İMAN
EDEN İNSAN ÖFKEDEN SAKINIR
Yapılan
istatistikler ve araştırmalar özellikle son on yıl içerisinde şiddet
olaylarının arttığını göstermektedir. Medyanın gündeminden eksik
olmayan tartışmalar ve kavgalar, gazetelerin üçüncü sayfalarında
görmeye alışkın olduğumuz cinnet ve cinayet haberleri, başta Amerika
olmak üzere Batılı ülkelerde henüz okul çağındaki çocukların gerçekleştirdikleri
saldırılar sosyal yaşamda öfkenin ve şiddetin ne kadar yaygın olduğunu
gösteren örneklerdendir.
Dünya genelinde de şiddetin bu derece yaygın olması pek çok kişi
ve kurumu şiddet olayları ile mücadeleye yöneltmiştir. Bunun için
çeşitli konferanslar ve seminerler organize edilmekte, eğitim programları
düzenlenmektedir. Elbette eğitimin ve bireylerin bilinçlendirilmesinin
şiddet ile yapılacak mücadelede çok önemli bir rolü vardır. Ancak
asıl önemli olan bu eğitimin içeriğinin ve temelinin ne olduğudur.
Yazının devamında da ele alacağımız gibi şiddet ve öfke ile yapılacak
mücadelenin birinci adımı, insanları şiddete yönelten her türlü
akım ve ideoloji ile fikri alanda yapılacak olan mücadeledir. Bununla
birlikte insanlara gerçek sevgiyi, merhameti, şefkati ve güzel ahlakı
öğreten Kuran ahlakının insanlara etkin bir şekilde anlatılması
ve yayılması için çaba gösterilmesi gerekir. Böyle bir çalışma bir
yandan toplumda huzursuzluğa ve güvensizliğe neden olan, insanlara
tedirginlik veren her türlü unsurun tamamen ortadan kalkmasını sağlayacak,
bir yandan da toplumsal hayatın her alanında hoşgörü ve anlayışın
yaşandığı, insanlar arası ilişkilerde sevgi ve saygının asıl olduğu
bir sistemi hakim kılacaktır.
Topluma
Şiddet Aşılayan İdeolojiler
20. yüzyılda dünya büyük değişimlere sahne oldu. Bu değişimin temel
noktası ise, tüm dünyayı etkisi altına almaya başlayan faşizm ve
komünizm gibi materyalizm temelli ideolojilerdi. İnsanları din ahlakından
uzaklaştıran ve Allah'a karşı olan sorumluluklarını unutturan bu
ideolojiler için kavga, savaş ve çatışma son derece doğal kavramlardı.
Bu ideolojilerin toplumda hızla yayılmasında en önemli faktör ise,
söz konusu ideolojilere fikri dayanak sağlayan iddiaların -yanılgıları
ve yanlışlıkları vurgulanmadan- adeta tartışılmaz birer gerçekmiş
gibi okullarda okutulmasıydı. İnsanların gelişmiş birer hayvan olduğunu
ve ayakta kalmak isteyenlerin çetin bir mücadeleden geçmesi gerektiğini
öne süren, sadece güçlü olanların ayakta kalabileceğini ve bu nedenle
de herkesin olabildiğince acımasız ve güçlü olması gerektiğini iddia
eden akımların ürünü ardı ardına yaşanan dünya savaşları oldu.
