|
BEDDİUZZAMAN'DAN
ÖĞÜTLER - 2
Bediüzzaman
İhlası Anlatıyor
"Bu
dünyada, hususen uhrevi hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük
bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad,
en kısa bir tarik-i hakikat, en makbul bir dua-yı manevi, en kerametli
bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet
ihlastır." (Lem'alar, sf. 153)
"İhlas
ve hakperestlik, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun
istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, "benden ders alıp
sevap kazandırsınlar" düşüncesi, nefsin ve enaniyetin hilesidir."
(Lem'alar, sf. 147)
İhlas
imanın dayanağı ve en temel noktalarından biridir. Kişi ancak ihlaslı
olduğu taktirde Allah (c.c.)'ı razı edecek salih bir amelde bulunabilir.
İhlas olmadan yapılan bir amel ne kadar güç ve ne kadar büyük olursa
olsun Allah (c.c.)'ın katında geçerliliği olmayabilir. Bunun tam
aksine ihlasla yapılan çok küçük bir hareket, söylenen çok küçük
bir söz mutlaka iman edenler için bir ecir vesilesi olabilir. Çünkü
Rahman olan Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır. Kendi
rızası için yapılan hiç bir şeyi unutmaz ve asla yanılmaz. Bu nedenle
mümin için ihlası kazanmak ve onu sürekli kılmak çok önemlidir.
İhlas, hayatın her anında, her olayda, her amelde, her sözde, her
bakışta görülmelidir. İman, Allah (c.c.) korkusu ile beraber böylesine
titiz, hassas bir ihlası da beraberinde getirir. Şüphesiz Allah
(c.c.) ihlaslı müminlerin ecirlerini eksiksiz olarak verecek ve
onları altlarından ırmaklar akan cennetlere iletecektir.
Müşrikler ise amellerinde ihlas olmadığı, kendi nefislerini Allah
(c.c.)'ın rızasına tercih ettikleri için ahirette boş bir amel defteri
ile karşılaşacaklardır. Bu gerçekten onlar için büyük bir yıkım
olacaktır. Çünkü onlar ayette ifade edildiği gibi kendilerini gerçekte
iyi iş yapmakta zannederken aslında kötü iş yapmakta olduklarını
çok geç farkedeceklerdir. İşte bu duruma düşmemek Allah (c.c.)'ın
gazabına maruz kalmamak için ihlası daima ayakta tutmak ve tüm müminleri
de ihlasa teşvik etmek gerekmektedir. Bediüzzaman Said Nursi ihlasın
İslam'da önemini bildiği için "İhlas Risalesi" ismiyle
sadece bu konunun önemini anlatan bir Risale hazırlamış, üstelik
faydası için her onbeş günde bir de okunmasını öğüt vermiştir.
Bediüzzaman Said Nursi Kainatın Ölümünü Tarif Ediyor
"Şu
kainatın mevti, mümkündür. Çünki: Bir şey kanun-u tekamülde dahil
ise, o şeyde ala-külli-hal neşvünema vardır. Neşvünema ve büyümek
varsa, ona ala-külli-hal bir ecel-i fitrisi vardır. Gayet geniş
bir istikra ve tetebbu ile sabittir ki, öyle şeyler, mevtin pençesinden
kendini kurtaramaz. Evet nasıl ki insan küçük bir alemdir; yıkılmaktan
kurtulamaz. Alem dahi büyük bir insandır; o dahi ölümün pençesinden
kurtulamaz. O da ölecek, sonra dirilecek ve yatıp, sonra subh-u
haşirle gözünü açacaktır. Hem nasılki, kainatın nasıl bir nüsha-i
musağğarası olan bir şecere-i ziyahat, tahrib ve inhilalden başını
kurtaramaz. Öyle de: Şecere-i hilkatten teşa'ub, etmiş olan silsile-i
kainat tamir ve tecdid için, tahribden, dağılmaktan kendini kurtaramaz.
