SAİD NURSİ'Yİ DOĞRU ANLAMAK

ZAHİRİ PERDE ALTINDA GÖRÜLEN GÜZELLİKLER - 2

Dünkü yazımda belirttiğim gibi olayları ve kişileri zahiriyle değerlendiren, herkesi kendileri gibi bilen dinsiz ve materyalist çevreler Üstad'ın şerefli mücadelesini kolaylıkla engelleyebileceklerini düşünmüşlerdir. Bunun için de kendilerine bilinen en eski yöntemlerden birini seçmişlerdir: iftira atmak ve bir kişiyi haksız uygulamalarla mağdur konumda bırakmak… Sözkonusu kişiler bu yolla mağdur olan kişinin istedikleri herşeyi yapacağını düşünürler. İşte asılsız iftiralarla ve haberlerle hapse sokulan Bediüzzaman Said Nursi'nin de hayırlı hizmetlerinin önüne bu şekilde geçebileceklerini düşünmüşlerdir.

Oysa Üstad'ın haksız yere 30 seneyi aşkın bir süreyi sürgünlerde ve hapiste geçirmesi, hak yoldaki mücadelesinin ve eserlerinin daha fazla tanınmasına vesile olmuştur. Olayları batına göre değerlendirip, hayır ve güzellik arama gözüyle bakan insanlar için bu görünen hayırlardan sadece bir tanesidir. Şunu da belirtmek isterim ki, hayır gözüyle bakan insanlar için Üstad'ın hayatında alınacak çok örnek, görülecek çok daha fazla hikmetler vardır. Bunlardan birkaçını sizlere aktarmak istiyorum.

Risale-i Nur gibi insanları gaflet uykusundan uyandıran bir eser, Üstad'ın sürgünde bulunduğu zorlu bir dönemde yazılmaya başlanmıştır. Ayrıca Medrese-i Yusufiye'de bulunan müminlerin orada geçirdikleri aylar, seneler boyunca yaptıkları ibadetler de kendilerine sevap olarak yazılmış ve inşallah cennetlerini genişletmiştir. Bunların yanısıra zorluklar karşısında gösterdikleri sabır ve tevekkülle müslümanlara örnek olmuşlar, herkesin takdir ve beğenisini kazanıp, hayır dualarını almışlardır. Olayları zahire göre değerlendirenler hapislerin, sürgünlerin veya diğer zorlukların inananların hizmetlerini engellemek için en iyi yöntem olduğunu düşünmüşlerdir. Oysa müslümanların birarada olmasını engelleyip, tesanüdlerini kırmayı ve dağılmalarını hedefleyen her olay, inkarcıların beklediklerinin aksine müslümanların birbirlerine daha fazla kenetlenmesine vesile olmuştur. Öyle ki, Bediüzzaman'ı sadece bir iki dakika görüp, hayır duasını almak isteyenler günlerce süren yolculuklara çıkarak en ücra yerde bile olsa kendisini ziyarete gitmişlerdir.

Bediüzzaman gibi mübarek insanları yıldırmaya çalışanların, etkili olacağını düşündükleri bir başka yöntem de, aleyhte yapılan propagandalar ve yayınlardır. Bu yöntemle ulaşmak istedikleri amaç kamuoyu nezdinde salih müslümanların itibarlarını zedelemek, asılsız haberlerle inananların arasına nifak sokmaktır. Üstad ve arkadaşları hakkında da bu bilinen, klasik yönteme başvurulmuştur. Yalancı şahitler getirilmiş, iftiralarla dolu yazı dizileri dönemin muhalif gazetelerinde yayınlanmıştır. Oysa inananlar aleyhinde kurulan bu tuzak da Cenab-ı Allah tarafından bozulmuş, küçük bir çocuğun dahi itibar etmeyeceği yalan haberler sahiplerini küçük düşürmüştür. Beraatle sonuçlanan mahkemeler gerçekleri birer birer ortaya koymuştur. Halkın Bediüzzaman'a olan sevgi ve saygısı kat kat artmış, gösterdiği üstün sabır ve tevekkül karşısında insanların hürmeti ve desteği artmıştır.

Risale-i Nur'u toplatarak, okunmasını yasaklayarak, yakarak, yok ederek, Kuran hizmetinin önüne geçebileceğini düşünenler yine inananların bakış açılarını hesaba katmadan hareket etmişlerdir. Herşeye hayır gözüyle bakan, olayların iç yüzünde güzellikler olduğunu bilen, doğruyu ve yanlışı rahatlıkla görecek akla sahip, vicdan sahibi insanlar Risale-i Nur'a sahip çıkmış, insanların tüm dikkatleri özellikle bu dönemlerde risalelere çok yoğun olarak yönelmiştir. Memleketin dört bir tarafında elden ele dolaşan, büyüğünden küçüğüne, kadınından erkeğine, üniversitelisinden çiftçisine kadar herkesin ilgisini celbeden, insanları doğru yola davet eden bu eser, müellifi ile birlikte gönüllere taht kurmuştur. Risale-i Nur'a hizmet edenlerin sayıları her geçen gün daha da artmıştır. "Risale-i Nur yerine şu kitap için çalışma yap, sonucunda seni zengin edelim" diyenlere, Nur'a hizmet etme şerefine nail olmuş müslümanlar, "Dünya servet ve saltanatının hepsini verseniz kabul etmem." karşılığı ile cevap vermiş ve ihlaslarıyla tüm müslümanlara örnek olmuşlardır.

İşte şimdi başa dönmek gerekirse kötülerin amaçladığı ve kendi aralarında geçerli olan zahir bakış açısına göre, kendileri lehinde bir sonuç elde etmeleri gereken olayların her biri Bediüzzaman'ın hayatında da olduğu gibi daima müslümanların lehinde gelişmiştir. Bu, Allah'ın inananlara dünyada bir müjdesidir. Bu sırra vakıf olanlar daima huzurlu, neşeli ve mütevekkildirler. Üstad olayların arkasında gizlenen ve beraberinde açığa çıkan parlak güzellikleri şu sözleriyle bizlere anlatmaktadır:

"Herşeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsnü ciheti vardır. Evet kâinattaki herşey, her hâdise ya bizzât güzeldir, ona hüsn-ü bizzât denilir. Veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayb denilir. Bir kısım hâdiseler var ki, zahirî çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var." (Sözler, sf. 231)