|
BEDİÜZZAMAN'DAN
HİKMETLER - 9
TEVKİF ZAMANLARINDA GERÇEKLEŞEN ZELZELELER
Allah'ı gereği gibi takdir eden, O'nun kendisine verdiği nimetlere
şükreden ve üzerindeki merhametini görebilen insanların sayısı son
derece azdır. Bu nedenle Allah kendisine dost olan, vefalı, güzel
ahlaklı müminlerin çok değerli kullar olduğunu bildirir. Allah'ın
dinine sımsıkı sarılan müminlerin kıymeti, ayetlerdeki açıklamalardan
da anlaşılmaktadır. Müminlere baskı ve zulüm yapan insanların başlarına
gelen felaketler, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır.
Örneğin Hz. Nuh merhameti, sabrı, fedakarlığı ve aklıyla bütün alemlere
örnek olan bir peygamberimizdir. Ancaka bu değerli insana halkı
çok zulmetmiştir. İnancıyla, Allah'a bağlılığıyla, kendisine gelen
vahyin gereği olarak yaptığı gemiyle alay etmiş, iftiralar atmış
ve bir çok konuda sıkıntı içine düşmesine sebep olmuştur. Allah
ise Kendi katında çok değerli bir makama sahip olan bu kuluna karşı
yapılanları, kavminin toplu olarak boğulduğu bir sel felaketiyle
cevap vermiştir. Hatta kendisine karşı olan oğlu da diğer inkarcılarla
birlikte boğulmuştur. Nuh kavmine, yaptıkları nedeniyle verilen
bu karşılık, Hz.Nuh'un Allah katında ne kadar değerli bir kul olduğuna
işarettir. Hz. Muhammed'e, diğer peygamberlere ve salih müminlere
zulmeden inkarcılar da, yaptıklarına karşılık çok büyük felaketlerle
karşılaşmışlardır.
Kendisine eziyet edenlerin çeşitli şekillerde Allah'tan ihtar ve
karşılık aldığı insanlardan biri de Bediüzzaman Said Nursi'dir.
Üstad'ın çok güzel ahlaklı bir insan olduğu bilinmesine rağmen,
bir kısım çevreler şahsi menfaat hesapları yüzünden Bediüzzaman'a
maddi ve manevi büyük bir zulüm yapmışlardır. Hayatı boyunca kanunlara
bir kere bile karşı gelmediği ve ülkesine fayda getirecek sayısız
hizmet yerine getirdiği halde defalarca tutuklamış ve hayatının
büyük bir kısmını hapiste geçirmiştir. Bediüzzaman işlemediği suçlar
yüzünden 20 yıl boyunca sürekli mahkemelere çıkartılmış, iftiralara
maruz kalmış, çıktığı mahkemelerin hiçbirinde aleyhine bir suç bulunamadığı
halde yine de serbest bırakılmamıştır. Özgür bir hayat yaşamasına
izin verilmemiş, ölünceye kadar sürgün hayatı yaşamıştır.
Üstad'a bu eziyeti yapanlar onun çok iyi bir insan olduğunu bilmelerine
rağmen, yine de nasıl özel bir insanla karşı karşıya olduklarını
tam anlamıyla anlamaları, bir takım mucizevi olayların gerçekleşmeye
başlamasıyla olmuştur. Örneğin ellerindeki tüm imkanları kullandıkları
halde Üstad'ın önlenemez yükselişi, talebelerinin her türlü baskıya
rağmen bir türlü Üstad'dan kopmayışı, Risalelerin yazımını ve dağılımını
bir türlü durduramamaları, Üstad'ı seven insanların çoğalmasını
engelleyememeleri bu mucizevi olaylar arasındadır. Ancak bunun dışında
birtakım doğa olayları da inkar edenlerin kalplerine korku salmış
ve Said Nursi'nin Allah tarafından görevlendirilmiş çok özel bir
insan olduğuna kanaat getirmelerine sebep olmuştur. Özellikle hapishaneye
girdiği zamanlarda meydana gelen depremler bunlardan biridir. Bu
olaylar Üstad'ın hayatını anlatan Tarihçe-i Hayat isimli kitapta
şu şekilde anlatılmaktadır.
"Bir
müddet sonra, bir hayvan ürküp, üstadımızın bacağını incitiyor.
Aylarca, ıztıraplar içinde, vazife-i ubudiyetini ve Risale-i Nur'un
hizmet-i kudsiyesini çok müşkülâtla ifa edebildi. Sonra dağda
müthiş bir zehirlenmeden mütevellit gayet ağır surette hasta iken,
Denizli hapsi tevkifi meydana çıktı. Fakat o ferd-i ferîd, tahammülü
pek müşkül bu dehşetli halde, hem hizmet-i imaniye ve Kur'aniyedeki
azm-i metînini, hem ubudiyetteki vezâifi ifaya son derece gayret
edip asla fütur getirmeden ulülazmâne bir sabır ile sebat ediyordu.
Yine, Üstadımız tevkifimizden evvel mükerreren buyururlardı ki:
"Ehl-i dünya, Risale-i Nur'a ilişmesinler, ilişirlerse, âfetlerin
hücumuna sebeb olurlar." Hakikaten herkesçe malûmdur ki,
Risale-i Nur şâkirdleri tevkif edilir edilmez her tarafta âfetler,
zelzeleler, hastalıklar başlardı; tâ Risale-i Nur'un hakkaniyeti
tasdik olunup vatana faideli olduğu itiraf edilinceye kadar çok
yerlerde, ezcümle, Kastamonu'da zelzele devam etti. Hattâ Kastamonu'nun
tarihî yüksek kal'ası (ki bazı risalelerin medresesi hükmüne geçti)
Risale-i Nur'a ve müellifi olan Üstadımıza iştiyak ve hasretinden
matem tutup, en sağlam köklü taşlarını aşağı atarak, Üstadımızın
ihbar-ı gaybîsini maddeten tasdik etmiştir…"
Yazının
başında da belirttiğimiz gibi yeryüzünde Allah'a dost olan, kendisine
verdikleri için Rabbine şükreden, seven ve sadık olan çok az sayıda
insan vardır. Bu nedenle Allah bu kullarına olan saldırıları, kötülükleri,
düzenleri çok şiddetli cezalandırmaktadır. Bu Allah'ın adaletinin
bir gereğidir. Dünyanın en iyi insanlarına belki de dünyanın en
büyük zulmünü yapmak, çok büyük bir karşılık sebebidir. Üstad'a
tuzak kurmak isteyenlere, Allah'ın yeryüzünü sallayarak cevap vermesi,
onun ne kadar mübarek bir insan olduğunu gösterir. Üstad'a her kötülük
girişiminde ve her tevkif döneminde bulunduğu yerde zelzeleler olması
çok manidardır. Nitekim Üstad'la ilgili olaylara dahil olan hemen
herkes bu durumdan dolayı korkuya kapılmış ve Üstad'ın Allah tarafından
korunan bir insan olduğunu açıkça görmüştür.
|