Eğer dünyanın ecel-i fıtrisinden evvel ırade-i Ezeliyyenin izni
ile, harici bir maraz veya muharrib bir hadise başına gelmezse ve
onun Sani-i Hakimi dahi, ecel-i fıtriden evvel onu bozmazsa, Kadir-i
Ezeli'nin izni ile tezahur edip, o dünya olan büyük insan, sekerata
başlayıp acip bir hırıltı ile ve müthiş bir savt ile fezayı çınlatıp
dolduracak, bağırıp ölecek; sonra emr-i ılahi ile dirilecektir."
(Sözler, s.497)
İnsanın
ölümü kadar evrenin ölümü de kesin bir gerçektir. Rahman olan Allah
kainatı kendi belirlediği bir zamanda tamamıyla yok edecektir. Cenab-ı
Allah'ın dışında hiç kimse bunun zamanını bilmemektedir. Allah (c.c.)
Kur'an'da kıyamet saati ile ilgili şöyle bir beyanda bulunmaktadır:
"O
ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar.
Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki. En sonunda
o (ve onunla ilgili bilgi), Rabbine aittir." (Naziat Suresi
42-44)
Samimi
her kul, ölüm ile ya da kıyametle son bulacak hayatını sürekli devam
eden salih amellerle doldurmalıdır. Çünkü ölüm de kıyamette yarın
kadar yakın olabilir.
Ne var ki sonunda dağlar un ufak olmaya, denizler kaynamaya, yıldızlar
dökülmeye ve göğün kapıları dürülmeye başlayacak ve kıyametle birlikte
tüm kainat yok olacaktır. Bunun hiçbir kaçışı yoktur. Ve bu sürecin
durması da imkansızdır. Allah (c.c.)'ın kanunu olan ölüm, her şeyde
olduğu gibi kainatta da tecelli edecektir.
Bediüzzaman Saadet-i Ebediyenin Varlığına Delil Veriyor
"Dikkat
edilse, şu kainatın umumunda bir nizam-ı ekmel, bir intizam-ı
kasdi vardır. Her cihette reşahat-ı ihtiyar ve lemeat-ı kasd görünür.
Hatta, herşeyde bir nur-u kasd, her şe'nde bir ziya-yı irade,
her harekette bir lem'a-i ihtiyar, her terkibde bir şule-i hikmet,
semeratının şehadetiyle nazar-ı dikkatle çarpıyor. İşte, eğer
saadet-i ebediye olmazsa, şu esaslı nizam, bir suret-i zaife-i
vahiyyeden ibaret kalır. Yalancı, esassız bir nizam olur. Nizam
ve intizamın ruhu olan maneviyat ve revabıt ve niseb, heba olur
gider. Demek, nizamı nizam eden, saadet-i ebediyedir. Öyle ise,
nizam-ı alem, saadet-i ebediyeye işaret ediyor." (Sözler.s.
487)
Dünya
hayatının kıyametle son bulması ile her kul için iki kapı açılacaktır.
Allah (c.c.)'a iman eden ve kulluk vazifelerini ihlasla yerine getirenler
için cennet, isyan edenler, büyüklenenler için de cehennem kapısı
açılacaktır. Bu Rahman olan Allah'ın sonsuz adaletinin bir tecellisi
olacaktır. Ahiret yurdu, herkesin işlediklerinin karşılığını eksiksiz
alması için dünya hayatını tamamlayan bir yer olacaktır. Cenab-ı
Allah insanların kimi hatalarının veya sevaplarının sonuçlarını
dünyada iken vermekte kimini de belli bir süre ertelemektedir. Ahirette
ise yapılan hak sorgulama ile herkesin iyilikleri de kötülükleri
de tamamıyla ortaya dökülecektir. Ve aralarında hak ile hükmedilmesi
ile bütün insanlar Allah (c.c.)'ın ilahi adaletine şahitlik edeceklerdir.
Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teala kıyameti şöyle bildirmektedir:
"Sur'a
üfürüldü; böylece Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde
olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık
onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar. Yer, Rabbi'nin nuruyla
parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler getirildi
ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar."
(Zümer Suresi 68-69)
|