|
SAİD
NURSİ'Yİ DOĞRU ANLAMAK
ZORLUKLAR KARŞISINDAKİ SABRI VE TEVEKKÜLÜ - 1
İnsan
gün boyunca pekçok şeyi rahatlıkla unutabilir. Herhangi bir yere
gitmeyi, bir şey söylemeyi ya da yapmayı unutur. Ama insanın gün
boyunca hiç aklından çıkarmaması ve hiç unutmaması gereken çok daha
önemli konular vardır: Allah'ın her yanını sarıp kuşattığı ve başına
gelen her olayın Allah katında yazılmış bir kader üzere yaratıldığı…
Gün içinde başına gelen olayların kendi kaderinde hayır için yaratılmış
olduğunu unutan bir insan, sıkıntı veya zorlukla karşılaştığında
"eyvah, keşke şöyle yapmasaydım da başıma bunlar gelmesiydi"
diyebilir. İşte bu, şeytanın bir aldatmacısıdır. Şeytan insanlara
herşeyin başıboş geliştiğini düşündürterek onları gaflete sürüklemek,
umutsuzluk ve ye's içine düşürmek ister. Oysa küçük büyük her olay
Allah katında belirlidir. Yanlış yapılan bir hareketten, söylenen
söze kadar hepsi Allah'ın bilgisi dahilinde ve çok büyük hikmetlerle
yaratılmaktadır. Allah'ın bilgisi olmadan herhangi bir olay, bir
hata, bir musibet gerçekleşemez. Bu nedenle insanın herşeye hayır
ve ibret gözüyle bakması gerekir. Ancak bu şekilde kalbi rahat ve
huzurlu olur. Aksinde başına gelen herşey onun için bir sıkıntı,
üzüntü konusudur.
Tüm ömrünü Allah yolunda hizmetle geçiren Said Nursi Hazretlerinin
karşılaştığı musibetler karşısında gösterdiği güzel ahlakta, biz
inananlar için çok güzel örnekler vardır. Üstad, son derece zor
şartlar altında hayatını sürdürmüş ve yapılan her türlü haksızlığa
ve zulme üstün sabrıyla göğüs germiştir. Yüksek seciyesi, metaneti,
üstün ilmi ve Kuran ahlakını anlatma uğruna gösterdiği çaba o dönemde
yaşayan dinsizleri paniğe sürüklemiştir. Bu nedenle de bu muhterem
ve kıymetli zatı, yöntemi nasıl olursa olsun, susturma girişimi
içine girmişlerdir. Ancak, vatanı ve milleti uğruna kendi nefsini
feda etmede sonuna kadar kararlı olan bu kahraman insanı değil tehditler,
sürgünler, hapisler, suikast girişimleri dahi hak yoldan döndürememiştir.
Dinin, güzel ahlakın anlatılmasını istemeyen, imanı zayıflatma arzusu
içinde olan din düşmanı odaklar büyük İslam alimi ve mütefekkir
Said Nursi Hazretleri'ni defalarca zehirleme teşebbüsünde de bulunmuşlar,
ancak her defasında Allah tuzaklarını bozmuştur. Yaşlılılığına rağmen
tek bir hücrede tecrid edilip, senelerce yakınlarıyla ve talebeleriyle
görüşmesi engellenmiş, şart ve imkanları daha da zorlaştırılarak
vatana ve millete yaptığı hizmetler engellenmek istenmiştir. İman
etmeyen bir insan için tüm bu zorluklar son derece önemli, yöntemler
de çok etkili olabilir. Açlık, soğuk, zulüm, alay gibi zorbalıklar
Allah'a güvenip dayanmayan bir kişiyi yıldırıp, üzebilir, ye'se
düşmesine neden olabilir. Ancak tüm tuzakları büyük bir hesap içinde
kuran, bu planlar için senelerini harcayan kişilerin göz ardı ettiği
bir gerçek vardır. Hiçbir tuzak veya yukarıda saydığımız zorluklar
ve tüm bu zorlukların bin misli dahi olsa Allah'ı dost ve vekil
edinen, sadece O'nun rızasını kazanmayı hedefleyen Said Nursi ve
onun gibi samimi müslümanların üzerinde asla etkili olamaz. Aksine
sabredilen her zorluk, her zulüm, süresi artıkça, şiddetlendikçe
müminin ahirette daha da fazla sevap kazanmasına vesile olur.
Üstad Hazretleri haksız yere, hiçbir nedeni olmadan birçok zorluklara
maruz kalırken o, Risale Nur'u yılmadan, buyük bir gayretle yazmaya
devam ediyor, insanların imanlarını kurtarmayı son derece aciliyetli
görüyordu. Amacı vatanı ve milleti, dinsizlik akımlarına karşı korumak,
hayırlı nesillerin yetişmesi için ortam hazırlamaktı. Üstad son
derece mühim olan bu görev uğrunda her türlü zorluğa va sıkıntıya
Allah rızası için sabretti. Onun gibi daha pek çok değerli İslam
alimi de türlü zorluklarla karşılaşmış ve her biri sabredip, tevekkül
etmiş, Allah'a şükretmişlerdir. Üstad kendisi gibi zorluklara maruz
kalan ilim sahiplerini de şu cümleleriyle anmakta ve diğer müslümanlara
örnek göstermektedir:
"Hem
kalbime geldi ki, madem İmam-ı A'zam gibi azım-ı müçtehidîn hapis
çekmiş ve İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel gibi bir mücahid-i ekbere,
Kur'anın bir tek mes'elesi için hapiste pekçok azab verilmiş.
Ve şekva etmeyerek kemal-i sabır ile sebat edip o mes'elelerde
sükût etmemiş. Ve pek çok imamlar ve allâmeler, sizlerden pekçok
ziyade azab verildiği halde, kemal-i sabır içinde şükredip sarsılmamışlar.
Elbette sizler, Kuran'ın müteaddit hakikatleri için pek büyük
sevap ve kazanç aldığınız halde pek az zahmet çektiğinize binler
teşekkür etmek borcunuzdur." (Lemalar, sayfa 265)
|