Evrim
için deliller arayan kişilerin başlıca amacı, geçersizliğini bilip
de gözardı ettikleri bir teze hayat vermeye çalışmaktır. Evrimcilerin
son bir çaba ile bu teoriyi gündeme getirmeye çalıştıkları konferansa
katılan konuşmacıların her biri, aslında biyoloji ve mikrobiyolojiyi
bilen insanlardır. Hücrenin yapısını, insanın hatta en basit organizmanın
dahi nasıl oluştuğunu, yaşamak için hangi sistemlerinin çalıştığını
ve ne tip gereksinimlerinin olduğunu incelemişler, hatta bu konuda
uzmanlaşmışlardır. Elbette kendileri de canlılığın tesadüfen meydana
gelemeyeceğini, dinozorların zamanla kuşlara dönüşemeyeceklerini,
şu anki düzeni oluşturabilmek için ardı arkası kesilmeyen milyonlarca
"faydalı" mutasyonun meydana gelemeyeceğini şüphesiz
pek çok insandan daha iyi bilmektedirler. Kısacası dünya üzerindeki
muazzam düzenin ve kusursuzluğun -açıkça yaratılmışlığın- delilsiz
bir teori ile izahının yapılamayacağının farkındadırlar.
Teoriyi körükörüne savunanlar, yaptıklarının sonuç getirmediğinin,
geçmişte bir dönemde çeşitli aldatma yöntemleri ile topladıkları
taraftarların gitgide kendilerinden uzaklaşmakta olduklarının
farkındadırlar. Bu yüzden tüm çabaları Allah'ın varlığına ilişkin
delilleri ortadan kaldırmaya çalışmak ve dikkatleri mümkün olduğunca
farklı konulara çekebilmektir. Ancak kendi iddialarındaki tutarsızlıklar
o kadar alenidir ki, artık geçmiş söylemlerin tekrarı bir işe
yaramamakta, kendilerine kayıptan başka birşey getirmemektedir.
İşte bu kayıplarının bir kez daha gözler önüne serildiği konferansta,
evrim taraftarlarının geçersizliğini yine çok iyi bildikleri ama
savunmakta tereddüt etmedikleri bir başka konu daha vardı: Fosil
kayıtları. Bilindiği gibi dünyadaki fosil kayıtları en eski tarihlerde
omurgasız canlıların var olduklarını göstermektedir. Daha sonraki
dönemlerde omurgalı balıklarla karşılaşırız. Günümüze doğru yaklaştığımızda
da sürüngenler, kuşlar ve memelilerin fosilleri bulunur. İnsana
ait fosiller ise daha sonraki dönemlerde ortaya çıkar. Evrim teorisi,
paleontolojik temelini bu güzergah üzerine yerleştirmektedir.
Bu sıralamaya dayanarak hayali bir yorum ortaya atmakta, bütün
bunların birbirlerinden evrimleşerek uzun bir süreç içinde oluştuklarını
iddia etmektedir. Evrimciler bu şekilde kendilerine göre ortaya
oldukça "bilimsel" bir teori sunmuş olurlar!
Oysa fosil kayıtları detaylıca incelendiğinde evrimi tamamen yalanlar:
Yapılan yoruma göre; izlenen bu güzergahta var olan tüm canlılar
"evrim sıralamasına" göre dizilmişlerdir. O halde ya
bu dizilimde yerini alması gereken "ara geçiş formları"
nerdedir? Eğer evrimcilerin iddia ettikleri gibi zaman içinde
bir canlı diğer bir canlıya dönüştüyse, bu dönüşüm sırasında oluşan
ara fosillerin olması gerekmez mi? Teorinin mantığına göre uzunca
bir dönem yaşamış olması gereken bu ara geçiş formlara ait fosiller
neden bulunamamaktadır? Evet gerçekten de her nedense kesinlikle
tek bir ara geçiş fosili bile ortalarda gözükmemekte, varlıklarına
ilişkin en küçük bir ipucu dahi vermemektedirler.
Görüldüğü gibi fosil kayıtları, evrim teorisini desteklemekten
çok, böyle bir sürecin yaşanmadığını gözler önüne sermektedir.
Öyle ki, yukarıda da belirttiğim gibi evrim iddiasına göre türler
arasındaki evrim oldukça yavaş ve aşamalı olarak meydana gelmiştir.
Oysa Darwin'den bu yana 130 yıl boyunca ısrarla yapılan araştırmaların
sonucunda tek bir ara form dahi bulunamamıştır. Bir delil olarak
ortaya atılan fosil kayıtları aslında evrimcilerin gündeme dahi
getirmemeleri gereken bir gerçeği ortaya çıkarmaktadır. Fosil
kayıtlarındaki boşluk, canlılıkta evrimin sözkonusu olmadığını
açıkça ispatlamaktadır.
