BEDDİUZZAMAN'DAN ÖĞÜTLER - 1

Bediüzzaman Said Nursi, yaşadığı dönemde İslam'a yaptığı hizmetler ile müminlerin büyük sevgisini ve saygısını kazanmış, değerli bir insandır. Dünyaya yayılmış dinsizlik belasını kırmak için ihlaslı bir gayret göstermiş, insanları içinde bulundukları karanlıktan İslam'ın ışığına ulaştıran bir nur olmuştur. Samimiyeti ve kırılmayan ihlası ile tüm müslümanlara örnek bir hayatı olmuştur.

Bediüzzaman Said Nursi, Kur'an-ı Kerim'in gösterdiği hak yolda ilerleyerek yazdığı Risaleleriyle günümüz insanına kadar İslam nurunu ulaştırmıştır. Cenab-ı Allah'a karşı samimi bir kul olduğu için, yazdığı değerli eserler hala bir çok kişinin imanına ve bir çok müminin şevkini arttırarak dine bağlılıklarına vesile olmaktadır. Birkaç gün boyunca yazılarımda bu mübarek, şerefli insanın müslümanlara yaptığı hikmetli öğütlerinden bazılarını konu edineceğim.

Bediüzzaman Dünya Hayatının Geçiciliğine Dair Uyarıyor

"Dünya bir misafirhanedir. İnsan onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lazım olan levazımatı tedarik etmekle mükelleftir. En ehem ve elzem işler, takdim edilecektir." (Sözler, sf. 277)

Dünya hayatı insan için göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir zamanda bitecek bir mekandır. Allah (c.c.) dünya hayatını bir imtihan yeri olarak ve ecir kazanmak için yaratmıştır. Her kul bu kadar az bir zamanı ahiret yurdu için çok iyi kullanmalı, toplayabildiği kadar azık toplamalıdır. Çünkü ölümün ne zaman ve nereden geleceği hiç kimse tarafından bilinmez. Ancak Allah (c.c.) bunun bilgisine sahip olandır. Bu nedenle de iman edenler ölümün ve arkasından hesap gününün hiç ummadıkları bir anda gelebileceğini düşünerek hareket ederler ve dünyanın çekiciliğine de kapılmazlar. Kur'an-ı Kerim'de tüm müslümanlar dünya hayatının geçiciliği ile uyarılmıştır:

"Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanma', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örnegi gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmis, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. " (Hadid Suresi 20)

Bediüzzaman Ciddi Çabaya Davet Ediyor

"Eğer bilsen gayret ne kadar hayırlı bir iştir. Ömrünü bir dakika bile boşa geçirmezdin." (Son Şahitler, 1: 199)

Allah (c.c.)'ın rızasını ve cennetini kazanmak için dünya hayatında çok ciddi bir gayret göstermek ve durmaksızın yorulmak gerekir. Cenab-ı Allah kullarının sürekli salih amel peşinde olmasını, boş şeylerden tamamen yüz çevirmelerini ve ahireti hiç unutmamalarını emretmektedir. Ciddi bir gayret insana Allah (c.c.)'a yakınlık ve şevk verecektir. Mümin aklı ve vicdanı ölçüsünde ne kadar fazla salih amel peşinde koşarsa o kadar Allah (c.c.)'ı razı etme ve ecir kazanma ihtimali vardır. Ahirette cennet yurdu da cehennem yurdu da derece derecedir. Mümin cennette Allah (c.c.)'ın rızasını en çok kazanan en üst mertebedeki kulların yanında olmak istemektedir. Ve çabası da bunun içindir. Sonsuz kalınacak yurt olan ahirette peygamberler, elçiler, sahabeler, şehitler ve salihlerle beraber olmak arzusundadır. Ve dünya hayatı da bu idealini gerçekleştirmek için geldiği bir yerdir. Mümin dünyayı böyle algılar ve gayreti de vicdanının emrettiği gibi olur. Rahman olan Allah Kur'an-ı Kerim'de iman edenlerin çiddi çabasından övgü ile söz eder:

"Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır." (İsra Suresi 19)

