|
BEDİÜZZAMAN'DAN
GÜNÜMÜZE HATIRLATMALAR - 3
SATHİ DÜŞÜNEN BATILDAN HİÇBİR ZAMAN KURTULAMAZ
Dinden
uzak yaşayan toplumlarının en önemli problemlerinden bir tanesi
maddiyata önem veren bireylerin sayısının her geçen gün artmasıdır.
Genç yaşlı demeden toplumun her kesimini etkisi altına almış olan
bu hastalık kişisel çıkarların ön plana çıkmasına, bencilliğin ve
menfaatperestliğin artmasına sebebiyet vermektedir. Bu da insanların
genelinde büyük bir maneviyat eksikliğine ve bununla birlikte ahlaki
çöküntüye neden olmaktadır. Yardımlaşma, fedakarlık, şeref, namus
gibi güzel ahlak özelliklerinin önemini giderek yitirdiği böyle
toplumlardaki temel eksiklik Kuran ahlakının yaşanmıyor olmasıdır.
Daha önceki yazılarımda dinden uzak yaşayan toplumlarda maddiyata
verilen önemin maneviyatı nasıl körleştirdiğine ve bunun insanlara
verdiği zararlara değinmiştim. Manevi eksikliğin zararlı etkilerinden
başka bir tanesi de söz konusu kişilerde sathi bir bakış açısının
oluşmasına sebebiyet vermesidir. Bugünkü yazımda da bu konuyla ilgili
olarak, sathi bir bakış açısı ile derin düşünmek arasındaki farkın
olayları değerlendirmede ne gibi etkileri olduğunu ele alacağım.
Sathilik
maneviyatı köreltir
Dünya hayatını sathi bir bakış açısıyla değerlendirmek dinden uzak
yaşayan insanların en büyük yanılgılarından bir tanesidir. Bu insanların
genel olarak her konuyu değerlendirişleri sathidir. Günlük hayatlarındaki
olayların tümü, bunlara verdikleri tepkiler, davranışları hep bu
sathi bakış açısı doğrultusunda şekillenir. Örnek olarak tevekkülsüzlüklerini
verebiliriz. Dinden uzak yaşayan insanların ani bir durum karşısında
verdikleri tepkilerden, sıkıntı ve zorluk anlarında gösterdikleri
karakter özelliklerine kadar her davranışlarında büyük bir tevekkülsüzlük
ve bunun getirdiği bir panik hali vardır. Bu hem kendilerine hem
de çevrelerine sıkıntı veren bir durumdur. Bunu onlar da bilirler
ancak yine de bu özelliklerinden vazgeçmezler. Çünkü söz konusu
sathilik yüzünden bu kimseler dinin insana kazandırdığı maddi ve
manevi güzellikleri göremez, Allah'ın sonsuz kudretini takdir edemez
ve çevrelerindeki tüm olayların O'nun kontrolünde olduğunu kavrayamazlar.
Sathilikleri nedeniyle maneviyatları körelmiş olan bu insanların
aksine Allah'a iman edenler ümitsizliğe ya da paniğe kapılmazlar.
Böyle bir düşünce akıllarına geldiğinde hemen şeytandan Allah'a
sığınırlar. Her zaman tevekküllü davranırlar. Çünkü müminler her
olayın sonsuz ilim ve hikmet sahibi olan Allah'ın kontrolünde gerçekleştiğini,
Allah'ın herşeyden haberdar olduğunu bilmektedirler.
Olaylara sathi bir bakış açısıyla yaklaşanlar -olumlu ya da olumsuz-
herşeyin dünyadaki imtihanın bir gereği olduğunu, bunlarla denendiklerini
kavrayamazlar. Zahiren olumsuz gibi görünen olayların da, rahatlık
ve sevinç veren olayların da Allah tarafından yaratıldığının farkında
değildirler. İman eden kimseler ise herşeyi Allah'ın yarattığını
ve karşılaştıkları her türlü eksiklikte, hastalıkta veya yaşlılıkta
çeşitli hikmetler gizli olduğunu bildikleri için bunlardan sıkıntı
duymak yerine güzel bir ahlak göstererek sabrederler. Zorlukların,
çirkinliklerin ve sıkıntıların kendileri için bir kıyas imkanı yarattığını
bilirler. Güzellikleri ise yine aynı olgunlukla karşılarlar ve nimetlerle
şımarmak, azgınlaşmak yerine şükrederler.
