KURAN'DA
KADINA VERİLEN ÖNEM
Kadının
toplum içindeki yeri yüzyıllardır tartışma konusu olmaktadır. Bu
konu ile ilgili bugüne kadar binlerce kitap yazılmış, televizyonlar
kadının toplumdaki yeri ile ilgili tartışmalara saatlerini ayırmışlardır.
Her ülkede kadınların haklarını savunan dernekler bulunmaktadır.
Bu dernekler protesto eylemleri yaparak ya da bildiriler dağıtarak
kendilerince bazı girişimlerde bulunmakta, eylemlerin şiddetini
ve çeşitini zamanla değiştirmektedirler. Oysa bu tartışma daha ilk
başta çıkmaza girmiş bir tartışmadır ve bu çarpık mantık ile hareket
edildiği sürece de kolay kolay bir çözüme ulaşması mümkün değildir.
Bir müslüman için ise her olayda olduğu gibi bu konuda da tek çözüm
Kuran'a başvurmak, cahiliyeden edinilen tüm bilgilerden, önyargılardan
ve alışkanlıklardan sıyrılıp Kuran ayetleri ışığında ve Peygamber
Efendimiz'in uygulamaları doğrultusunda düşünmektir. Ama bu konunun
ayrıntılarına girmeden önce cahiliye toplumlarında kadına verilen
önem üzerinde kısaca durmakta fayda vardır.
Cahiliye
toplumlarında kadının yeri
Cahiliye kelimesi toplum içinde genellikle eski Arap topluluklarına
yönelik bir ifade olarak anlaşılır. Bu anlayışa göre günümüz batılı
toplumları cahiliye toplumlarının içine girmemektedir. Oysa yazı
boyunca cahiliye kelimesi ile Allah'ı gereği gibi tanımayan, Kuran
ahlakına göre yaşamayan, Kuran'ın insanlara sunduğu üstün karakter
yapısının farkında olmayan yani Kuran'dan yana cahil olan insan
topluluklarını ifade edeceğim. Çünkü hepimizin çok iyi bildiği gibi
cahiliye insanları tüm hayatlarını yıllardan bu yana şekillenmiş,
kurallaşmış ve insanlar arasında kabul görmüş "gelenekler-ananeler"
üzerine kurarlar. Onlar Kuran ahlakının yerine toplumun tercih ettiği
ahlakı, Kuran'da insanlara sunulan sonsuz güzellikler yerine cahiliyenin
kendilerine tanıdığı kısıtlı hakları tercih ederler. Kadın karakteri
de erkek karakteri, işadamı karakteri, liseli genç karakteri gibi
cahiliye toplumu tarafından binlerce yıldır şekillendirilen, kurallaştırılıp,
adeta bir hazır paket olarak insanlara sunulan bir karakterdir.
Kendi içinde türlü türlü kollara ayrılan kadın karakterinde ev kadını,
iş kadını, sosyetik kadın gibi çeşitler vardır. Her bir karakterin
yaşam tarzı, ahlakı, konuşacakları, yedikleri, giydikleri adeta
daha önceden belirlenmiştir. Kişiye düşen ise bu reçeteyi eline
alıp, eksiksizce yerine getirmektir.
Cahiliyenin oluşturduğu bu yanlış karakterde bir kadının uyması
gereken binlerce kural, ezberlemesi gereken konuşma şekilleri, uzak
durması gereken pekçok yasak mevcuttur. Kadın doğumundan ölümüne
kadar bu kurallara uymalıdır. Uymadığı takdirde ya bulunduğu toplumdan
dışlanacak ya da kendinde değişiklik yapması için maddi manevi baskıya
maruz kalacaktır. Öğrenmesi gereken ilk şey ise "kadının erkekten
zayıf olduğu" şeklindeki yanlış inançtır.
Bu çarpık anlayışa göre kadın bedenen olduğu gibi, karakter, akıl
ve yetenek açısından da erkekten zayıf olduğu iddia edilir. Bu nedenle
de kadından hızlı karar vermesi, güçlü ve olaylardan etkilenmeyen
bir karakter çizmesi, sarsılmaz bir cesarete sahip olması, duygusallık
ve aklı kapatan bir romantizmden uzak durması beklenemez. Zaten
kız çocukları da doğdukları andan itibaren bu yönde telkinlerle
yetiştirilirler. Bu önkabul nedeniyle de genelde ciddi bir sorumluluk
almaktan, kendilerini çok yönlü olarak geliştirmekten, yöneticilik
gibi ciddi görevlere talip olmaktan çekinirler. Kendilerinin asla
bir erkek gibi güçlü, dayanıklı, zeki, seri çözümler üreten, becerikli,
pratik düşünebilen bir kişi olabileceğine ihtimal vermezler. Bu
anlayışa göre kadın sürekli korunması gereken, duygusal, zayıf,
çaresiz bir varlıktır ve en karakteristik özelliği ise ağlaması,
küsmesi, sürekli ilgi ve sevgi beklemesi, duygusallaşması, alınganlık
göstermesidir. Fakat işin ilginç yanı kadınların kendilerine sunulan
bu modeli kayıtsız, şartsız benimsemeleridir. Cahiliye toplumlarında
hiç kimse bunun yanlış bir anlayış olduğunu, kadınların böyle bir
zayıflığının olmadığını açıkça dile getirmez.
Oysa bu model en küçük ayrıntısına kadar çok çarpık, hatalı ve Kuran
ahlakına muhaliftir. İman etmiş müslüman bir kadının böyle kötü
bir ahlakı, karakteri kabul etmesi ve de uygulaması kesinlikle mümkün
değildir. Böyle bir toplumun telkinlerine maruz kalan kadın için
tek çözüm Kuran'ı kendine rehber edinmektir. Kuran'ın insanlara
sunduğu ahlak en mükemmeli, en kolayı ve insanın en çok zevk alıp,
rahat edeceği ahlaktır.
