|
SAİD
NURSİ'Yİ DOĞRU ANLAMAK
SORULARIN ÇÖZÜMÜNÜ KURAN HAKİKATLERİNDE ARAMAK
Son yıllarda birçok insan toplumsal alanda yaşanan sorunlarla daha
yakından ilgilenir, gelişen olayları daha yakından takip eder oldu.
Özellikle de toplumsal sorunlara çözüm bulma amacıyla düzenlenen
çeşitli paneller, sempozyumlar, televizyon ve radyo programları
bu konuda teşvik edici bir unsur. Bu tarz ortamlarda eğitim, sağlık,
kalkınma, ekonomi gibi birçok konu tek tek ele alınıp, konunun uzmanları
tarafından tüm detaylarıyla mercek altına konuyor. Kimi zaman uzmanların
yanısıra halkın da konuşmalara iştirak ettiği bu toplantılar bir
çok yararları bulunmasına rağmen ne yazık ki beklenilen ve istenilen
kesin sonuç ve çözümleri ortaya koyamıyor.
Örneğin televiyonda kimi zaman sabahlara kadar süren tartışma programları
veya günlerce süren paneller yapılıyor, ama bu girişimler herkesçe
bilinen sorunları tekrarlamaktan öteye gidemiyor. Konuşmaların tamamlanmasından
sonra insanların "bu soruna da çözüm getirildi" dediğine
pek rastlanmıyor.
Aslında bu duruma şaşırmamak gerekir; çünkü sosyal yaşamdaki sorunların
çözümü bireysel alandaki gelişmelerle paraleldir. Yani bir toplumu
oluşturan bireyler kendilerindeki hataları, eksiklikleri düzeltirlerse,
toplumsal sorunlar da kolayca düzelir. Aksi takdirde, insanların
bireysel olarak sorunlara ilgisiz kaldığı, ahlaken zaaf içinde olduğu,
egoist bir yapı sergilediği toplumların, sorunlarını çözmeleri pek
mümkün olmaz.
"Peki
bireysel alandaki gelişmeler için neye ihtiyaç vardır?" sorusunun
cevabını ise, herşeyin Yaratıcısı olan Allah'ın insanlara gönderdiği
dinde aramak gerekir.
İnsanların toplumsal barış ve huzuru, refahı, güvenliği en fazlasıyla
sağlayabilecekleri ortam, Allah'ın dininin yaşandığı ortamdır. Çünkü
Allah'ın indirdiği kitapta insanlara emredilen ahlak özellikleri,
barışın ve huzurun kaynağıdır. Fedakarlığı, yardımseverliği, cömertliği,
şefkati, hoşgörüyü, kısacası Kuran ahlakını yaşayan insanların bulundukları
toplumlarda, tüm sorunlar da Allah'ın izniyle kolayca çözüme ulaşır.
Yani çözümleri çok uzak yerlerde aranan sorunların giderilebilmesinin
yegane yolu, Kuran ahlakının insanlar arasında yaygınlaştırılmasıdır.
Çözümü Kuran ahlakı dışında, herhangi bir felsefede veya bir fikir
akımında arayanların istedikleri rahatlığı ve güzellikleri elde
edemeyecekleri ise açıktır. Bunun örneklerine çevremizde sıkça rastlıyoruz.
Etrafımızda bizzat şahit olduğumuz pek çok ahlak dışı olay ve her
gün televizyonlarda, gazetelerde gördüğümüz zulme uğrayan, zavallı,
aç ve fakir insanların durumları, çözümün yanlış yerlerde arandığının
bir delilidir.
Yakın tarihimizde, ahlaki değerlerin yozlaşmasından kaynaklanan
toplumsal sorunlara nasıl çözüm sağlanacağını hikmetli bir şekilde
dile getiren kişilerden biri, 20. yüzyılın en büyük mütefekkirlerinden
Bediüzzaman Said Nursi olmuştur. Bediüzzaman'ın vatan ve millet
sevgisi ile, her soruna bizzat kendi sorunuymuş gibi sahip çıkması
ve Kuran'ın ışığında çözümler üretmesi hepimiz için çok güzel bir
örnektir.
