BAŞÖRTÜSÜNE
YANLIŞ ANLAMLAR VERİLMEMELİ
Bizim dinimiz hoşgörü ve anlayış dinidir. Yüzyıllar boyunca, Peygamber
Efendimiz'den başlayarak, her Müslüman devlet, başta Osmanlı İmparatorluğu
olmak üzere, kendileri ile birlikte yaşayan tüm halklara karşı hoşgörülü
ve anlayışlı olmuşlardır. Onların inançlarına, kültürlerine ve ibadetlerine
daima kolaylık tanımış, ibadet ve inanç hürriyetlerine sahip çıkmışlardır.
Tüm dünyanın Ortaçağ'ın karanlığı, anlayışsızlığı ve zulmü içerisinde
sefalet çektiği günlerde, Müslümanlar hem birbirlerine hem de diğer
inançtan insanlara karşı hoşgörüyle davranmışlardır.
Osmanlı topraklarında yaşayan her dinden insan o dönemlerde kendi
ibadetlerini yerine getirebiliyordu. Bayramlarını rahatlıkla kutlayabiliyorlardı.
Tüm dinlere yönelik bu anlayış ve hoşgörü Türk-İslam ahlakının bir
devamı olarak hala devam etmektedir ve edecektir de.
Son yıllarda herkesin ağzında bir söz var: Türkiye 21. yüzyılın
lider ülkelerinden olacak. Buna tüm halkımız gibi ben de gönülden
inanıyorum. Türkiye bulunduğu konum itibariyle ve taşıdığı milli
ve manevi özelliklerle bu sıfatı hak etmektedir. Ancak milletimiz,
kendisi üzerinde oynanan bazı oyunlara aldanmadan, milli ve manevi
değerlerini ön plana çıkararak bulunduğu bölgede kimliğini daha
güçlü olarak hissetirmelidir. Türkiye, hoşgörüsü, olaylara ılımlı
ve uzlaşmacı yaklaşımı ve insani değerlere verdiği önemle doğu ile
batı arasında yüzyıllardır kapanmayan uzaklığı kapatacak ve bu yönüyle
21. yüzyılın en önemli ülkelerinden biri konumuna gelecektir. Yukarıda
söz ettiğim hoşgörü ve anlayış ise ülkemizin liderlik vasıflarının
en önemlilerindendir.
Ancak bunun için biraz önce de belirttiğim gibi milletimizin milli
ve manevi değerlerimize tam olarak sahip çıkması ve bu değerlerin
zedelenmesine asla izin vermemesi gerekmektedir. Bununla birlikte
ülkemizde öncelikli olarak barışçıl ve uzlaşmacı tavrın tamamen
hakim olması şarttır. Tüm bireylerinin birbirlerine hoşgörü, şefkat
ve ilgiyle yaklaştığı, herkesin birbirinin sorunu ile ilgilendiği,
karşı fikirde dahi olsa, onu rahat ve huzur içinde yaşatmaya çalıştığı
bir ortam uzak görülmemeli ve herkes bu ortamın sağlanması için
üzerine düşen görevi yerine getirmelidir.
Buradan gelmek istediğim konu ülkemizdeki başörtüsü sorunudur. Aslında
başörtüsü gibi kadınlarımızın iffetlerini ve inançlarını gösteren
bir davranışın sorun olarak anılması bile bizim için önemlidir.
Tesettür, Rabbimiz'in Kuran'da bir emridir. Ve her insan istediği
rengi, istediği kumaşı, istediği şekli kullanarak bu ibadetini,
Allah'ın bu farzını yerine getirebilmelidir. Hiç kimse kimseye "sen
başına bunu takma", veya "takarsan da bunu böyle bağlama"
deme hakkına sahip değildir. Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi "Sizin
dininiz size, benim dinim bana." (Kafirun Suresi, 6) denmesi
ve kimsenin kimsenin ibadetine el ya da dil uzatmaması gerekir.
Ancak ne yazık ki bugün başörtüsü konusu öyle bir konuma getirilmiştir
ki, başörtüsü takan genç kızlarımız, kadınlarımız, sanki suç işliyorlarmış
gibi bir hava yaratılmıştır. Oysa bugün üniversitelerinin kapısından
geri çevrilen, okuma, derslerine hatta kütüphanelerine girme özgürlükleri
ellerinden alınan genç kızlarımızın amaçları okullarını bitirip,
birer öğretmen, doktor, mühendis, eczacı veya bilim adamı olarak
devletlerine ve milletlerine hizmet etmektir.
Bugün başörtüsüyle binlerce insanın hayatını kurtaran, onlara Allah'ın
şifa vermesine vesile olan birçok doktorumuz vardır. Bu insanlara
"senin başörtün var onun için bu hastaya bakamazsın" demek,
aynı zamanda oradaki hastanın da hayatıyla oynamak demektir. Bugün
üniversite kapılarında başörtülerine dokunulmamasını isteyen genç
insanlar da ülkemize büyük yararlar sağlayacak aydın, kültürlü,
bilgi sahibi insanlardır. Bu değerli vatan evlatları bugüne kadar
yetiştirilmiş, onlar için harcamalar yapılmıştır. Bugün inançlarının
bir gereğini yerine getirdikleri için onları tüm haklarından mahrum
etmek aynı zamanda ülkemizin de zararına olacaktır.
