SAİD NURSİ'Yİ DOĞRU ANLAMAK

ZORLUKLAR KARŞISINDAKİ SABRI VE TEVEKKÜLÜ - 3

İnsan gün boyunca pekçok şeyi rahatlıkla unutabilir. Herhangi bir yere gitmeyi, bir şey söylemeyi ya da yapmayı unutur. Ama insanın gün boyunca hiç aklından çıkarmaması ve hiç unutmaması gereken çok daha önemli konular vardır: Allah'ın her yanını sarıp kuşattığı ve başına gelen her olayın Allah katında yazılmış bir kader üzere yaratıldığı…

Gün içinde başına gelen olayların kendi kaderinde hayır için yaratılmış olduğunu unutan bir insan, sıkıntı veya zorlukla karşılaştığında "eyvah, keşke şöyle yapmasaydım da başıma bunlar gelmesiydi" diyebilir. İşte bu, şeytanın bir aldatmacısıdır. Şeytan insanlara herşeyin başıboş geliştiğini düşündürterek onları gaflete sürüklemek, umutsuzluk ve ye's içine düşürmek ister. Oysa küçük büyük her olay Allah katında belirlidir. Yanlış yapılan bir hareketten, söylenen söze kadar hepsi Allah'ın bilgisi dahilinde ve çok büyük hikmetlerle yaratılmaktadır. Allah'ın bilgisi olmadan herhangi bir olay, bir hata, bir musibet gerçekleşemez. Bu nedenle insanın herşeye hayır ve ibret gözüyle bakması gerekir. Ancak bu şekilde kalbi rahat ve huzurlu olur. Aksinde başına gelen herşey onun için bir sıkıntı, üzüntü konusudur.

Tüm ömrünü Allah yolunda hizmetle geçiren Said Nursi Hazretlerinin karşılaştığı musibetler karşısında gösterdiği güzel ahlakta, biz inananlar için çok güzel örnekler vardır. Üstad, son derece zor şartlar altında hayatını sürdürmüş ve yapılan her türlü haksızlığa ve zulme üstün sabrıyla göğüs germiştir. Yüksek seciyesi, metaneti, üstün ilmi ve Kuran ahlakını anlatma uğruna gösterdiği çaba o dönemde yaşayan dinsizleri paniğe sürüklemiştir. Bu nedenle de bu muhterem ve kıymetli zatı, yöntemi nasıl olursa olsun, susturma girişimi içine girmişlerdir. Ancak, vatanı ve milleti uğruna kendi nefsini feda etmede sonuna kadar kararlı olan bu kahraman insanı değil tehditler, sürgünler, hapisler, suikast girişimleri dahi hak yoldan döndürememiştir.

Dinin, güzel ahlakın anlatılmasını istemeyen, imanı zayıflatma arzusu içinde olan din düşmanı odaklar büyük İslam alimi ve mütefekkir Said Nursi Hazretleri'ni defalarca zehirleme teşebbüsünde de bulunmuşlar, ancak her defasında Allah tuzaklarını bozmuştur. Yaşlılılığına rağmen tek bir hücrede tecrid edilip, senelerce yakınlarıyla ve talebeleriyle görüşmesi engellenmiş, şart ve imkanları daha da zorlaştırılarak vatana ve millete yaptığı hizmetler engellenmek istenmiştir. İman etmeyen bir insan için tüm bu zorluklar son derece önemli, yöntemler de çok etkili olabilir. Açlık, soğuk, zulüm, alay gibi zorbalıklar Allah'a güvenip dayanmayan bir kişiyi yıldırıp, üzebilir, ye'se düşmesine neden olabilir. Ancak tüm tuzakları büyük bir hesap içinde kuran, bu planlar için senelerini harcayan kişilerin göz ardı ettiği bir gerçek vardır. Hiçbir tuzak veya yukarıda saydığımız zorluklar ve tüm bu zorlukların bin misli dahi olsa Allah'ı dost ve vekil edinen, sadece O'nun rızasını kazanmayı hedefleyen Said Nursi ve onun gibi samimi müslümanların üzerinde asla etkili olamaz. Aksine sabredilen her zorluk, her zulüm, süresi artıkça, şiddetlendikçe müminin ahirette daha da fazla sevap kazanmasına vesile olur.

Üstad Hazretleri haksız yere, hiçbir nedeni olmadan birçok zorluklara maruz kalırken o, Risale Nur'u yılmadan, buyük bir gayretle yazmaya devam ediyor, insanların imanlarını kurtarmayı son derece aciliyetli görüyordu. Amacı vatanı ve milleti, dinsizlik akımlarına karşı korumak, hayırlı nesillerin yetişmesi için ortam hazırlamaktı. Üstad son derece mühim olan bu görev uğrunda her türlü zorluğa va sıkıntıya Allah rızası için sabretti. Onun gibi daha pek çok değerli İslam alimi de türlü zorluklarla karşılaşmış ve her biri sabredip, tevekkül etmiş, Allah'a şükretmişlerdir. Üstad kendisi gibi zorluklara maruz kalan ilim sahiplerini de şu cümleleriyle anmakta ve diğer müslümanlara örnek göstermektedir:

"Hem kalbime geldi ki, madem İmam-ı A'zam gibi azım-ı müçtehidîn hapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel gibi bir mücahid-i ekbere, Kur'anın bir tek mes'elesi için hapiste pekçok azab verilmiş. Ve şekva etmeyerek kemal-i sabır ile sebat edip o mes'elelerde sükût etmemiş. Ve pek çok imamlar ve allâmeler, sizlerden pekçok ziyade azab verildiği halde, kemal-i sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbette sizler, Kuran'ın müteaddit hakikatleri için pek büyük sevap ve kazanç aldığınız halde pek az zahmet çektiğinize binler teşekkür etmek borcunuzdur." (Lemalar, sayfa 265)