|
BEDİÜZZAMAN'DAN
GÜNÜMÜZE HATIRLATMALAR - 9
TAHKİKİ İMAN İÇİN İMAN HAKİKATLERİNİN ÖNEMİ
Önceki
yazımda tahkiki iman ve taklidi iman arasındaki farka değinerek,
Üstad'ın bu konudaki bir tavsiyesine dikkat çekmiştim. Bugünkü yazımda
da Üstad'ın önemle üzerinde durduğu bir konuya; taklidi imanın,
takviye edilmesi halinde kolaylıkla tahkiki imana dönüşebileceği
ve bunun sağlanması için neler yapılması gerektiğine değineceğim.
İmani yönden takviye ancak Rabbimizi bize tanıtan iman hakikatlerinin
öğrenilmesi ve herşeyin yaratıcısı olan Cenab-ı Allah'ın varlığının
ve büyüklüğünün delillerinin anlatılması ile gerçekleşir. Kalplerde
var olan taklidi imanın gerçek yani samimi bir imana dönüştürülmesi
herkes açısından çok önemli bir ibadettir. Öncelikle samimi imanı
elde etmek, söz konusu kişinin her yönden büyük bir rahatlık içinde
olmasına, ahlakının güzelleşmesine vesile olacaktır. Böyle bir ahlakın
yaygınlaşması ise toplumda büyük bir rahatlamayı ve huzuru da beraberinde
getirecektir. Bu nedenle bu ibadetin herkes açısından öneminin tam
olarak kavranması ve acil olarak yerine getirilmesi gerekmektedir.
İnsanların birçoğu kendilerini gün içindeki yoğun uğraşılarına kaptırıp,
etraflarındaki detaylara dikkat vermeye, bunlar üzerinde düşünmeye
gerek bile duymadan gaflet içinde yaşamlarını sürdürürler. Bakış
açılarındaki bu yüzeysellik, çoğu zaman gözlerinin önünde bulunan,
hatta her gün içiçe yaşadıkları pek çok güzelliği fark edememelerine
ve kendilerine sunulan bu güzellikleri son derece olağan karşılamalarına
sebep olur. Halbuki etrafımızda var olan herşey Allah'ın bize nasip
ettiği bir nimet, bir ikram, bir güzelliktir.
Bu güzelliklerden en çarpıcı olanları ise şüphesiz ki Allah'ın yüksek
bir şuurla, birbirinden mükemmel özelliklerle yarattığı canlılardır.
Cenab-ı Allah'ın yoktan var ettiği bu canlılar, aynı zamanda O'nun
sanatının ve kudretinin bir tecellisidir. Gözümüze, kulağımıza kısacası
tüm duyularımıza ayrı ayrı bir güzellik olarak hitap eden, bizleri
adeta kuşatan ve her biri yaratılış mucizesi olan bu varlıkları
tefekkür etmenin, onların yaratılışındaki incelikleri, hikmetleri
görmenin önemi büyüktür.
Hidayet ehli bir kimse Allah'ın yarattığı herşeyde bir hikmet olduğunun
bilinciyle, etrafındaki canlılar üzerinde de tefekkür eder, onların
sahip oldukları sistemlerde, özelliklerde gizli olan ilimleri öğrenir
ve öğrendiği her detay ise Allah'a olan yakinini artırır. Dolayısıyla
Allah'ın yarattığı canlılardaki tasarım harikalarını gören, onlardaki
kusursuz nizamı, sanatı, estetiği, ilmi öğrenen kimseler, Cenab-ı
Allah'ı çok daha iyi tanır, O'nun büyüklüğüne, kudretine ve herşeye
muktedir olduğuna yakından şahit olurlar. Bunların sonucunda da
tefekkürleri Allah'a olan sevgilerinin, korkularının artmasına vesile
olur. Nitekim Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede "Kendisinden
ancak alimlerin gereği gibi korkup sakınabileceğini" belirtmiştir.
Bu bakımdan bilgi sahibi olmak, özellikle de her biri ayrı bir iman
hakikati olan hayvanları, bitkileri tanımak, Allah'ın kusursuz sanatını
görmek, O'nu gereği gibi takdir etmek açısından büyük önem arz etmektedir.
