Önceki
yazılarımda da belirttiğim gibi, canlılığın yegane kanıtı olarak
öne sürülen evrim teorisi açıktır ki hiçbir delile dayanmamaktadır.
İnsanlara küçük yaşlardan itibaren, çeşitli yöntemlerle verilen
telkin o kadar yoğundur ki, pekçok kişi bu teorinin doğruluğundan
şüphe etmemekte bunu tartışmaya bile açmamaktadır. Hakim olan
bu görüş, verilen telkinler, gösterilen çabalar aslında tek bir
gerçeğin göstergesidir: İnkarcılar dünya üzerinde sadece ve sadece
Allah'ı inkar etmeye yönelik bir çaba içindedirler. Yaşamlarını
bu uğurda harcamakta ve bunu gerçekleştirebilmek için hiçbir yöntemden
kaçınmamaktadırlar. Oysa hiçbir şey kendi planlarına uygun olarak
gerçekleşmeyecektir. Allah'ın bu konuda Kuran'da verdiği vaad
şöyledir:
"Küfürde
'büyük çaba harcayanlar' seni üzmesin. Çünkü onlar, Allah'a hiç
bir şeyle zarar veremezler. Allah, onları ahirette pay sahibi
kılmamayı ister..." (Al-i İmran Suresi, 176)
Nitekim
bu vaad şu an gerçekleşmektedir; evrim taraftarları gösterdikleri
tüm çabalara rağmen 'delilsiz teorileri'ni ayakta tutamamaktadırlar.
Evrimi savunmak için yaptıkları herşey, geçmiştekilerin bir tekrarından
başkası değildir. Bunun farkında olan ve gitgide bilinçlenen insanlar,
artık kendilerine sunulan asılsız iddiaları dikkate almamakta,
gerçeği kendileri araştırıp bulmaktadırlar. Gerçeği araştırıp
bulan her insan kuşkusuz yaratılışın en üstün delilleriyle karşı
karşıya gelmekte, Allah'ın varlığını ve büyüklüğünü her defasında
daha muazzam delillerle görmektedir. Evrimi savunan binlerce insan,
sayısı belli birkaç sözde delili korumaya tüm yaşamlarını adamışlar,
sonu gelmeyen gayretlerine rağmen evrime geçerli bir kanıt bulamamışlardır.
Oysa "Yaratılış" gerçeği sayısız kanıtla ispatlanmakta,
her geçen gün çok daha yeni deliller gündeme gelmektedir. Bunları
görmek için uzman olmaya da gerek yoktur. Sıradan bir insan bile
bu açık delilleri kolaylıkla farkedebilir.
Ancak bu açık delilleri görmemezlikten gelmeye çalışanlar evrimle
ilgili sözde delilleri gündeme getirmeye devam etmektedirler.
Önceki yazılarımda bahsettiğim konferansta ortaya atılan ilginç
bir iddia, Archaeopteryx gibi "daha binlerce ara geçit formunun
varolduğu" idi. Bu binlerce ara forma "at serileri"
de bir örnek olarak verilmişti. Bu iddiada unutulan bir nokta
vardı ve bu, evrimciler açısından büyük bir hataydı. Çünkü bu
nokta iddiayı tutarsız olmaktan çok, "komik" bir hale
getirmekteydi. Şimdiye kadar evrimcilerin iddia ettikleri evrimleşme
safhalarına kanıt teşkil edebilecek "tek bir ara geçit formuna
dahi" rastlanmamıştı. Archaeopteryx, daha önceki yazımda
bahsettiğim gibi, ara geçit formundan çok soyu tükenmiş bir kuş
özellikleri taşımaktaydı. Kuşkusuz aynı şeyler 'at serileri' için
de geçerliydi.
