|
SAİD
NURSİ'Yİ DOĞRU ANLAMAK
ZAHİRİ PERDE ALTINDA GÖRÜLEN GÜZELLİKLER - 1
İnsanlar arasında zahire, yani dıştan görünene göre hareket etmek,
kararlar vermek, bir yorumda bulunmak son derece yaygındır. Herşeyin
dış görünüşüne önem veren insanlar, karşılaştıkları olayları ve
insanları da bu ölçüler içinde değerlendirirler. Oysa akıl, vicdan
ve sağduyu kullanılarak yapılan bir değerlendirmede herşeyin sadece
görünen yönüne ehemmiyet verilmez. Olayların sadece dışta olan cihetine
bakma anlayışı, aslında maddeciliğin getirdiği hatalı bir bakış
açısıdır. Maddeci anlayışın gerektirdiği şekilde yaşayan insanlar
için vicdanı ve aklı birarada kullanmak, şefkat, merhamet, sevgi,
saygı, hoşgörü, fedakarlık, tevazu gibi güzel ahlak özelliklerine
sahip olmak önem taşımaz. Önemli olan sadece kişilerin dış görünümleri,
dünyada sahip oldukları mevki, makam, statü ve zenginliktir. Bir
kişinin bu maddi değerlere sahip olması, o kişinin toplumda yerinin
iyi olması ve o kişi hakkında olumlu bir kanaate sahip olmak için
yeterlidir.
Dış görünüme, insanlar arasındaki itibara herşeyden çok önem verenler
herkesi de kendileri gibi görürler. Akıl, vicdan ve sağduyuyu görmezden
gelen ve önemsemeyen bir kişinin diğer insanları da kendisi gibi
görmesi aslında doğaldır.
Bu anlayıştaki insanlar kulaktan dolma, kaynağı belli olmayan bilgilere
rağbet edebilir, bilmedikleri konular hakkında fikir yürütebilir
veya olmadık yorumlar getirebilirler. Oysa bir konu veya olay hakkında
doğru ve sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için o konu hakkında
detaylı bilgiye sahip olmak gerekir. Konunun veya olayın öncesini
ve sonrasını bilmek, objektif bir bakış açısına sahip olmak, olayı
birinci ağızdan dinlemek, hatta bizzat şahit olmak da son derece
önemlidir. Eğer değerlendirme bu ve benzeri kıstaslar ile yapılmazsa,
konular hakkında sağlıklı bir kanaate sahip olunabileceği söylenemez.
İşte aklını ve vicdanını kullanan, Allah'tan korkan, dürüst ve adil
insanlar bu noktada diğer insanlardan ayrılırlar. Onlar dış görünüme,
olayların zahirine göre değil, ellerindeki tek rehbere, Kuran'a
göre değerlendirme yaparlar.
Bu konuda çok bilinen bir örneği verebiliriz: Tarih boyunca dini
inkar eden insanların bir çoğu çirkin yöntemler kullanarak Allah'a
inanan, dürüst ve iyi insanlara karşı üstünlük elde edebileceklerini
düşünmüşlerdir. Sayısız iftiralar, işkenceler, hapisler, sürgünler,
takiplerle peygamberleri ve onların yolundaki salih müminleri hak
yoldan kendi taraflarına döndürebileceklerini zannetmişlerdir. Başta
da belirttiğim gibi herkesi kendileri gibi düşünen insanlar, kendilerinde
etkili olacağını düşündükleri bu basit yöntemleri kullanarak inananların
gücünü ve tesanüdünü kıracakları yanılgısına düşmüşlerdir. Oysa
bu çabaları kendilerine asla başarı kazandırmamış, eninde sonunda
zarara uğrayan yine kendileri olmuştur.
Buraya kadar anlattığım konuyla ilgili yakın tarihimizden önemli
bir örnekle devam etmek istiyorum. Tüm ömrünü insanların imanını
kurtarmak için onlara Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini ve iman hakikatlerini
anlatmakla geçiren Bediüzzaman Said Nursi'nin ve onunla aynı yolda
olan talebelerinin hayatları herşeyin zahir yönüne göre hareket
eden insanların çabalarının ne denli geçersiz olduğunu ortaya koymuştur.
Bu konuda kendisine güzel bir örnek almak isteyen akıl ve vicdan
sahipleri, Bediüzzaman'ın hak yoldaki mücadelesini öğrenmeli ve
eserlerini okumalıdır.
Başta da belirttiğim gibi herkesi kendileri gibi bilen dinsiz ve
materyalist çevreler Üstad'ın şerefli mücadelesini kolaylıkla istedikleri
şekilde engelleyebileceklerini düşünmüşlerdir. Ancak Allah'ın yardımının
müminler üzerinde olduğu gerçeğinin farkında olmayan bu kişiler
çok büyük hüsrana uğramışlardır. Çünkü karşılarında asla sarsılmayan
bir iman, yıkılmayan bir manevi kuvvet bulmuşlardır. Allah'ın yarattığı
kadere kesin bir bilgiyle iman eden ve tam bir teslimiyetle teslim
olan Bediüzzaman karşısına çıkan her zorluğu, ahirette sevap kazandıracak
bir hayır olarak değerlendirmiştir. Bu mübarek insan kendisi gibi
çevresindekileri de hep kadere teslimiyete, herşeyde hayır görmeye
davet etmiştir. Müslümanların daima olayların ve gelişmelerin güzel
cihetine bakmaları gerektiğine, zahiren kötü gibi görünen olayların
büyük hayırlar getirebileceğine, her olayın ardında gizli hikmetleri
ve güzellikleri görmek için çaba harcamak gerektiğine dikkat çekmiştir.
Elbette zahir bakış açısına sahip olan insanların, Üstad'ın ve talebelerinin
hayatları boyunca sergiledikleri bu kuvvetli imanı kavrayabilmeleri,
takdir edebilmeleri de mümkün olmamıştır. Bu anlayışa ancak akıl
ve vicdan sahibi insanlar sahip olabilmiştir.
|