GÜÇLÜ
BİR İRADENİN ÖNEMİ
Vicdan
sahibi her insan nefsinin kötülüklerinden bir an önce arınmak ve
güzel ahlakı tam manasıyla yaşamak ister. Ancak nefsin kötülüğünden
kurtulmak için sadece istemek yeterli değildir. Bunun için insanın
iradesini kullanması, güzel ahlakta sebat göstermesi ve dikkatini
her an açık tutması gerekir. Eğer insan iradesini kullanmaz, kendisini
nefsinin ve şeytanın yönlendirmesine bırakırsa, dünyada ve ahirette
çok büyük bir kayba uğrayacaktır.
İrade insanın verdiği bir karar konusunda sebat ve kararlılık göstermesi,
hiçbir zorluk ya de engel karşısında yılmayıp, bunlarla mücadele
etmesi anlamına gelir. İnsanın Kuran ahlakını yaşamada, güzel ahlakı
kazanmada, nefsinin kötülüklerinden arınmada göstereceği irade,
sonucunda çok büyük güzelliklere ve nimetlere vesile olacaktır.
Sabır, tevekkül, itidal, ince düşünce, hoşgörü, merhamet, dikkat
açıklığı, şevk, neşe öfkeye ve hüzne kapılmamak gibi güzel ahlakın
tüm özellikleri güçlü bir iradenin ürünüdürler.
Buna göre insanın kendi karakterinde yapacağı yeniliklerin, kısacası
iyi huylu ve güzel ahlaklı bir insan olmanın temeli iradeli olmaya
dayanır. Çünkü insanın içinde hem iyiliği hem de kötülüğü emreden
iki yön vardır. İnsan iyiliğin yani vicdanın sesini dinleyip, onun
söylediklerini kullanmada irade gösterirse, bu onun için çok büyük
bir kazançtır. Ancak irade göstermeyip, nefsin emrettiklerini yapanlar
da çok büyük bir yıkıma uğramışlardır. Allah Kuran'da nefis ve vicdani
şu şekilde anlatılır.
"Nefse ve ona "bir düzen içinde biçim verene. Sonra ona
fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) Ve ondan sakınmayı
ilham edene (andolsun) Onu arındırıp- temizleyen gerçekten felah
bulmuştur. Ve onu 'isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp saran da
elbette yıkıma uğramıştır. (Şems Suresi, 7-10)
Güzel ahlakın pek çok incelikleri vardır. Örneğin fedakar olmak..
.
Kuran ahlakından uzak insanların geneli göz önüne alınırsa umursuzluktan
kaynaklanan düşüncesiz, karşı tarafın halinden anlamayan, vurdumduymaz
bir model akla gelir. Oysa, fedakar ve ince düşünceli bir insan
olmak için düşünmek ve nefsine hakim olmak, iradeli davranmak gerekir.
Vicdana göre hareket edildiğinde ortaya çok güzel bir model çıkar.
Bunun aksi bir durumda diğer insanların zor bir duruma düşmesi ya
da bir şeye ihtiyaçlarının olup olmaması o kişiyi pek alakadar etmez.
Bu da dinden uzak yaşayan toplumların en önemli özelliklerinden
bir tanesidir. Buna karşın Kuran'da müminlerin ahlakına dikkat edilirse
son derece ince düşünceli ve fedakar bir ahlak görülür.
Aynı şekilde hoşgörülü ve merhametli olmak da irade ister. Yapılan
bir hata karşısında fevri hareketler göstermek cahiliye arasında
çok yaygın bir davranıştır. Af yolunu benimsemek ya da insaniyetli
olarak hoşgörülü bir tavır göstermek yerine genellikle kişi hatasından
dolayı suçlanarak zor bir durumda bırakılır. Halbuki o anda irade
gösterilip daha akılcı düşünülse ani parlamalar yerine daha itidalli
bir tavır gösterilebilir. Ancak irade koymaksızın böyle bir tavır
göstermek imkansızdır. İnsanın hatası ne olursa olsun hoşgörülü,
merhametli ve yumuşak huylu olması için vicdanlı ve iradeli davranmaya
karar vermesi gerekir.
Kuran'ın
birçok ayetinde Allah "salih" Müslümanlardan bahseder.
Salih kelimesi güzel, doğru, hayırlı anlamlarına gelmektedir. Güzel
ahlakın saydığımız tüm özelliklerini uygulamak da salih birer davranış
göstermek demektir. İnsanlar çoğu zaman sadece bu dünyadaki rahat
ve konforlarını düşündükleri için güzel ahlak göstermeye üşenirler.
Oysa ahiret yurdunun güzelliklerini ancak emek harcayarak irade
gösteren, salih olmak için hayırlarda yarışan müminler kazanabileceklerdir.
Uykusuzluk, hastalık, açlık, korku duyulacak şartların oluşması,
tek başına kalmak gibi zor anlar insanın iradesini zayıflatabilen
etkenlerdir. Ancak yaratılış amacını bilen, Allah'ı gereği gibi
tanıyan ve cehennemin varlığını hatırından çıkarmayan kişinin iradesi,
basireti ve şahsiyeti güçlü olur. Nefsinin azgın yönlerini kolaylıkla
dizginleyebilir, iradesini kullanıp kendi emri altına sokabilir.
