|
MEDRESE-İ
YUSUFİYE'DE GEÇEN GÜNLER - 5
Dünkü yazımda, Bediüzzaman'ın Medrese-i Yusufiye'de bulunduğu dönemlerde
kendi talebelerine yönelik eğitiminin yanısıra, orada bulunan suçlular
üzerinde de büyük bir manevi uyanışa vesile olduğundan söz etmiştim.
Bu konuyla ilgili şunu hatırlatmak isterim ki, mümin her zaman üstün
ahlakı ve güzel tavırları ile çevresindeki insanlara iyi bir örnek
teşkil eder. Konuşmaları, davranışları, fikri yapısı ile her zaman
insanları Allah'a imana, barışa, huzura, güvenliğe, Kuran ahlakını
yaşamaya davet eder. Her zaman bulundukları ortamda asayişin sağlanması
yönünde hizmet eder.
İşte Bediüzzaman ve talebeleri de hapishanede bulunan insanlar üzerinde
böyle olumlu bir etki meydana getirmişlerdir. Örneğin Denizli hapsi
sırasında onları örnek alan tüm mahkumlar iman ehli olmuşlar ve
Kuran ahlakını yaşamaya başlamışlardır. Üstad, 26. Lema'da bu kişilerle
ilgili şunları söylemektedir:
"Evet
komünist perdesi altında anarşistliğin, genel emniyeti bozmağa
dehşetli çalışmasına karşı, Risale-i Nur ve talebeleri gerçek
iman kuvvetiyle bu vatanın her tarafında o müdhiş bozulmayı durduruyor
ve kırıyor. Emniyeti ve asayişi temine çalışıyor ki, pek çok bir
kesrette ve memleketin her tarafında bulunan Nur talebelerinden,
bu yirmi senede alâkadar üç-dört mahkeme ve on vilayetin zabıtaları,
emniyeti ihlâle dair bir vukuatlarını bulmamış ve kaydetmemiş.
Ve üç vilayetin insaflı bir kısım zabıtaları demişler: "Nur
talebeleri manevî bir zabıtadır. Asayişi muhafazada bize yardım
ediyorlar. Gerçek iman ile; Nur'u okuyan her adamın kafasında
bir yasakçıyı bırakıyorlar, emniyeti temine çalışıyorlar."
Bunun bir nümunesi Denizli Hapishanesi'dir. Oraya Nurlar ve o
mahpuslar için yazılan Meyve Risalesi girmesiyle, üç dört ay zarfında
ikiyüzden ziyade o mahpuslar öyle fevkalâde itaatli, dindarane
bir doğru hal aldılar ki; üç dört adamı öldüren bir adam, tahta
bitlerini öldürmekten çekiniyordu. Tam merhametli, zararsız, vatana
faydalı bir uzuv olmaya başladı. Hattâ resmî memurlar, bu hale
hayretle ve takdirle bakıyordular. Hem daha hüküm almadan bir
kısım gençler dediler: "Nurcular hapiste kalsalar, biz kendimizi
mahkûm ettireceğiz ve ceza almaya çalışacağız; tâ onlardan ders
alıp onlar gibi olacağız. Onların dersiyle kendimizi ıslah edeceğiz."
İşte bu mahiyette bulunan Nur talebelerini, emniyeti ihlâl ile
suçlayanlar, herhalde ve gayet fena bir surette aldanmış veya
aldatılmış veya bilerek veya bilmeyerek anarşistlik hesabına hükûmeti
iğfal edip bizleri eziyetlerle ezmeye çalışıyorlar." (Lemalar,
Yirmialtinci Lema, s.261-262)
Yukarıda
Üstad'tan yaptığım alıntıda görüldüğü gibi o dönemde pek çok insan
Nur talebelerinin her zaman aşayişin sağlanmasına katkıda bulunduklarına
açıkça şahit olmuşlardır. Kuşkusuz cinayet kadar ciddi bir suçu
işleyebilen, merhametsiz olarak nitelendirilebilecek insanların
merhametli ve faydalı bireyler haline getirilmesi ciddi bir manevi
eğitimi gerektirir. İşte bu noktada karşımıza çıkan Üstad'ın ihlas
ve samimiyetle insanları dine davet etmesi, doğruyu ve güzel olanı
gösterip kötülükten men etmesidir.
Bediüzzaman hapishanede bulunan bu insanlara büyük bir samimiyetle
yaklamış ve onlara "İşte ey bu Medrese-i Yusufiye'de benim
ders arkadaşlarım!" diye hitap ederek tavsiyelerde bulunmuştur:
"Madem
hakikat budur. Ve bu hakikati Risale-i Nur o derece kat'î ve güneş
gibi isbat etmiş ki; yirmi senedir inatçıların inadlarını kırıp
imana getiriyor. Biz dahi hem dünyamıza, hem istikbalimize, hem
âhiretimize, hem vatanımıza, hem milletimize tam menfaatli ve
kolay ve selâmetli olan iman ve istikamet yolunu takib edip, boş
vaktimizi sıkıntılı hülyalar yerinde Kur'an'dan bildiğimiz sureleri
okumak ve manalarını bildiren arkadaşlardan öğrenmek ve kazaya
kalmış farz namazlarımızı kaza etmek ve birbirinin güzel huylarından
istifade edip bu hapishaneyi güzel huylu fidanlar yetiştiren bir
mübarek bahçeye çevirmek gibi salih amel ile hapishane müdür ve
alâkadarları, câni ve katillerin başlarında zebani gibi azab memurları
değil, belki Medrese-i Yusufiye'de Cennet'e adam yetiştirmek ve
onların terbiyesine nezaret etmek vazifesiyle memur birer dosdoğru
üstad ve birer şefkatli rehber olmalarına çalışmalıyız."
(Sualar, Onbirinci Sua, s. 201)
Elbette
Bediüzzaman'ın bu güzel öğütleri en sert kalplileri bile yumuşatmış,
onlara Allah korkusunu, ahiretin varlığını hatırlatmıştır. Kuşkusuz
Allah korkusunasahip olan, ahirette hesap vereceğini unutmayan insanlar
her türlü suçtan, kötü ahlaktan, yanlış tavırdan kaçınır daima güzellik
ve hayır getirmeye çalışırlar. İşte hapishanede çeşitli suçlardan
mahkum olarak bulunan bu insanların vatana ve millete hayır getiren
insanlar olmaları da Üstad'ın tebliği ile kazandıkları Allah korkusu
ve ahiret inancıdır.
|