Burada atın evrimi ile ilgili ortaya atılan iddia da Archaeopteryx'de
olduğu gibi tutarsız ve delilsiz temellere dayanmaktadır. Bir
zamanlar oldukça popüler olan at serisi iddiasını günümüzde evrimcilerin
pek çoğu dahi kabul etmemektedir. Öncelikle atların atası olarak
kabul edilen köpek büyüklüğündeki hayvan, Afrika'da yaşamakta
olan Hyrax isimli bir hayvana olağanüstü benzemekte, hatta pek
çok kişi tarafından Hyrax olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca bulunan
modern at fosilleri, modern at ile onun sözde atalarının aynı
dönemde yaşadığını göstermektedir. Tırnak sayıları hakkında yapılan
incelemeler de atın evrimi efsanesini ortadan kaldırmaktadır.
Atın sözde atası beş tırnaklıdır; modern at ise tek tırnaklı.
Bu durumda at serisindeki sıralamada sözde ataların tırnak sayılarının
devamlı azalmış olması gerekmektedir. Oysa evrimcilerin kendi
yorumlarıyla oluşturdukları serilerde bu sıralama tamamen bozulmakta
hatta bazen modern atın kendi atalarından daha önce yaşamış olduğunu
gösteren anlamsız sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Kısacası bu teori
ile ilgili gündeme getirilen sözde deliller, üzerinde tartışılamayacak
kadar zorlamadır.
Konferansta bütün bu zorlamalara rağmen "binlerce ara geçit
formlarından" bir tanesi olarak ortaya atılan bir başka delil
de Coelacanth isimli bir balıktı. Evrimciler tarafından sudan
karaya geçit formu olarak kabul edilen bu balık, 1930'lu yılların
sonuna kadar bütün bilim çevrelerinde tartışmasız kabul edilmişti.
Ancak 22 Aralık 1938'de Hint Okyanusu'nda, yetmiş milyon yıl önce
soyu tükenmiş bir ara geçiş formu olarak tanınan Coelacanth'ın
'CANLI' bir üyesi bulundu. Yıllardır bulunabilen yegane ara geçit
formu olarak kabul edilen, evrimci çevrelerde büyük bir delil
olarak coşku yaratan bu balığın, günümüzde halen yaşadığını öğrenmek
evrimciler için bir "şok"tu şüphesiz. Ama gerçekler
ortadaydı. Evrimin gerçekleşmiş olduğuna dair "tek bir delil
dahi" yoktu.
Evrim taraftarları bu büyük gerçeklere rağmen, gözlerini kapamakta,
kulaklarını tıkamakta, kendi teorilerini çürüten fosil örneklerini
açıkça gözardı edip, "yorumlayabilecekleri fosilleri"
delil olarak kabul etmektedirler. Ancak bu da kendilerine fayda
sağlamamakta, yoruma açık kabul ettikleri fosiller dahi evrimi
çürütmektedir. Ancak bu konferansta da açıkça görüldüğü gibi evrimciler
aynı konuşmaları yapmaktan, aynı tutarsızlıkları gözler önüne
sermekten sıkılmamakta, daha doğrusu bunu yapabilmek için daha
iyi ve tutarlı bir yöntem bulamamaktadırlar. Böyle bir konferansa
muhtemelen hangi evrimci katılırsa katılsın, evrim teorisi için
insanlara aynı iddiaları tekrar edecektir. Bunun bir yanılgı olduğunun
farkında olduğu halde bu gerçekten hiç bahsetmeyecek, insanlara
yalnızca bir aldatmaca sunacaktır. Teoriyle yeni tanışan insanlar
da, kendilerine bir türlü mantıklı gelmeyen evrim teorisini birkaç
temel üzerine oturtmaya çalışacaklar, ama bunun imkansızlığını
açıkça göreceklerdir.
Oysa 'Yaratılış'ın delilleri, günlük yaşantımızda karşılaştığımız
herşeyde mevcuttur. Bunun için zorlama deliller aramaya, türlü
çeşit yorumlar çıkarmaya ihtiyaç yoktur. Allah'ı inkarda çaba
harcayanlar ise bu dünya üzerinde başarısızlığa uğramaya mahkumdurlar.
Uğrunda çaba harcadıkları her konu kendi aleyhlerine dönmekte,
başarı beklerken başarısızlığa uğramaktadır. Bütün bunlar büyük
bir gerçeği ortaya koymaktadır; kuşkusuz Allah inkarcıların kendi
düzenlerini boşa çıkarıcıdır.
|