|
MEDRESE-İ
YUSUFİYE'DE GEÇEN GÜNLER - 3
Bediüzzaman Said Nursi'ye yapılan haksızlıklar, atılan iftiralar,
onu yıldırmak ve dininden döndürmek için kurulan tuzaklar, Kuran'da
müslümanlara vaat edildiği gibi daima boşa çıkmıştır. Ne kendisi
ne de yanında hak yolda mücadele eden Nur talebeleri asla taviz
vermemiş, aksine hapis yahut sürgün onların şevklerini ve azimlerini
daha da yükseltmiştir. Allah yolunda hapiste geçirdikleri ve sabrettikleri
her gün, her ay, her sene onların güçlerini daha da artırmış, Üstad
iman edenlerin gönüllerinde taht kurmuş, Risale-i Nur tüm engellemelere
rağmen evlerden ve kalplerden eksik olmamıştır.
Kendisiyle birlikte Medrese-i Yusufiye'de bulunan dostları hem Üstad'la
aynı zorluklara göğüs germiş hem de onunla birlikte isimlerini "Nur
talebeleri" olarak tarihe altın harflerle yazdırma şerefine
nail olmuşlardır. Bediüzzaman bir mektubunda Medrese-i Yusufiye'de
ihlas sahibi yiğit ve mert dostlarına şöyle seslenmiştir:
"Aziz,
sıddık kardeşlerim! Bu eski ve yeni iki Medrese-i Yusufiyedeki
şiddetli imtihanda sarsılmayan ve dersinden vazgeçmeyen ve yakıcı
çorbadan ağızları yandığı halde talebeliğini bırakmayan ve bu
kadar tehacüme karşı kuvve-i maneviyesi kırılmayan zâtları ehl-i
hakikat ve nesl-i âti alkışlayacakları gibi, melaike ve ruhanîler
dahi alkışlıyorlar diye kanaatım var. Fakat içinizde hastalıklı
ve nazik ve fakirler bulunmasıyla, maddî sıkıntı ziyadedir. Ve
buna karşı da herbiriniz herbirisine birer tesellici ve ahlâkta
ve sabırda birer nümune-i imtisal ve tesanüd ve taltifte birer
şefkatli kardeş ve ders müzakeresinde birer zeki muhatab ve mücîb
ve güzel seciyelerin in'ikasında birer âyine olmanız, o maddî
sıkıntıları hiçe indirir diye düşünüp ruhumdan ziyade sevdiğim
sizler hakkında teselli buluyorum….Said Nursî (Tarihçe-i Hayat,
sf. 418)
Bediüzzaman
ve Nur talebeleri hayatları ile ne denli ihlaslı ve samimi müslümanlar
olduklarını ortaya koymuşlardır. Daima kendilerine Üstad'ı örnek
alan Nur talebeleri, sadece onunla birlikte oldukları için, hiçbir
somut suç gösterilmeden Medrese-i Yusufiye'ye girmişler, kuvvetli
sabır ve tevekkül anlayışları ile diğer müslümanlara örnek olmuşlardır.
Üstad'a türlü iftiralar atanların amaçladıkları şeylerin başında
arkadaşlarının onu yalnız bırakması ve müslümanların ittifakının
dağılması gelmektedir. Bu yüzden de bu malum çevreler Üstad'ın yanındakileri
korkutarak veya tehdit ederek, zulüm ve baskı yaparak etkileyebileceklerini
zannetmişlerdir. Oysa bu çevrelerin amaçladıkları şey beyhude bir
uğraştan ileri gidememiştir.
Kuran ahlakını yaşayan müminler için zor ve sıkıntılı ortamlar,
hastalıklar, felaketler güçlü imanlarının ortaya çıktığı zamanlardır.
Bu yüzden her salih müslüman gibi Nur talebeleri de bu zorlukları
bir nimet olarak değerlendirmiştir. Allah insanlara dünyada nasıl
bir imtihana tabi tutulacaklarını şu ayetiyle bildirmektedir:
"Andolsun,
Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan
ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri
müjdele." (Bakara Suresi, 155)
İşte,
gerek Medrese-i Yusufiye'de bulunan, gerekse dışarıda hizmet eden
Nur talebeleri böyle zorluklarla karşılaşmış ve güzel bir sabırla
sabretmişlerdir. Karşılaştıkları zorluklarda gösterdikleri tevekküllü
tavırları onların "altın" kadar değerli olduklarını ortaya
koymuş, insanlar onları güzel ahlakları ile tanımıştır. Bediüzzaman'ın
aşağıdaki sözleri de Nur talebelerinin karşılaştıkları zorlukların
onların ihlaslarını ve halisane niyetlerini ortaya çıkardığına dikkat
çekmektedir:
"Birden
bu sabah kalbe ihtar edildi ki: Siz bu şiddetli imtihana girmek
ve inceden inceye sizi kaç defa "altın mu, bakır mı"
diye mihenge vurmak ve her cihette sizi insafsızca tecrübe etmek
ve nefislerinizin hisseleri ve desiseleri var mı yok mu üç-dört
eleklerle elenmek; hâlisane, sırf hak ve hakikat namına olan hizmetinize
pekçok lüzumu vardı ki; kader-i İlahî ve inayet-i Rabbaniye müsaade
ediyor. Çünki böyle meydan-ı imtihanda inadcı ve bahaneci insafsız
muarızların karşısında teşhir edilmesinden herkes anladı ki: Hiç
bir hile, hiç bir enaniyet, hiçbir garaz, hiçbir dünyevî, uhrevî
ve şahsî menfaat karışmayarak, tam hâlis, hak ve hakikattan geliyor.
Eğer perde altında kalsaydı, çok manalar verilebilirdi. Daha avam-ı
ehl-i iman itimad etmezdi. "Belki bizi kandırırlar"
der ve havas kısmı dahi vesvese ederdi. Belki bazı ehl-i makamat
gibi kendilerini satmak, itimad kazanmak için böyle yapıyorlar
diye daha tam kanaat etmezlerdi. Şimdi imtihandan sonra, en muannid
vesveseli dahi teslime mecbur oluyor. Zahmetiniz bir, kârınız
bindir inşâallah." (Şualar, sf. 523)
Bu
dönemde de müslümanların kendilerine bu mübarek insanları örnek
almaları, karşılaştıkları zorluklarda onlar gibi tevekkül ve üstün
bir ahlakla karşılık vermeleri çok ehemmiyetlidir. Ancak karşılaştığı
her türlü imtihan ortamının Allah'tan bir deneme olduğunu bilen
ve bunlara güzel bir sabır gösteren mümin, Rabbinden güzel bir karşılık
bekleyebilir.
|