Bediüzzaman'ın aklı ve ileri görüşlülüğü, sorunların nereden kaynaklandığını
tesbit etmesini ve hemen tedbir almasını sağlamıştır. Türk milletine
zararlı olacak, komünizm, anarşizm gibi sapkın akımların karşısında
tüm tehdit ve baskılara rağmen dimdik durmuştur. Bu sapkın fikirlerin
savunuculuğunu yapan insanları da doğru yola davet etme misyonunu
tek başına üstlenip, bu fikirlerin ne denli geçersiz ve zararlı
olduğunu son nefesine kadar delilleri ile anlatmıştır.
Gerçekleri daima tüm çıplaklığı ile dile getirmiş, sadece Allah'ın
rızasını kazanma gayretinde olduğu için, kendisi için asla kim,
ne düşünür endişesi taşımamıştır. Dinsizliğin temelini oluşturan
ve birçok sorunun asıl kaynağı olan materyalist felsefenin nasıl
bir toplum oluşturma peşinde koştuğunu detaylarıyla anlatmış ve
insanları bu sapkın felsefeye karşı uyarmıştır. Birçok sorunun ortaya
çıkmasının arkasında yatan en önemli nedenin, insanlar arasında
yaygınlaşan materyalist zihniyet olduğunu defaatle vurgulamış; ancak
Kuran hakikatlerine sarılmakla çözüme kavuşulacağını ifade etmiştir.
Allah'ın Kuran'da bildirdiği şekilde güzel ahlak yaşanmadığı sürece,
sorumluluk duygusunu yitirmiş, başıboş ve kimseye hesap vermekle
yükümlü olmadığını düşünen, hiçkimseyi umursamayan, sadece kendi
çıkarını koruma peşinde olan bir toplum oluşacağını belirtmiştir.
Materyalist felsefenin amaçladığı, milli ve manevi değerlerden yoksun,
inançsız ve dinsiz bir toplumun ise asla huzur ve refaha kavuşamayacağını
söylemiştir.
Kuran hakikatlerine sarılmakla, hem kişisel hem de milli huzur ve
refaha erişilebileceği gerçeğini delilleri ile ortaya koyan Üstad,
vatana, millete, gençlere ve gelecek nesillere geride bıraktığı
muhteşem eserle büyük bir iman hizmetinde bulunmuştur. ''Ben
bu millet ve bu vatana en büyük, en elzem hizmet bildiğim imanlarına
kuvvet vermek için Kuran-ı Hakim'in bu zamanda bir mucize-i maneviyesi
olarak bazı hakaik-i imaniyeyi derdlerime deva bulduğum gibi derhal
kaleme aldım.'' (Emirdağ Lahikası-1, sf. 247) sözleri bu gerçeği
ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman'ın fikirlerinde ve hayatındaki pek çok örnek, sadece
Allah'a güvenip dayanan bir müminin nasıl köklü çözümler sunabildiğinin
birer delilidir. Yaratılış amacının farkında olan ve sadece Allah'ın
hoşnutluğunu kazanmak isteyen müslümanlar çevrelerinde olup biten
olaylara karşı kayıtsız davranmayan insanlardır. Akıl ve vicdan
sahibi oldukları için de sorunları sadece duymakla kalmazlar; sorunlara
köklü çözüm sağlamak için durmaksızın çalışırlar.
Halkın bilinçlenmesi, sorumluluk ve vicdan sahibi olması, Kuran
ahlakını eksiksiz yaşaması aciliyetli görülmedikçe sorunların devam
edeceği aşikardır. Bu nedenle Üstad'ın da hepimize örnek olduğu
gibi, Kuran hakikatlerinin tüm insanlara anlatılması her müslümanın
sorumluluğunda olan ulvi bir vazifedir.
|