|
MEDRESE-İ
YUSUFİYE'DE GEÇEN GÜNLER - 6
Medrese-i Yusufiye'de geçirilen her dakikanın, orada yapılan ibadetin
ve Kuran hizmetinin ne denli kıymetli ve makbul olduğunu Üstad bir
çok kereler, aynı zorluklara göğüs geren Nur talebelerine yazdığı
mektuplarında dile getirmiştir. Dünyada Kuran hizmeti uğruna maruz
kalınan zorlukların ahirette müslümanın karşısına güzellikler olarak
çıkacağını bu yüzden de bunun sevinci ve neşesinin yaşanması gerektiğini
şöyle dile getirmiştir:
"İkinci
Nokta: Zeval-i lezzet elem olduğu gibi, zeval-i elem dahi lezzettir.
Evet herkes geçmiş lezzetli, safalı günlerini düşünse; teessüf ve
tahassür elem-i manevîsini hissedip "Eyvah" der ve geçmiş
musibetli, elemli günlerini tahattur etse; zevalinden bir manevî
lezzet hisseder ki: "Elhamdülillah şükür, o bela sevabını bıraktı
gitti" der. Ferah ile teneffüs eder. Demek bir saat muvakkat
elem, ruhta bir manevî lezzet bırakır ve lezzetli saat, bilakis
elem bırakır. Madem hakikat budur ve madem geçmiş musibet saatleri,
elemleri ile beraber madum ve yok olmuş ve gelecek bela günleri,
şimdi madum ve yoktur ve yoktan elem yok ve madumdan elem gelmez.
Meselâ, birkaç gün sonra aç ve susuz olmak ihtimalinden, bugün o
niyetle mütemadiyen ekmek yese ve su içse, ne derece divaneliktir.
Aynen öyle de, geçmiş ve gelecek elemli saatleri -ki hiç ve madum
ve yok olmuşlar- şimdi düşünüp sabırsızlık göstermek ve kusurlu
nefsini bırakıp, Allah'tan şekva etmek gibi "Of, of" etmek
divaneliktir. Eğer sağa-sola yani geçmiş ve geleceklere sabır kuvvetini
dağıtmazsa ve hazır saate ve güne karşı tutsa, tam kâfi gelir. Sıkıntı
ondan bire iner. Hattâ şekva olmasın, ben bu üçüncü Medrese-i Yusufiyede,
birkaç gün zarfında, hiç ömrümde görmediğim maddî ve manevî sıkıntılı,
hastalıklı musibetimde, hususan Nur'un hizmetinden mahrumiyetimden
gelen me'yusiyet ve kalbî ve ruhî sıkıntılar beni ezdiği sırada,
inayet-i İlahiye bu mezkûr hakikatı gösterdi. Ben de sıkıntılı hastalığımdan
ve hapsimden razı oldum. Çünki benim gibi kabir kapısında bir bîçareye,
gafletle geçebilir bir saatini, on aded ibadet saatleri yapmak büyük
kârdır diye şükreyledim. (Sözler, sf. 150-151)
Üstad'ın
yukarıdaki sözleriyle dile getirdiğ gerçek son derece önemli ve
üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir konudur. İnanç sahibi olmayan
bir kişiye hapis, sıkıntı, dert, elem verirken, aynı şartlarda bulunan
ve sadece Kuran hizmeti nedeniyle hapse giren bir müslüman kendisine
bunun Allah'ın bir vaadi olduğunu görür ve Rabbine şükreder. İnançlı
olmayan bir insan daima neden, niçin diye veryansın ederken, müslüman
herşeye hayır gözüyle bakar ve hikmetlerini görmeye çalışır. İşte
bunun en önemli nedenlerinden biri de müslümanın bu dünyaya değil
ahirete yönelik planlar yapmasıdır. Samimi iman eden insan, bu dünyanın
geçici olduğunu, burada elde edilecek kazançların ve tadılacak lezzetlerin
de geçici olduğunu bilir. Asıl yurdun ahiret olduğunu ve orada sonsuza
kadar kalınacağını asla unutmaz.
Bediüzzaman da her zaman bu gerçeklere dikkat çekmiş ve birçok kereler
Medrese-i Yusufiye'de bulunan müslümanlara olaylara zahir yönüyle
değil batın yönüyle bakmaları gerektiğini hatırlatmıştır. Bu gözle
bakan bir müslümanın sevinç duyacağı çok şey vardır. Orada yapılan
ibadetler ve geçirilen vakit bir müslümanın ahiret hayatı için son
derece değerli ve makbuldur. "Az bir zahmetle, ebedi hapisten
kurtulabilmek için" Allah'ın mümine verdiği bir rahmettir.
Üstad bu gerçeği şu hikmet dolu sözleriyle dile getirmektedir:
"Birinci
Nokta: Hapiste geçen ömür günleri, herbir gün on gün kadar bir
ibadet kazandırabilir ve fâni saatleri, meyveleri cihetiyle manen
bâki saatlere çevirebilir ve beş-on sene ceza ile, milyonlar sene
haps-i ebedîden kurtulmağa vesile olabilir. İşte ehl-i iman için
bu pek büyük ve çok kıymetdar kazanç şartı, farz namazını kılmak
ve hapse sebebiyet veren günahlardan tövbe etmek ve sabır içinde
şükretmektir." (Sözler, sf.150)
"Aziz,
sıddık kardeşlerim!
Bugün birden hatıra geldi ki; mes'ele-i Nuriye münasebetiyle bu
medreseye kader-i İlahî ve kısmetin sevkiyle gelenleri ta'ziye
yerine tebrik eyle. Çünki ekseriyetin herbiri yirmi-otuz sene,
belki yüz sene, belki bin masum kardeşlerimize bedel gelip onları
bir derece zahmetten kurtarıyor. Hem Nur'la imana hizmetiniz devam
etmekle beraber, herbiri az zamanda çok hizmet etmiş, bazıları
on senede yüz senelik iş görmüş gibidir. Hem bu yeni Medrese-i
Yusufiye'nin imtihanında bulunup onun geniş ve küllî kıymetdar
neticelerine bilfiil hissedar olmak için bu zahmetli mücahedeye
giriyorlar. Ve kolayca görmelerine müştak oldukları hâlis, sadık
kardeşlerini görüp tatlı bir ders alıp veriyorlar. Hem madem dünyanın
istirahat zamanları devam etmiyor, boşuboşuna gidiyor; elbette
böyle az zahmetle çok kâr kazananlar tebrike lâyıktırlar. "
(Şualar, sf.484)
Bediüzzaman'ın
yukarıdaki sözleri müslümanlara önemli birer öğüttür. İnsanlar dünyanın
geçici bir imtihan yeri olduğunu bilirler ama imtihanla karşılaştıklarında
kimi zaman bunu unutabilirler. Ancak Üstad bizlere daima ahireti,
dünyanın geçiciliğini, zorlu şartlarda yapılacak ibadetlerin ahiret
için çok daha büyük faydalar sağlayabileceğini daima hatırlatmıştır.
İşte bizlere düşen de bu mübaret insanın manevi derinliğinden faydalanmaya
çalışmak, verdiği öğütleri asla aklımızdan çıkarmamak ve karşılaştığımız
olayları da zahiri bir gözle değil, Üstad'ın dikkat çektiği batıni
yönleriyle değerlendirmektir.
|