Bu konuda yapmış olduğu çalışmalarla dünya çapında ilgi toplayan
değerli yazar Harun Yahya ise, Komünizm Pusuda adlı eserinde bu
ideolojilerin 20. yüzyıldaki etkilerini şu şekilde özetlemektedir:
Bu ideolojilerin doğurduğu sonuç ise ortadadır: Sürekli çatışmanın
olması gerektiğini savunmak, insanlığı tamamen ortadan kaldırmaya
doğru atılan bir adım, sonu gelmez bir 'kan dökme kuyusudur'. Bu
ideolojilere uyan herkes kaçınılmaz olarak sürekli birbiri ile çatışır,
birbirine zulmeder, ilerleme adına birbirinin kanını döker. Allah'ın
insanlara emrettiği sevgi, saygı, fedakarlık, paylaşma gibi insani
duygular, barış ve huzur tamamen ortadan kalkar. Nitekim geçtiğimiz
20. yüzyıl bu ideolojiler yüzünden yaşanan acı ve belalar dönemi
olmuştur. Oysa çelişkiler, vahşet ve katliam yapılmasını gerektirmez.
Zıtlıklar her yerde mevcuttur. Gece ile gündüz, aydınlık ile karanlık,
negatif ile pozitif, soğuk ile sıcak, iyi ile kötü hep vardır. Ancak
bu zıtlıklar, güzelliklerin vurgulanması, barış ve bağışlama gibi
güzel ahlak özelliklerinin ortaya çıkması için yaratılmıştır...
Harun Yahya'nın da belirttiği gibi günümüzde de insanlığa acı ve
gözyaşı getiren en önemli unsur, şiddet temelli bu ideolojiler olmuştur.
Bu ideolojilerin gerçek yüzünün ifşa edilmesi bu nedenle son derece
önemli bir çalışmadır. Ancak bununla birlikte bu belanın tek ve
gerçek çözümünün de insanlara sunulması gerekir. Bu çözüm Kuran
ahlakının öğrenilmesi ve yaşanmasıdır. Zıtlıklardaki güzelliklerin
ortaya çıkması ve bunların birer barış unsuru haline getirilmesi
de ancak bu şekilde mümkündür. Bu nedenle Kuran'da anlatılan güzel
ahlakın tarif edilmesi ve hayata geçirilmesi için çaba gösterilmesi
gerekir.
Şiddetin
Temeli Öfke ve İntikam Duygusudur
Toplumda şiddetin bu kadar yaygın olmasının en temel nedeni insanların
öfkelerine hakim olamamalarıdır. Pek çok insan öfkeyi son derece
olağan bir his olarak kabul eder ve hatta çoğu zaman öfkesine hakim
olması gerektiğini bile düşünmez. Oysa insan iradesini kullanarak
kolaylıkla öfkesine hakim olabilir. Özellikle iman eden bir insan
için bu konuda irade göstermek çok daha kolaydır. Her şeyden önce
öfkeyi yenmek, Allah'ın iman edenlere bir emridir:
Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler
ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir...
(Al-i İmran Suresi, 134)
Her şeyden önce öfkenin nefsin sesi olduğunun bilinmesi gerekir.
İman edenler, nefsin kendilerine her zaman kötülüğü, vicdanlarının
ise kötülükten sakınıp doğru yola uymayı ilham ettiğini bilirler.
Bu nedenle yalnızca vicdanlarının sesini dinler ve nefislerine uymaktan
şiddetle sakınırlar.
Nefiste kin, öfke, intikam, haset, kıskançlık, sevgisizlik, merhametsizlik,
saygısızlık, sorumsuzluk, bencillik ve nankörlük hakimdir. Nefsine
uyan bir insan yalnızca kendi çıkarlarını düşünen, kendisine yapılan
güzellikleri ve iyilikleri fark edemeyen, sevgiyi ve merhameti bencilce
yalnız kendisi için yaşamak isteyen ve o an ne hissediyorsa ona
kapılıp giden insandır. Yaptığı işlerde bir sonraki aşamada ne olacağını
veya yaptıkları nedeniyle kendisine ve çevresine nasıl bir zarar
vereceğini düşünmeden hareket eder. Kıskançlık duyduğunda, duygusallığa
kapıldığında veya öfkelenip kızdığında kendi üzerindeki kontrolünü
kaybeder. Bir anlaşmazlıkla karşılaştığında mutlaka kendi istediği
şekilde çözülsün ister, bir haksızlığa uğradığını düşündüğünde karşılığını
hemen fazlası ile almaya yönelir, karşılaştığı olaylarda nefis için
hak, adalet ve hoşgörü değil, kin ve intikam duygularının tatmini
önemlidir.