Bahsi geçen konferansta, hiçbir dayanağının olmadığı defalarca
ispat edilmesine rağmen, "son çare" olarak başvurulan
bir başka sözde delil, evrim teorisinin karadan havaya geçiş formu
olarak lanse ettiği bir kuş fosili olan Archaeopteryx'tir. 150
milyon yıl yaşında olduğu tahmin edilen bu kuş fosilini evrimciler,
küçük yapılı dinozorlara benzettiklerinden bunun dinozor-kuş bağlantısını
sağlayan bir ara geçiş formu olduğunu iddia etmektedirler.
Oysa Alan Feduccia gibi birtakım ünlü evrimcilerin dahi bu iddiayı
evrim konusunda bir utanç olarak görmesi, bu tezin vehametini
açık bir şekilde gözler önüne serer. Mantık ölçüleri dahilinde
makul karşılanamayacak olan bu tez, gerçekten de evrimcilerin
önemli bir utanç kaynağı olmasına rağmen, ülkemizde gerçekleştirilen
konferansta, ülkenin aydın bir kesimine kabul ettirilmeye çalışılmıştır.
Archaeopteryx, soyu tükenmiş uçucu bir kuştur, dinozordan kuşa
bir geçiş formu değil. Archaeopteryx'in uçucu bir kuş olduğu,
pek çok ünlü kuşbilimci tarafından fosilin özellikleri dikkate
alınarak açıkça belirtilmiştir. Evrimcilerin bu kuş için iddia
ettikleri sürüngen özellikler aslında Archaeopteryx'i bir sürüngen
yapmaz. Evrimcilerin bu konudaki öne sürdükleri sözde delil, Archaeopteryx'in
kanatlarındaki pençelerdir. Oysa günümüzde de pençe kanatlara
sahip pek çok kuş yaşamaktadır. Yine günümüzde yaşayan pençeli
kuşların bir kısmı, özellikle Avustralya'da yaşayan Hoatzin kuşu,
tıpkı Archæopteryx'deki gibi bir omurgaya sahiptir.
Sürüngenlerin en önemli özelliklerinden bir tanesi soğukkanlı
olmalarıdır. Yani vücut ısıları bulundukları ortama göre değişir.
Dolayısıyla vücutlarında vücut sıcaklığını belli bir seviyede
tutmaya yarayan tüy benzeri yapılar bulunmaz. Archaeopteryx'in
ise iskelet kalıntılarının beraberinde, korunmuş tüy kalıntıları
da bulunmuştur. Bu da Archaeopteryx'in sıcakkanlı bir kuş olduğunu
göstermektedir.
Tüm bunların yanı sıra Archaeopteryx'den daha sonra bulunan ve
daha önceki bir döneme ait olan kuş fosilleri zaten tam anlamıyla
bu iddiayı yalanlamaktadır. Evrimcilerin kuşların atası saydıkları
Archaeopteryx'den daha önce de kuşlar yaşadığı bugün kesin olarak
bilinmektedir. Fosili bulunan bu kuşlardan yaşı 225 milyon yıl
olarak hesaplanan "Protoavis", evrimcilerin inançlarını
derinden sarsmıştır. Çünkü yine evrimci kaynakların verdiği tarihlere
göre Protoavis, yeryüzündeki ilk dinozorlardan bile daha yaşlıdır.
Bu ise, kuşların dinozorlardan evrimleştikleri iddiasını tam anlamıyla
çürütmektedir. Daha sonra bulunan birçok fosil, günümüzdekilerle
aynı özellikleri taşıyan kuşların geçmişte de yaşadıklarını, hatta
Archaeopteryx'den daha önceki dönemlere ait olduklarını ortaya
koymuştur.
Bütün bunlar Archaeopteryx'in sadece soyu tükenmiş bir kuş türü
olduğunu açıkça göstermektedir. Dolayısıyla konferans boyunca
"en temel" deliller olarak ortaya atılan iddialar yanılgının
kökenini gözler önüne sermektedir. Bu teorinin zorlama delilleri,
yıllardır hiçbir aşama kaydedemeden açıkça "yerinde saymaktadır".
Ancak elbette yıllardır tekrarlanan bu aldatmaca daha fazla devam
edemeyecek, hiçbir delili olmayan bu teorinin gerçek yüzü, bilimin
gerçek taraftarları tarafından tüm insanların görebileceği şekilde
deşifre edilecektir.