Bu iki zıt ahlak arasındaki farkın tam olarak anlaşılması için güzel
ahlakıyla ve derin tefekkürleriyle tüm müslümanlara örnek olan Üstad'ın
hikmetli örneklerinden vermek istiyorum. Bediüzzaman Said-i Nursi
insanın çevresinde gördüğü eksiklik ve çirkinliklerin özel olarak
o şekliyle yaratıldığını vurgulayarak, bunların her birinin güzelliğin
değerinin daha iyi anlaşılmasını sağladığını şöyle anlatmaktadır:
"Lakin,
müdakkik bir kimse, o ezdadı cem eden bahçenin manzarasına baktığı
zaman anlar ki, o çirkin, kaba şeyler kasten yapılmıştır ki, güzellik,
intizam, letafet artsın. Zira, güzelin güzelliğini arttıran, çirkinin
çirkinliğidir. Demek bahçenin tam intizamını ikmal eden, o çirkinlerdir.
Ve o çirkinlerin adem-i intizamı nisbetinde bahçenin intizamı
artar. Kezalik, dünya bahçesinde nizam ve intizamın son sisteminde
bulunan mahlukat ve masnuat arasında -hayvanlarda olsun, nebatatta
olsun, cemadatta olsun- bazı çirkin, intizamdan hariç şeyler bulunur.
Bunların çirkinliği, intizamsızlıkları, dünya bahçesinin güzelliğine,
intizamına bir ziynet, bir süs olmak üzere San-i Hakim tarafından
kasten yapılmış olduğunu, pek yüksek, geniş, şairane bir hayalle
dünyanın o bahçe manzarasını nazar altına alabilen adam, görebilir."
(Mesnevi-i Nuriye, 1353)
Üstad'ın
da vurguladığı gibi çirkinlikler olmasa güzelliklerin kıymeti gereği
gibi takdir edilemeyebilirdi. Aynı şekilde hastalık olmasa, sağlığın;
yaşlılık olmasa gençliğin değeri tam olarak anlaşılmayabilirdi.
Her birinin şükretmemiz için birer nimet olduğunun kavranması da
daha güç olabilirdi. Bediüzzaman Said Nursi başka bir sözünde de
bu konuya şöyle açıklama getirmektedir:
Herşeyin biri mülk, diğeri melekut, yani biri dış, diğeri iç olmak
üzere iki ciheti vardır. Mülk ciheti bazı şeylerde güzeldir, bazı
şeylerde de çirkin görünür. Aynanın arka yüzü gibi. Melekut ciheti
ise, herşeyde güzeldir ve şeffaftır. Öyleyse, çirkin görünen şeyin
yaratılışı, çirkin değildir, güzeldir. Ve aynı zamanda o gibi çirkinlerin
yaratılışı, mehasini ikmal (güzellikleri tamamlamak) içindir. Öyleyse,
çirkinin de bir nevi güzelliği vardır. (İşaratü'l İ'caz, s. 1185)
Çirkin olanın gerçekte güzel olduğunu fark edebilmek için sathi
bakış açısından mutlaka kurtulmak gerekmektedir. Dünyadaki tüm güzellikler
geçicidir. Herşey en mükemmel şekliyle sonsuza kadar ancak Cennette
var olacaktır. Dünya hayatının acizlik ve eksikliklerle dolu olması
Allah'ın yarattığı özel bir durumdur. Bu, müminlerin her türlü kusurdan,
eksiklikten uzak olan Cennet yurduna özlemlerinin artmasına bir
vesiledir. İşte tüm bunların üzerinde düşünmesi, kişinin sathi bakış
açısını terk etmesine ve içinde bulunduğu acizliği anlayarak Allah'a
teslim olmasına, dolayısıyla sonsuz azaptan kurtuluşuna ve sonsuz
nimet içinde yaşamasına vesile olacaktır.
|