MEDRESE-İ YUSUFİYE'DE GEÇEN GÜNLER - 4

Tarih boyunca Allah'ın elçileri başta olmak üzere tüm salih müminler, dinden uzak insanların sebep olduğu pek çok haksızlıklarla karşılaşmışlardır. Ancak şunu belirtmek isterim ki, bu durumu Allah'ın bir kanunu olarak bilen müslümanlar için böyle haksızlıklarla karşılaşmak, hak ve doğru yolda olmanın bir alametidir. Sıkıntı, zorluk, iftira, hapis, sürgün bunların hepsi salih bir müslüman için şereftir. Aksinde, yani hiçbir zorluğa maruz kalmayan bir müslüman kendisinden şüphe eder. Bu yüzden salih bir müslüman her ne sıkıntıyla karşılaşırsa karşılaşsın, hak ve doğru bildiği şeyden asla taviz vermez. Bu tavrından dolayı da kıskançlık ve nefret duygularını taşıyan kötülerin veya bunların kurdukları ittifakın hışmına uğrar. Ancak ihlas ve samimiyetle Allah'a yönelip dönen bir müslüman, Allah'ın "Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle biz muhakkak vereceğiz." (Nahl Suresi, 96) ayetinde haber verdiği müjdeyi bilmektedir. Bu yüzden de tüm zorluklara büyük bir kararlılıkla sabredebilir.

Bediüzzaman da bu üstün özellikleri taşıyan ve yaşamı boyunca da bu yönleriyle müslümanlara örnek teşkil eden mübarek bir insandır. Baştan beri dikkat çektiğim gibi ömrünün çok uzun bir dönemini Medrese-i Yusufiye'de geçirmiştir. Ama bu durum, İslam için yapması gereken hizmetlerde hiçbir aksamaya sebebiyet vermemiştir. Herhangi bir insan olsa içinde bulunduğu zorlukları, hizmeti aksatmaya bir bahane olarak öne sürebilirdi. Ancak Üstad kuvvetli hamiyet-i İslamiyesi ile böyle bir fikri aklına dahi getirmemiş, çok güçlü vicdana sahip bir insandır. Yaşadığı hiçbir zorluk, insanların hiçbir kınaması, attıkları hiçbir iftira onu Allah rızası için vatana ve millete hizmet etmekten alıkoyamamıştır. Şevki ve kararlılığı ile herkese örnek olmuştur ve bugün de olmaktadır.
Tarihte Bediüzzaman'la benzer sıkıntılara maruz kalan daha nice İslam büyüğü vardır. Bu mübarek insanlar da başta zindana atılma olmak üzere birçok sıkıntı, işkence ve zulme maruz kalmışlardır. Ancak onlar için de hapiste geçirdikleri günler bir sıkıntı değil, güzel bir manevi eğitim olmuştur. Bu insanların kararlılıkla sürdürdükleri hizmetler de müslümanlar için çok güzel örneklerdir. Nitekim Bediüzzaman Medrese-i Yusufiye'de bulunan ve çeşitli zorluklara göğüs gererek manevi olgunluk kazanan İslam alimleri için şöyle der:

"Hem kalbime geldi ki, madem İmam-ı A'zam gibi eazım-ı müçtehidîn hapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel gibi bir mücahid-i ekbere, Kur'anın bir tek mes'elesi için hapiste pekçok azab verilmiş. Ve şekva etmeyerek kemal-i sabır ile sebat edip o mes'elelerde sükût etmemiş. Ve pek çok imamlar ve allâmeler, sizlerden pekçok ziyade azab verildiği halde, kemal-i sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbette sizler, Kuran'ın müteaddit hakikatleri için pek büyük sevap ve kazanç aldığınız halde pek az zahmet çektiğinize binler teşekkür etmek borcunuzdur." (Lemalar, sf.265)

Yukarıdaki sözlerinde de görüldüğü gibi Bediüzzaman, İmam-ı Azam, İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel gibi büyük İslam alimlerinin tevekküllerini, şevk ve kararlılıklarını Nur talebelerine örnek olarak göstermektedir. Bu mübarek insanların karşılaştıkları zorluklarla kıyaslandığında kendi içinde bulundukları durumun son derece zahmetsiz olduğuna dikkat çekmektedir. Nitekim Nur talebeleri de Üstadlarının bu sözlerini her zaman hatırda tutmuş ve bunun getirdiği şevk ve azimle hizmetlerini sürdürmüşlerdir.

Bediüzzaman ve talebeleri Medrese-i Yusufiye'de bulundukları müddetçe Risale-i Nurlar'ın yazımı dışında büyük bir hizmette daha bulunmuşlardır. Hapiste suçlu olarak bulanan insanlara da dini tebliğ etmişler ve onların da ahiretlerinin kurtulması, vatana ve millete hayırlı insanlar olmaları için çaba harcamışlardır. Üstad bir konuşmasında hapiste bulunan diğer insanlara şöyle seslenmiştir:

"Ey hapis musibetine düşen bîçareler! Madem dünyanız ağlıyor ve tatlı hayatınız acılaştı;çalışınız, âhiretiniz dahi ağlamasın ve hayat-ı bâkiyeniz gülsün, tatlılaşsın, hapisten istifade ediniz. Nasıl bazan ağır şerait altında düşman karşısında bir saat nöbet, bir sene ibadet hükmüne geçebilir. Öyle de, sizin ağır şerait altında herbir saat ibadet zahmeti; çok saatler olup, o zahmetleri rahmetlere çevirir." (Şualar, sf.481)

Üstad bu sözleriyle orada bulunanlara dünyanın geçiciliğini ve asıl yurdun ahiret olduğunu hatırlatmış ve ahiret için çaba harcamalarının önemine dikkat çekmiştir. Özellikle içinde bulundukları zor şartlarda ibadet etmenin çok güzel bir karşılığı olabileceğini de müjdelemiştir. Nitekim Üstad'ın ve Nur talebelerinin bu yöndeki faaliyetleriyle o dönemde hapishanelerde bulunan suçlularda çok büyük manevi yükselişler olmuş ve hapishaneler bu yönüyle de insanların eğitildiği birer medreseye dönüşmüştür.