette yazılmıştır. Şayet bazı
elfaz-ı hadîsiyede veya râvilerin isminde bir yanlış bulunsa,
tashih edilerek müsamaha ile bakmalarını ihvanlarımdan rica ediyorum.
Said Nursî
Bu
konuyla ilgili Üstad'ın talebelerinin aktardığı bir başka olay ise
şu şekildedir.
"Evet
biz müsveddeyi yazıyorduk, Üstadımız da söylüyordu. Yanında hiç
kitab yoktu; hiç müracaat da etmiyordu. Birdenbire gayet sür'atli
söylüyordu, biz de yazıyorduk. İki-üç saatte, otuz-kırk, daha
fazla sahife yazıyorduk. Bizim de kanaatımız geldi ki: Bu muvaffakıyet,
mu'cizat-ı Nebeviyenin bir kerametidir."
Yukarıda
anlatılan olay çok açık bir mucizedir. Çünkü Üstad'ın yazdığı yazılar
çeşitli İslam büyüklerinin nakillerini de gerektirdiği için normal
koşullarda bir insan yanında bu kişilerin kitapları olmadan asla
böyle bir yazı yazamaz. Üstelik Üstad yaşının ileri olduğunu, hastalıklar
ve aradan geçen çok zorlu yıllardan sonra hafızasının da zayıfladığını
belirtmektedir. Ancak bütün bunlara rağmen, hiçbir tereddüte düşmeden
ve kuşkuya kapılmadan tüm nakillerle birlikte birkaç saat içinde
35-40 sayfa hikmetli, özlü, etkili ve herşeyin yerli yerinde olduğu
bir yazıyı yazmak, ancak Allah'ın o insanın kalbine yazılanları
kelime kelime ilham etmesiyle açıklanabilir. Allah'ın rızasını kazanmak
için ihlasla yola çıkan Üstad, her konuda olduğu gibi bu konuda
da Allah'ın açık ve görünür desteğiyle başarı kazanmıştır. Külliyatları
okurken bu gerçeği hiç unutmamak ve Allah'ın inayetiyle yazılan
bu eseri kalbe iyice sindirmek her insan için çok hayırlı ve faydalı
olacaktır.
|