Görüldüğü gibi nefsine uyan kişinin iradesini kullanması mümkün
değildir. Güzel ahlak ise irade ve dikkat gerektirir. Sabır, fedakarlık,
tevazu, vefakarlık gibi erdemli davranışlar hep irade kullanılmasının
sonucudur. Vicdanına kayıtsız şartsız uyan kimse bu iradeyi göstermekte
zorlanmaz. Kendisini öfkelendirebilecek bir olayla karşılaştığında,
öfkesine hakim olup itidalli davranır, bir haksızlıkla karşılaştığında
haksızlığa aynısı ile değil hak ve adalet ile cevap vermesi gerektiğini
bilir. Bu bilinçle hareket eden insanların oluşturduğu bir toplumda
ise huzur ve güvenin egemen olacağı açıktır.
Sabır
ve Hoşgörü Öfkeyi Ortadan Kaldırır
Tüm bunların yanı sıra insan zaman zaman öfke duyabileceği ve kızgınlık
hissedebileceği olaylarla karşılaşabilir. Ancak sabırlı ve hoşgörülü
olmak bu tip olumsuz hisleri tamamen ortadan kaldırır.
Öncelikle mümin yaşadığı her olayın, gördüğü her şeyin, karşılaştığı
her anın belli bir kader ile yaratılmış olduğuna iman eder ve bunun
bilincinde hareket eder. Bu gerçek bir ayette şu şekilde bildirilmiştir:
Onların işlemiş oldukları her şey kitaplarda (yazılı)dır. Küçük,
büyük her şey satır satır (yazılı)dır. (Kamer Suresi, 52-53)
Dolayısıyla bir insan ilk bakışta haksızlığa uğramış gibi de görünse,
karşısındaki olay ya da kişi onu öfkelendirebilecek gibi de olsa
bunların hepsi Allah'ın kendilerine takdir etmiş olduğu kader ile
gerçekleşmektedir. Herkes kendi kaderine boyun eğmiştir. Bu durumda
iman eden bir kişinin başına gelen herhangi bir olaya veya karşısındaki
kişinin herhangi bir tavrına kızgınlık duyması, yaşadıklarından
dolayı öfkeye kapılması, hele de öfkesine hakim olmayıp kontrolsüz
tavırlarda bulunması mümkün değildir.
Bununla birlikte mümin hayatının her anında, kaderin bilincinde
olarak, karşılaştığı her duruma güzel bir sabır göstermekle yükümlüdür.
Çünkü Allah insanı her türlü durum ve koşulla deneyebilir. Sabırlı
olmak ve sabırda sebat göstermek ise karşılaşılan her türlü zorluğu
kolaylığa, her türlü kötülüğü güzelliğe çevirir. Mümin öfke duyulabilecek
bir durum karşısında sabır gösterip, hoşgörü ve bağışlama ile kendi
hakkında vazgeçtiğinde bunu Allah rızası için yapar. Allah'ın rızasını
kazanmak için yapılan her hareket insana bir iç huzuru ve vicdan
rahatlığı verir. Vicdanı rahat olan insan ise nasıl bir konumda
olursa olsun, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun iyilik ve
güzellik içindedir.
Yazı boyunca da vurguladığımız gibi güçlü bir iman, öfke ve şiddetin
olumsuz etkilerinden kurtulmanın tek ilacıdır. Kuran ahlakının insanlar
arasında yaygınlaşması, insanların Kuran'ı bilip öğrenmeleri ve
imanlarını güçlendirmek için çaba gösterip gayret etmeleri şiddetin
engellenmesinin en önemli yoludur.
|