Başörtüsü hiçbir zaman siyasi bir araç olmamıştır olamaz da. Üstadımız
Bediüzzaman Hazretleri tesettür için çok güzel bir tanımlama yapar
ve şöyle der:
"Kur'ân'ın
tesettür emri fıtri olmakla beraber; o maden-i şefkat ve kıymettar
birer refika-i ebediyye olabilen kadınları tesettür ile sukuttan,
zilletten ve mânevi esaretten ve sefâletten kurtarıyor." (Hanımlar
Rehberi, s. 52)
Üstad'ın ifade ettiği gibi, iffetli ve onurlu her kadının fıtratında
tesettür vardır. Gerçekten de kadınlar şefkatin sembolü kıymetli
varlıklardır. Ve tesettürleri onları birçok kötülük ve zulümden
korur. Ancak günümüzde tam tersinin tecelli etmesi ve tesettürde
olduğu için bir kadına zorluk verilmesi akıl ve vicdanla pek açıklanamaz.
Şefkat ve sevgi gösterilmesi gereken, korunup kollanarak üzmemek
için gayret edilmesi gereken kadınlarımızın iffetlerine ve inançlarına
bağlılıkları nedeniyle maruz kaldıkları muameleleri bir daha düşünerek
gözden geçirmek lazım gelir.
Bediüzzaman Hazretleri bir başka sözünde de tesettürün kadınlara
olan merhametten dolayı farz olduğunu şöyle belirtir:
"Kur'an merhameten, kadınların hürmetini muhafaza için haya
perdesini takmasını emreder. Tâ hevesat-ı rezilenin ayağı altında
o şefkat madenleri zillet çekmesinler" (Sözler, s. 410)
Allah Kuran'ın Ahzab Suresi'nde tesettür için şöyle buyurmuştur:
Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış
elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların
(özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun
olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Ahzab Suresi,
59)
Allah'ın
Kuran'da bildirdiği gibi tesettür kadınlarımızın eziyet görmemeleri
ve iyi tanınmaları içindir. Kadınlarımızın bu amaçla taktıkları
başörtülerini apayrı bir mecraya çekip, başörtüsüne hiç yakışmayacak
anlamlar vermek, başörtüsünü tamamen takılma amacından çıkartarak,
hem örtüyü hem de örtüyü takanı olmadık suçlarla suçlamak çok büyük
bir yanılgıdır.
Bugün birçok ülke başörtüsüne karşı yapılan uygulamayı kınamakta
ve başörtüsü takan ve haksızlığa uğrayan genç hanımları savunmaktadır.
Biz ki hem millet hem de din olarak hoşgörüyü temsil eden bir toplulukken,
neden başkalarından hoşgörü dersi almak durumunda kalalım? Birkaç
kişi başörtüsüne ayrı bir anlam verdi diye, bütün milletin bu yeni
anlama inanıp, başörtüsünü suçlamaları makul ve vicdanlı bir davranış
olur mu?
Başörtüsünün tek anlamı vardır: Allah'ın tesettürle ilgili emrini
yerine getirmek, mümin kadının iffetini, saygınlığını korumak, toplumda
iyi ve kendini koruyan bir insan olarak tanınmak istediğini göstermek.
Başörtüsüne bundan başka anlam yüklemek isteyenler, bir daha "biz
ne yapıyoruz?" diye düşünmelidirler. Başörtüsü takarak, kendini
ve iffetini koruyan, temiz ahlaklı bir insanın bu millete ne zararı
olabilir? Başörtüsü takan bir insandan ne kötülük gelebilir? Allah'tan
korkup sakınan bir insandan en küçük bir zarar gelmez. Aksine bu
insan Allah'tan korkup sakındığı için daima hayır getirir. Kötü
ahlakı, saldırganlığı, zulmü bilmez. Sadece şefkat, huzur ve güvenlik
arar.
Kaldı ki başörtüsü bizim dinimizde olduğu gibi kültürümüzde de vardır.
Annelerimiz, büyükannelerimiz, Anadolu'da tarlada çalışan kadınlarımız
hep başörtülüdürler. Başörtüsü onların hanımlıklarının, efendiliklerinin
sembolü gibidir. Bu kadar masum ve takva alameti bir örtünün, böylesine
suçlamalara maruz kalması gerçekten düşündürücüdür.
Bediüzzaman Hazretleri de zamanında "Tesettür ve terbiye-i
İslâmiye taraftarıdır" (Emirdağ Lâhikası-2 s. 132) denilerek
bazı çevrelerce suçlu gösterilmek istenmiştir, ancak ilgili makamlar
söz konusu çevrelerin oyununa gelmemişlerdir. Geçmişteki olayların
tekerrür ediyor olmasına bakılarak, ibret alınmalı ve aynı yanılgılara
bir daha düşülmemelidir.
Bu hanımları küstürmek, onların okuma ve devlete hizmet ederek fayda
getirme şevklerini kırmak doğru olmaz. Bunun hemen telafi edilmesi
gerekir. 21. yüzyılın liderliğine soyunan önemli bir ülkenin, kendi
içindekileri uzlaştırması, kendi vatandaşını küstürmemesi lazımdır
ki, dünyadaki küsleri barıştırabilsin.
Başörtüsünün sorun edilmesinin manasızlığı ortadadır. Annelerimizin,
büyükannelerimizin, Anadolu'daki teyzelerimizin başlarındaki örtüler
ne kadar zararsız ve hürmete değerse, bu genç kızlarımızın da başlarındaki
örtüler o kadar zararsız ve hürmete değerdir. Başörtüsünün takva
ve ibadetten başka bir anlamı yoktur, olamaz da.
|