Örneğin iffet, haya, cömertlik, yardımseverlik, fedakarlık, vefa,
tamahkar olmamak, metanetli ve cesur olmak, samimiyet, doğruluk,
müşfiklik gibi meziyetler insanın fıtratında vardır. Ancak insan
iradesini kullanmadığı ve sabır göstermediği takdirde bu özellikleri
yaşamının her anına hakim kılamaz. Çünkü günahların kaynağı olan
ve daima kötülüğü emreden nefse hakim olmak, ancak irade kullanmak
ile mümkündür. Dolayısıyla irade, ibadetlerin ve güzel ahlakın bir
nevi direğidir. İradesizlik ise kötü ahlakın kaynağıdır.
Buna karşılık şeytan insanı bilhassa iyi ve güzel olan şeylerden
uzaklaştırmak için iradesini kırmak ister. Ona çeşitli kuruntu ve
vesveseler vererek, güzel ahlakı çirkin göstermeye, inkarı ise güzel
göstermeye çalışır. İmanı kalbine tam yerleştirememiş olan bir kişi
şeytanın verdiği vesveselere kapılarak, onun yolundan gider. Ancak
sorgulama gününe karşı bir korku yaşayan ihlas sahibi mümin şeytanın
bu gayesini bilir ve onun adımlarını izlemez. Bilakis şeytanın kendisine
yaklaşmaya çalıştığı her anda doğru bildiği ve Allah'ın razı olacağı
tavrı uygular. Doğru olanı uygulama konusunda kesin sebat gösterir.
Allah Kehf suresi 14. ayetinde müminlerin bu vasıflarını belirtirken
"…Onların kalpleri üzerinde sabrı ve kararlılığı rabtetmiştik…"
şeklinde bildirmektedir.
Çoğu insan ise şeytanın verdiği kuruntular karşısında irade göstermekten
acizdir. Halbuki iradesizlik bir insanın maddi ve manevi türlü belalara
uğramasına sebep olur. Örneğin etramızda görüdüğümüz pek çok insan
salih bir amelde bulunmayı, güzel bir ahlak göstermeyi, fedakarlık
yapmayı, ihtiyaç içinde olana yardım etmeyi sırf irade gösteremediği
için sürekli erteler. Örneğin sabah namazına kalkmakta çok zorlanır,
uykusunu bölmeye üşenir ve "ertesi gün kılarım" der. Hem
düşüncelerinde, hem de hareketlerinde bir üşengeçlik, uyuşukluk
ve tembellik hakim olur. Hatta iradesini öylesine kullanmak istemez
ki, tüm gününü uyuyarak geçirebilir. Miskinlikten oturduğu yerden
kalkmak dahi istemez. Oysa bu, insanı hem bedenen, hem de aklen
yorar, erken yaşlanmasına ve zihninin donuklaşmasına sebep olur.
İradesi zayıf bir kişi hak ve doğru olan bir konu üzerinde uzun
süre dikkatini yoğunlaştıramaz. Vicdanı ile Allah'ın yaratmadaki
gücünü fark eder, ancak Allah'ın ayetlerini düşünmede kararlılık
göstermez. O'na ihtiyaç içerisinde derin derin dua etmesi gerektiğini
bilir, ancak dua etmeye başladığında dikkatini Allah'a teksif edemez.
Bir anda kendisini çok farklı konuları düşünürken bulur. Bazen güzel
ahlaklı olmaya karar verir ve "sinirlenmeyeceğim, öfkeli tavır
göstermeyeceğim, yumuşak başlı ve muhlis olacağım" der. Fakat
hiç tasavvur etmediği bir olay ile karşılaştığında iradesini kullanamaz
ve bir anda ters bir ahlak gösterebilir. Vicdanı ve kararları hep
gelip geçici olur.
İradesi ve imanı zayıf olan bir insan, ancak güçlü karakterli ve
sağlam imanlı kişilerin teşviki ile dini yaşabilir. Zayıf imanlı
kişiler arasında kolaylıkla onların ahlaklarına meyledebilir. Eğer
irade göstermezse çok kısa bir süre içerisinde onlar gibi olabilir
ve dini hiç yaşayamayacak hale gelebilir. Allah Kuran'da müminleri
""Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah'ın va'di haktır;
kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp hafifliğe
veya gevşekliğe sürüklemesinler." (Rum Suresi, 60) diyerek
uyarmaktadır.
Oysa Allah'a karşı haşyet duyan mümin din konusunda çok kararlı
ve gayretlidir. Her an bir ibadet, bir hayır üzerindedir. Nitekim
dünya, müminin ahireti için bir nevi ecir tarlası gibidir. Bu dünyada
hayır ekerek, mahsullerini toplar. Ama inkarcılar şer ve tembellik
ekerek ancak pişmanlık biçerler. Unutulmamalıdır ki, iradesizlikten
kaynaklanan tembellik, gayretsizlik ve uyuşukluk ebedi mahrumiyete
ve sonu gelmeyen bir pişmanlığa yol açar. Eğer insan ölüm kendisine
geldiğinde yaptıklarından utanacak olursa, artık bunun kendisine
bir faydası olmaz. Bu nedenle de ölüm melekleriyle karşılaşmadan
evvel ölüm anını düşünmek ve ve sorgulama gününe karşı gereği gibi
hazırlanmak gerekir.
|