Bu konuyu aciliyetli kılan sebepler ise, Bediüzzaman'ın da üzerinde
önemle durduğu gibi gaflet içinde olanların imanını kurtarmak, zaaf
içinde olanların imanını takviye etmek, imanları taklidi olanların
imanını tahkiki imana çevirmektir. Sözkonusu takviye ise iman hakikatlerinin,
herşeyin yaratıcısı olan Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün delillerinin
anlatılması ile mümkün olacaktır. Bediüzzaman'ın iman hakikatlerine
verdiği önemi ve Risale-i Nurlar'ın iman takviyesinde ne kadar büyük
bir pay sahibi olduğunu Üstad'ın şu sözlerinden anlayabiliriz:
"Tefekkür-ü
imanî dersiyle tabiiyyun ve maddiyyunun boğulduğu aynı mes'elelerde
tevhid nurunu gösteriyor; iman hakikatlerini madde âleminden temsiller
ve deliller göstererek izah ediyor. Liselerde, üniversitelerde
okutulan ilim ve fenlerin aynı mes'elelerinde iman hakikatlerinin
isbatını güneş zuhurunda gösteriyor. Bu gibi çok cihetlerle Risale-i
Nur bu zamanda ehl-i iman ve İslâm için ön plân`a ele alınması
îcabeden ehl-i iman elinde manevî elmas bir kılınçtır." (Emirdağ
Lâhikası-1 8)
Herbiri
Allah'ın varlığının apaçık delilleri olan iman hakikatleri saymakla
bitiremeyeceğimiz kadar çoktur. Bunlardan bildiğimiz ya da gördüklerimiz
yeryüzünde mevcut olan çeşitliliğin yanında son derece sınırlıdır.
Dünyanın dört bir tarafına dağılmış çeşit çeşit, rengarek ve birbirinden
farklı özelliklerle süslenmiş hayvan ve bitkilerin her biri tek
başına bilinçli bir yaratılışın ispatıdır. Örneğin küçücük bir böceğin
kendini savunmak üzere vücudunda çok kuvvetli bir zehiri üretip,
bunu kendine zarar vermeden kullanabiliyor olması ve hedefine isabet
ettirebilmesi, ne tesadüflerle ne de o canlının bu işi kendi kendine
hesaplar yaparak kendi vücudunda ürettiği gibi saçma bir iddiayla
açıklanamaz. Tüm bunların tek bir izahı vardır; o da birbirinden
üstün yetenek ve özelliklerle donatılmış canlıların Allah'ın sanatının
tecellileri, kudretinin tezahürü olarak yaratılış eseri olduğudur.
Ayrıca iman hakikatlerinin öğrenilip anlatılması, inkarcıların inkarlarına
temel oluşturdukları materyalist ve Darwinist felsefelerinin geçersizliğini
ortaya koyması bakımından da büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla
iman hakikatlerini bilmek, öğrenmek, bunları bilmeyenlere anlatmak
tesadüf, rastlantı gibi akıldışı iddiaları çürütmek ve bilinçli
yaratılışın apaçık delillerini gözler önüne sermek açısından her
Müslümanın kendine görev bilmesi gereken bir sorumluluğudur. Nitekim
Bediüzzaman Said Nursi'nin de Risale-i Nur'un okunup yazılmasını
teşvik etmesinin altında yatan birincil sebeplerden biri de bu olmuştur:
"Zira
asrımızda kâinat fenleri ve maddî ilimler revaçta olup, yeni yetişen
nesiller bu ilim ve fenleri okudukları; hem tabiiyyun ve maddiyyunun
din ve maneviyat aleyhindeki neşriyatı; hem küfr-ü mutlak cereyanı
ki, hiçbir din ve maneviyatı tanımayan ve Allah'a iman hakikatına
karşı muaraza ederek dinsizliği neşreden, İslâmî fikri zedeleyen
ve bütün beşeriyeti tehdid eden, yeni nesillere ve gençliğe imansızlık
fikr-i küfrîsini aşılamak isteyen kitab, broşür, gazete gibi neşir
vasıtalarının İslâm ve iman düşmanlarınca ön plâna alındığı böyle
acib ve dehşetli bir zamanda elbette Risale-i Nur'a, okunmasına,
neşredilmesine şiddetle ihtiyaç ve zaruret var." (Barla Lâhikası
7)
|