MEDRESE-İ YUSUFİYE'DE GEÇEN GÜNLER - 1

Her işinde sadece Allah'ın rızasını kazanmayı hedefleyen, vatanı ve milletinin huzur ve saadeti için ömrünü feda eden Said Nursi, en büyük vazifesinin tahkiki imanı kurtarmak olduğunu çoğu kereler ifade etmiştir. Dinsizlik tehlikesine karşı herkesi uyarmayı kendine görev edinmiş olan, Allah'ın varlığını ve birliğini anlatan bu muhterem insan , kıymetli mücadelesi sırasında dinsiz çevrelerden gelen çokca zulümlere ve baskılara maruz kalmıştır. Hiçbir suçu olmadığı halde, iman ve Kur'an hizmetinden dolayı hapse atılmış, yıllarca zindanda kalmıştır. Ancak Üstad, Allah rızası için hizmet ederken haksız yere tutuklananların hapsedildikleri mekanları her zaman için Medrese-i Yusufiye olarak tanımlamış ve burayı dünyadaki kıymetli bir eğitim yeri olarak kabul etmiştir. Üstad'ın bu tanımlamasının nedenini kısaca şöyle özetleyebiliriz.

Tarih boyunca, Kuran ahlakının yayılmasını, imanlı ve güzel ahlaklı insanların artmasını engellemek isteyenler, elçiler ve salih müslümanlar üzerinde benzer yöntemleri kullanmışlardır. Hapis, inanç sahibi olmayan kişiler üzerinde en etkili ve şiddetli bir yöntem olarak bilinmektedir. Müslümanlar üzerinde de aynı sonucu almayı amaçlayanlar, bu yolla iman edenlerin şevklerinin kırılacağını düşünmüş, hayırlı faaliyetlerinin önünü kesmeyi amaçlamışlardır. Bu insanlar iftira ve kışkırtmalarla, insanları müslümanların aleyhine çevirmeye çalışmış ve bu yolla hiçbir suçları bulunmamasına rağmen onların hapse atılmalarına sebep olmuşlardır. İşte Kuran'da kendisine atılan bir iftira nedeniyle, suçsuz olduğu halde uzun yıllar hapiste kaldığı bildirilen mübarek bir insan da Hz. Yusuf'tur.

Hz. Yusuf küçük yaşlardan itibaren çeşitli denemelerden geçirilmiş ve karşılaştığı her olayda Rabbine olan tevekkülüyle örnek olmuş bir peygamberdir. İlk olarak çocuk yaşta kardeşleri tarafından bir kuyuya bırakılarak ölüme terkedilmiştir. Kuyuda kendisini bulan bir kervan onu köle olarak almış ve daha sonra da Mısırlı bir Aziz'e satılmıştır. Burada efendisinin karısı tarafından iffetsizlik iftirasına uğramış ve suçsuz olduğuna dair tüm delillere rağmen hapse atılması uygun görülmüştür. Hz. Yusuf bu ceza karşısında yine her zamanki tevekküllü tavrını sürdürmüş ve şöyle demiştir:

(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Yusuf Suresi, 33-34)

Yukarıdaki ayetlerde dikkat çekildiği gibi hapis Hz. Yusuf için bir nimet hükmüne geçmiş ve inkarcıların ona kurdukları hileli düzenlerden uzaklaşmasını sağlamıştır.

Ayrıca Hz. Yusuf'un hapiste geçirdiği uzun yıllar da onun için bir nevi manevi eğitim hükmüne geçmiştir. Yusuf Suresi'nin devamındaki ayetlerde Hz. Yusuf'un bu dönem içinde hem kendisinin manevi bir eğitim içinde olduğunu, hem de orada bulunan diğer insanlara da dini tebliğ ettiğini bildirmektedir.

İşte Hz. Yusuf'un Kuran'da aktarılan bu kıssası nedeniyle tarih boyunca haksız yere hapse atılan tüm salih müslümanlar kendilerini bir Medrese-i Yusufiye'de ikamet ediyor olarak kabul etmiş ve bulundukları durumu büyük bir tevekkülle karşılamışladır. Oysa her şeyi Allah'tan bilen, O'nun takdirine daima rıza gösteren müslümanlar için hapis, manevi huzura ve üstün ahlaka ve ilmi derinliğe erişebilmeleri için bir eğitim yeri olmuştur.

Said Nursi'nin hayatına baktığımızda, onun Medrese-i Yusufiye'de geçirdiği yılların daima hayır ve hikmetlerini anlattığını görürüz. Onca sene boyunca maruz kaldığı eza ve cefaları, zulümleri, iftiraları daima güzel yönüyle, Allah'ın üzerindeki rahmetini anlatarak dile getirmiştir.

Üstad, Medrese-i Yusufiye'de kendisi gibi bulunan mümin dostlarına olayların güzel cihetine bakmaları gerektiğini şu sözleriyle hatırlatmaktadır:

"'Kadere iman eden gam ve hüzünden emin olur' sırrıyla, "Herşeyin güzel cihetine bakınız" kaidesinin sırrıyla, "Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir." (Zümer Suresi, 18) gayet kısacık bir meali: "Sözleri dinleyip en güzeline tâbi' olup fenasına bakmayanlar, hidayet-i İlahiyeye mazhar akıl sahibi onlardır" mealinde. Bizler için şimdi herşeyin iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferah verecek vechine bakmak lâzımdır ki manasız, lüzumsuz, zararlı, sıkıntılı, çirkin, geçici haller nazar-ı dikkatimizi celbedip kalbimizi meşgul etmesin. Sekizinci Söz'de bir bahçeye iki adam, biri çıkar biri giriyor. Bahtiyarı bahçedeki çiçeklere, güzel şeylere bakar, safa ile istirahat eder. Diğer bedbaht, temizlemek elinden gelmediği halde çirkin, pis şeylere hasr-ı nazar eder, midesini bulandırır. İstirahata bedel sıkıntı çeker, çıkar gider. Şimdi hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin safhaları, hususan Yusufiye Medresesi bir bahçe hükmündedir. Hem çirkin, hem güzel, hem kederli, hem ferahlı şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki; ferahlı ve güzel şeylerle meşgul olup, çirkin, sıkıntılı şeylere ehemmiyet vermez, şekva ve merak yerinde şükreder, sevinir" (Şualar, sf. 509-510)

Bediüzzaman, bu sözünde olduğu gibi müslümanların karşı karşıya kaldıkları olayları daima hayır yönleriyle ele almaları gerektiğini bir çok kereler ifade etmiştir. Üstad'ın hayatının her döneminde olayları bu gözle değerlendirdiği kendi sözleri ile sabittir. Ayrıca şunu da hatırlatmak gerekir ki, Medrese-i Yusufiye mekanları Nurların telifinin yapıldığı yerlerdir. İşte Risale-i Nur'un mevcudiyeti, hapiste dahi salih bir müslümanın olaylara güzel cihetiyle bakmasına ve faaliyetlerinin devam etmesine bir örnek teşkil etmektedir. Son derece zor şartlarda kaleme alınan Risale-i Nur dünyadan hiçbir beklentisi olmayan, daima milletin çıkarlarını, kendi ihtiyaçlarının üstünde tutan, aydınlık dönemlere nuruyla ışık tutan Üstad'ın bizlere bir hediyesi ve emanetidir.