Kuran'da mümin olan bir kimse için kadın ya da erkek karakteri gibi
bir ayrım söz konusu değildir. Kadın ile erkek arasında akıl olarak
hiçbir farklılık yoktur. Bir kadın talip olduğu sürece her türlü
sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirir, en iyi kararı alır, en
güzel çözümleri üretir ve en akılcı tedbirleri düşünebilir. Allah
Kuran'da Hz. Meryem'in ahlakını övmekte, onun samimiyetini, ihlasını
ve güçlü karakterini iman eden kadınlara örnek olarak göstermektedir.
Hz. Meryem kavminin kendine karşı tutumuna, zorbacı baskılarına
karşılık hiçbir yılgınlık göstermemiş, suizan içindeki kavmini karşısına
alıp, Allah'a olan güçlü imanıyla her türlü zorluğun üstesinden
kolaylıkla gelmiştir.
Yukarıda da belirttiğim gibi Kuran'da bir kişinin yaşlı ya da genç,
erkek ya da kadın olmasının değil, samimi bir kalple iman edip etmediğinin
önemli olduğu bildirilmektedir. Kuran'da tüm hitaplar kadına ve
erkeğe birlikte yapılmakta, aynı sorumluluk ikisine de yükletilmektedir.
Kadınların erkeklerden daha zayıf olduğu, sorumluluğunun daha az
oldu sapkın bir cahiliye anlayışından başka birşey değildir. Ayetlerde
şu şekilde bildirilir:
Erkek
olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa,
onlar cennete girecek ve onlar, bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk
kadar' bile haksızlığa uğramayacaklardır. (Nisa Suresi, 32)
"Kim
bir kötülük işlerse, kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim
de -erkek olsun, dişi olsun- bir mü'min olarak salih bir amelde
bulunursa, işte onlar, içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak
üzere cennete girerler." (Mümin Suresi, 40)
Bir
kişinin yaşının ilerlemesi onun yaşlı karakterine girip ibadetlerine
ara vermesine ya da kendini bazı sorumluluklardan geri tutmasına
neden olamayacağı gibi, genç olmasının da ahlakı üzerinde olumsuz
bir etkisi olmamalıdır. Aynı şekilde kadın olmak da kişinin karakterinde
olumsuz bir etki bırakmamalı, ahlakını etkilememeli, sorumluluklarını
azaltmasına neden olmamalıdır. Çünkü önemli olan kişinin kalben
Allah'a olan bağlılığı, güçlü bir imana sahip olması, Allah'tan
korkup sakınması, Allah'ın Kuran'da bildirdiği emir ve tavsiyelerine
titizlikle riayet etmesidir.
Buna rağmen içinde yaşadığı toplumun bir kadından çok farklı beklentileri
olabilir. Ondan iyi bir ev ya da iş kadını olması bekleniyor olabilir.
Ancak iman eden bir kadın tüm hayatını Kuran ahlakı üzerine kurmalıdır.
Bu bilince sahip bir kişi her ortam ve şartta güçlü, dengeli bir
karakter sergileyecektir. Bu kişinin bir iş hayatının olmasının
ya da ev kadını olup bütün gününü dört duvarın arasında geçirmesinin,
eğer o kişi iman ediyorsa hiçbir önemi yoktur. Çünkü önemli olan
içinde bulunduğu ortam ne olursa olsun vicdanını kullanıp salih
amellerde bulunması, kalpte her an Allah ile birlikte olması, Rabbinin
haram ve helallerine titizlik göstermesidir. Böyle bir kişi kendini
pekçok yönden geliştirebilir, ufkunu geniş tutup her türlü zorluğun
ve sıkıntının üstesinden gelecek bir güçte olur, herhangi bir zaafı
varsa bunun üstüne gidip ortadan kaldırır ve gerektiği durumda tüm
dünyanın sorumluluğunu alabilecek bir ahlak üzerinde olur. Önemli
olan hedeflerini, yükümlülüklerini asla içinde bulunduğu alanla
sınırlı tutmaması, oturduğu yerden yepyeni çözümler, fikirler üretmesi,
sadece ve sadece Allah'ın rızasını hedef edinmesidir.
Kuran'da kadın ile erkek arasında sorumluluk olarak hiçbir farklılık
olmadığı bildirilmektedir. Kadının ne akıl olarak, ne de karakter
olarak erkekten hiçbir farkı yoktur. Kadın da erkek de sadece Allah'a
iman etmekle, Kuran ahlakını yaşamakla ve salih amelde bulunmakla
sorumlu tutulmuşlardır. Çünkü ayetlerde kadına ve erkeğe birlikte
hitap edilmekte ve her kişinin kendi yaptığıyla karşılık bulacağı
bildirilmektedir. Ayette "Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler
ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler; onlar
için kat kat artırılır ve 'kerim (üstün ve onurlu)' olan ecir de
onlarındır. (Hadid Suresi, 18) şeklinde bildirilmektedir. Allah
bir başka ayetinde ise tek üstünlüğün takva olduğunu bildirmektedir:
"En
insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık
ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde)
kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız,
(ırk ya da soysa değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz
Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Dolayısıyla
üstünlüğü fiziksel güçte ya da başka bir cahiliye kıstasında aramak
çok büyük bir yanılgıdır. Tek üstünlük Allah'ın bize bildirdiği
gibi imanın üstünlüğüdür. Bu da tüm iman edenler için çok büyük
bir şevk ve neşe kaynağı olmalıdır.
|