Bediüzzaman Şevkin Önemini Hatırlatıyor

"En bedbaht sıkıntılı muzdarib, işşiz olan adamdır; zira ki atalet: Vücut içinde adem, hayat içinde mevttir. Sa'y ise: Vücudun hayatı, hem hayatın yakzasıdır elbet" (Sözler, sf. 681)

Şevk imanın yansımasıdır. Kişi Allah-u Teala'ya ne kadar yakın ise o kadar coşkulu ve şevkli ibadet arayışı içinde olacaktır. Çünkü müminin maneviyatı arttıkça hizmet şevki de artar. Ve daha çok salih amel ve ecir kazanmak ister. İman, mümine bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji verir. Bu enerji ile salih müminler ayet-i kerimede emredildiği gibi durmaksızın yorulmaya devam ederler:

"Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et." (İnşirah Suresi 6-7-8)

Bediüzzaman Nefsin Islahının Gerekliliğini Anlatıyor

"Evet ey insan! Sen, nebati cismaniyetin cihetiyle ve hayvani nefsin itibariyle, sağır bir cüz, hakir bir cüz'i, fakir bir mahluk, zaif bir hayvansın ki; bütün dehşetli mevcudat-ı seyyalenin dalgaları içinde çalkalanıp gidiyorsun. Fakat muhabbet-i ilahiyyenin ziyasını tezammun eden imanın nuriyle münevver olan İslamiyetin terbiyesiyle tekemmül edip; insaniyet cihetinde, abdiyetin içinde bir sultansın ve cüz'iyetin içinde bir küllisin, küçüklüğün içinde bir alemsin ve hakaretin içinde öyle makamın büyük ve daire-i nezaretin geniş bir nazarsın ki, diyebilirsin: Benim Rabb-ı Rahimim, dünyayı bana bir hane yaptı. Ay ve güneşi, o haneme bir lamba: ve baharı, bir deste gül ve yazı, bir sofra-i ni'met; ve hayvanı, bana hizmetkar yaptı. Ve nebatatı, o hanemin zinetli levazımatı yapmıştır." (Sözler, s.305)

Nefis insanın içinde daima kötülüğü emreden ve Allah (c.c.)'a düşman olan bir sestir. Ve Kur'an-ı Kerim'de bildirilen Hz. Yusuf'un ifadesiyle "var gücüyle" kötülüğü emretmektedir. Bu nedenle dinde nefsin ıslahı çok önemlidir. Nefis, Allah (c.c.)'tan daima razı olmuş ve kendisinden de daima Rabbinin razı olduğu bir hale gelmelidir. Bunun için de elbette nefsin eğitime tabi tutulması gerekmektedir. Nitekim insan İslamı yaşamaya başladığı andan itibaren de bu eğitim başlamaktadır.

Kur'an-ı Kerim nefsi tüm özellikleri ile tanıtmıştır. Nefsin sınır tanımaz bir fücuru olduğunu, bencil tutkulara her zaman hazır olduğunu, haset, kin, hırs gibi kötü duyguların hepsini barındırdığını ve teşvik ettiğini de anlatmaktadır. Bu nedenle kişinin nefsine uymaması için öncelikle onu iyi tanıması gerekmektedir. Allah (c.c.)'ın rızasına uygun olmayacak bir tavırdan sakınmak için onu da tamamen kontrolü altına almalıdır. Nefsin kontrol altına alınmasında en büyük yardımcı vicdandır. Vicdan nefsin olumsuz teşvikine karşılık daima hakka davet eden bir sestir. Bu sese sürekli olarak uyulduğunda nefsin teşviklerini tamamen bastırmak ve Allah (c.c.)'ın rızasını seçmek çok kolay olacaktır. Bütün müminler nefislerini eğiterek daima vicdanlarının sesini dinleyerek çok güzel bir ahlak elde ederler. Bu cennet ahlakıdır.

Küfür ise, nefsinin esiri olmuştur. Onu eğiteceği halde onun peşinde sürüklenir. Ve bu nedenle de hayvandan bile aşağı konuma geçer.