|
SAİD
NURSİ'Yİ DOĞRU ANLAMAK
ZORLUKLAR KARŞISINDAKİ SABRI VE TEVEKKÜLÜ - 4
Zorluk
ve sıkıntıların getirdiği en büyük kazançlardan biri güzel ahlaktır.
Güzel gözle görebilen, her şeyi iyi yönleriyle değerlendiren bir
Müslüman Allah'ın bir deneme olarak yarattığı böyle bir ortamdan
birçok yönüyle faydalanabilme imkanı bulur. Fakat bunun için de
önceliklebu zorlu şartların hikmet ve hayırlarını detaylı olarak
düşünmesi gerekir. Çünkü insanın başına gelen her olayda, en ufak
detayına kadar Allah'ın hikmetli bir yaratışı vardır.
Düşünmek ülfeti ortadan kaldırır. Bu nedenle de ne kadar yoğun ve
dikkatli düşünülürse o kadar çok incelik ve güzellik fark edilir.
İnsan fark edebildiği bu güzelliklerden istifade edebilir ve sonucunda
ortaya çok üstün bir ahlak çıkar. Düşünen insan dünya hayatının
geçiciliği ile sonsuz ahiret hayatı arasında kıyas yapma imkanı
elde eder ve ahirete çok şiddetli bir özlem duyar. Heyecanı ve şevki
artar, bu da iyiliğin ve güzel ahlakın yayılması için yaptığı hizmetini
güçlendirir. Allah'a verdiği tüm nimetler için şükredip, hamd eder.
İşte tüm bunlar bir Müslüman'a zorlu şartların sağlayacağı güzel
ahlakın sadece küçük bir özetidir. Zorlukların bunlar gibi yüzlerce
hikmet ve hayrı da bulunmaktadır.
Dinden uzak insanlar, sabretmenin nasıl olması gerektiğini en küçük
detayına kadar anlatabilir, hatta eğer sonunda bir çıkar sağlayacağını
düşünürse de uygular. Ancak gösterilen bu sabır aslında belirli
şartları olan bir tahammül anlayışından ibarettir. Bunlardan birinci
şart ise sabır gösterilecek sürenin çok kısa olmasıdır. Ayrıca zorlukların
ve sıkıntıların şiddetinin de çok az olması gerekir. Eğer zorlukların
şiddeti daha en başta tesbit edilen bu seviyelerin üzerine çıkarsa,
kolaylıkla isyan edilir, "sabrım tükendi, sabrın da bir sınırı
vardır" cümleleri ile gerçek sabır anlayışlarının hangi çerçevede
olacağı ortaya konur. Eğer çok yakın bir zamanda bir çıkar elde
edeceklerine kanaatleri gelirse, bir süre sabır ve gayret göstermekte
bir zarar görmezler. Fakat menfaat bulmazlarsa anında değişirler
ve gösterdikleri sahte sabır, yerini öfke, nefret, hırçınlık ve
kavgaya bırakır.
Yaptıkları herşeyin karşılığını bu dünyada almak, dini kavrayamayan
insanlar için birinci derecede önemlidir. Oysa hayatını Kuran ahlakı
üzerine kuran bir insanın gayreti dünya hayatında elde edeceği bir
çıkara, menfaate, üne ya da makama yönelik değildir. Müslüman karşılaştığı
zorluklar karşısında şartsız koşulsuz sabreder ve Allah'a tevekkül
eder. Başına gelenlerin Allah'tan bir deneme olduğunu bilir, sabrın
ve tevekkülün karşılığını sonsuz ahiret hayatında alacağını umut
eder.
Allah'ın mümin kullarına ihsan ettiği bu güzel ahlaktan habersiz
olan kişiler ise bu ahlakın kaynağını kesinlikle kavrayamazlar.
Herkesi kendileri gibi düşündüklerinden çıkara dayanmayan sabrın,
güzel ahlakın, hoşgörünün, iyiliğin ya da fedakarlığın nasıl olabildiğini
anlayamazlar. Anlayamadıkları için de bu güzel ahlakın arkasında
mutlaka bir art niyet ararlar. Zorlukların şiddeti artırıldığında
mutlaka korkunun, korkaklığın ortaya çıkabileceğini düşünürler.
İşte bu yüzden kendilerinin zaaf duydukları şeylerle inananları
da doğru yoldan ayırabileceklerini zannederler. Ancak bu düşünceleriyle
büyük bir yanılgı içine düşmektedirler.
İman edenleri zalimane yöntemlerle doğru yollarından döndürebileceklerini
zanneden bu kişiler, Bediüzzaman Hazretlerini de aynı yöntemlerle
yıldırabileceklerini düşünmüşlerdi. Oysa Bediüzzaman ömrünü insanların
rahatı, huzuru ve mutluluğu için fedakarane bir gayret içinde geçirmiş
çok üstün ahlaklı bir kişidir. Bu büyük alim, kendisine yapılanları
her zaman için büyük bir sabırla karşılamış, bizzat zulüm yapanlara
dahi hidayet temennisinde bulunmuştur. Üstad, örnek kişiliği ile
insanları hak yola davet etmiş, haksız ve nedensiz yere hapis yattığı
yerlerde dahi sabırla herkesi iyilik yapmaya, vatana ve millete
yararlı insan olmaya çağırmıştır. İhlaslı tebliğiyle azılı katillerin,
bir tahta kurusunu dahi öldürmeyecek kadar şefkatli ve güzel ahlaklı
insanlar haline gelmelerine vesile olmuştur. Kuran ve iman hakikatlerini
anlattığı Risale-i Nur eserleri ile Müslümanların kalplerine seslenmiş,
onlara herşeye daima hayır ve hikmet gözüyle bakmalarını tavsiye
etmiştir.
Müslümanlara "Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman
etmişseniz en üstün olan sizlersiniz." (Al-i İmran Suresi,
139) ayetinde işaret edildiği gibi müjde dolu sözlerle hitap
etmiştir. İslâmiyet'e ihlas ve sadakatle hizmet eden, Kuran'a hizmetkar
olan Müslümanların, Allah'ın rızasını kazanıp, ahirette ebediyyen
içinde kalacakları cennete kavuşmak için başlarına gelen tüm zorluklara
sabretmelerini şu kıymetli sözleriyle anlatır:
"Her
kim hayat-ı fâniyeyi esas maksad yapsa, zahiren bir Cennet içinde
olsa da manen cehennemdedir ve her kim hayat-ı bâkiyeye ciddî
müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır. Dünyası ne kadar fena
ve sıkıntılı olsa da; Dünyasını, Cennet'in intizar salonu hükmünde
gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder..."
(Sözler, sayfa 39)
Bediüzzaman
Hazretlerinin gösterdiği güzel ahlak Kuran'da tarif edilen müminlerin
ahlakıdır. Ona yapılan eza ve zulümler de Kuran'da geçmişte yaşamış
müslümanların başına gelen sıkıntıların benzeridir.
|